28-03-2024
İsmet Berkan

Bastır parayı, çık televizyona

Bastır parayı, çık televizyona

Teoriye bakacak olursanız her şey çok güzel, medyanın varlığı ise kutsal.

Teoriye göre vatandaşlar özellikle seçim zamanında tarafsız medyayı takip edecek, seçimde hangi partiye veya adaya oy vereceklerini medyadan edindikleri bilgiler sonucunda belirleyecekler.

Yani medya bu denli kutsal bir iş yapıyor; ülkede demokrasinin işlemesinde ve vatandaşlarının kararlarını bilgiye dayalı olarak oluşturmasında çok önemli bir görev görüyor.

Kağıt üzerinde bir görev çoğu zaman medya mensuplarının ‘Ama biz kamu görevi yapıyoruz’ diyerek türlü çeşitli ayrıcalıklar istemesinin ve daha fenası bu ayrıcalıklara sahip olmasının temelini oluşturur.

Peki ama medya teoride yer alan bu kutsal görevini yapar mı? Okuyucusunu, izleyicisini tarafsız bir gözle bilgilendirip sahiden onların kararlarını duygularının değil bilgilerinin ışığında vermesine yardımcı olur mu?

Bu soru çok uzun bir tartışmanın ve uzun bir tarihin konusu, ben kendi görüşümü kısaca açıklamakla yetineyim, konuyu uzatmayayım: Hayır, olmaz!

Üç gün sonra oy vermeye gideceğiz. Bu yazıyı burasına kadar okuduysanız kendi kendinize sorun: Oy vereceğiniz partiyi ve adayı medyadan edindiğiniz bilgiler sonucu, diğer parti ve adayları değerlendirdikten sonra mı belirlediniz?

Hayır, öyle yapmadınız.

İsteseniz de yapamazdınız; çünkü medyada bütün adayları göremediniz, görebildiklerinizi değerlendirmeniz için de size yeteri bilgi aktarılmadı.

Elbette çok uzun zamandan beri onlarca, hatta yüzlerce farklı medya kanalının olduğu ve ilk bakışta çoğulcu gibi gözüken bir ortamda yaşıyoruz. Yani, çok meraklıysanız şehrinizi yönetmeye talip olan adayları farklı farklı kanallardan izleyip değerlendirme şansına sahip olabilirdiniz; tek kanala kimse mahkum değil.

Ama sahiden böyle saygıdeğer bir çabaya girseniz, internette YouTube kanallarında saatler geçirmeye razı olsanız bile başarılı olamazdınız.

Çünkü bu seçimde medya, belki tarihimizde ilk kez, topyekûn ‘medya’ olmaktan vazgeçti, onun yerine bir reklam tabelasına dönüştü.

Üç gün sonraki seçimde 30 büyükşehir, 51 il, 973 ilçe, 390 belde belediye başkanı seçeceğiz. Bu ülke çapında on binlerce aday demek. (Sadece İstanbul’da büyükşehir seçim pusulasında 46 kişinin adı olacak.)

Geçenlerde Karar yazarı Yıldıray Oğur’un yazısında okudum, kendisi de gazetesinin YouTube kanalında haftada üç gün program yapan Oğur bazı adayları programlarında ağırlamak istediklerinde adayların döne döne teşekkür ettiğini anlatıyordu.

Oğur neden sonra bu aşırı teşekkürün sebebini öğrenmişti: ‘Çünkü siz para istemiyorsunuz…’

Evet, bu seçimde ilk kez düne kadar ‘ana akım’ kabul edilen Ak Parti yanlısı veya karşıtı fark etmeksizin bütün haber kanalları ekrana çıkardıkları her belediye başkanı adayından para aldı.

Bir gün ansızın Şanlıurfa’nın bir ilçesinin başkan adaylarından birini haber kanalında ilçesiyle ilgili projelerini anlatırken görüp duyduysanız bilin ki o aday en azından 150 bin lira karşılığında bu yayına çıkarıldı.

Eğer akşam saatlerinde, yani TV açısından daha kıymetli saatlerde bir aday gördüyseniz bilin ki 250 bin lira para ödedi o aday TV’ye çıkmak için.

Sizin de beğendiğiniz sabah programcısının canlı yayınında gördüğünüz adayın ödediği para bundan da fazla.

Bu öyle bir kanala iki kanala özgü bir durum değil; bütün haber kanalları bu yerel seçimi devasa bir reklam kuşağına dönüştürdü.

Yıldıray Oğur’un yazısından aktarıyorum:

‘Belediye başkan adaylarını ulusal haber kanallarına çıkarmak için ücretler 150 bin ile 250 bin arasında gidip geliyor.

Bazı kanallarda çıkılacak programa, popüler spikerlere göre tarifeler değişiyor.

Akşam kuşakları daha pahalı iken, gündüz kuşaklarında bir 10 dakika konuşmak daha az maliyetli olabiliyor.

Hatta bu işte aracılar bile ortaya çıkmış.

Bir televizyon programına konuk olmak artı bir gazeteye haber olmak diye paketler bile satılmaya başlanmış.

Bu iddiaları kontrol etmek ise çok zor olmadı.

Konuştuğum belediye başkan adayları, basın sorumlularının tamamı bunu artık olağan bir iş kampanya kalemi olarak kabul etmişlerdi.

Herkes bütçesine göre kanallara çıkıyor.

Hatta bir basın danışmanı “Onlar gelip bizden parayla konuk olmamızı istemiyorlar, biz sesimizi duyurabilmek için başvuruyoruz, rica ediyoruz, onlar da bize bu tarifeleri sunuyorlar” diyerek durumun aslında herkes için ne kadar efektif bir çözüm haline geldiğini anlattı.’

Görüyorsunuz, ‘Yeni Türkiye’ bu.

Yarın biri merak edebilir, ‘Türkiye’de medya neden yok oldu’ diye sorabilir.

Hükümete ve onun uyguladığı mali baskıya kızalım tabii ama çuvaldızı kendimize batırmadan olmaz.

Ak Parti’nin ve medyasının ikna gücü

Ak Parti’nin ve medyasının ikna gücü

Üç gün sonra oy vermeye gidiyoruz. Ben ömrümün en renksiz, en siyasetsiz seçim kampanyalarından birine tanık oluyorum, bilmiyorum sizin hissiniz ne…

Bu genel heyecansızlık içinde partiler ve onların iletişim ekipleri de çırpınıyor, ilgi uyandıracak, tartıştıracak konu peşine düşüyor. Ama kolay değil. Milletçe üzerimize 28 Mayıs 2023 sonrası bir heyecansızlık sindi, bunu kaldırmak görebildiğim kadarıyla hala mümkün olmadı.

Ak Parti heyecansız seçim içinde kendince bir ‘skandal’ buldu, günlerdir bunun üzerine gidiyor.

Önce bulunan ‘skandal’ı duymayanlara hatırlatayım: 

Cumhuriyet Halk Partisi bundan beş yıl önce İstanbul’da bir il binası satın almış. Bu binanın alımı sırasında ödenen paranın bir bölümü elden ve nakit olarak, satıcıyı temsil eden avukata onun bürosunda teslim edilmiş. Avukatın bürosundaki güvenlik kamerası bu paraların teslimini, teslim öncesi sayılmasını kayda almış.

‘Skandal’ işte bu kayıtların ortaya çıkması.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan bakanlara ve adaylara kadar Ak Parti’den bu konuyla ilgili konuşmayan kalmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan her miting konuşmasında para balyalarını anlatıyor, çeşitli imalarda bulunuyor.

Amacı seçim ortamına heyecan katmak, CHP’yi yolsuzlukla yan yana getirmek.

CHP sütten çıkmış ak kaşık değil. Nitekim Ekrem İmamoğlu söz konusu bina alımı sırasında yapılanın ‘usulsüz’ olduğunu kendisi söyledi zaten. Siyasi partiler bağış toplama ve paralarını harcama konusunda sıkı denetlenen yerler. Bu nakit paraların orada olmaması gerekiyor, çünkü parti herhangi bir vatandaş gibi hareket edemez.

Sadece bu da değil. Ayrıca nakitle bu alışverişleri yapmak, belli bir miktar aşıldığında zaten yasa dışı. Hele tapu işlemlerinin nakitle yapılması yasaya tamamen aykırı.

Nitekim bu yüzden CHP büyük ihtimalle ceza alacak, Anayasa Mahkemesi onu Hazine yardımının bir bölümünden mahrum bırakacak en azından. Ancak tanık olunan şey tatsız bir şey olmakla birlikte büyük ve ciddi hukuki sorunlar doğurması beklenmeyen bir şey. Onu hatırlatalım.

Ama ne gam, seçim ortamına heyecan katma çabasında Ak Parti’den ve Cumhurbaşkanından daha heveslisi var: Ak Parti medyası.

Televizyonları, gazeteleri, web siteleriyle neredeyse başka hiçbir konu yokmuş gibi günlerdir aralıksız bu konuyu işliyorlar.

Benim gibi mesleğiniz gereği bu haber kanallarını, gazeteleri ve web sitelerini dikkatle izlemek zorundaysanız kaçınılmaz biçimde onların yaratıcılıklarına şapka çıkarıyorsunuz.

Dediğim gibi aslında birkaç paragrafta özetlenebilecek beş yıllık bir ‘haber’ bu. Ama Ak Parti medyası bu eski habere Watergate skandalı muamelesi yapıyor sanki, her güne hatta her saate ‘yeni’ yeni unsurlar ekleyerek yayınlarına devam ediyor.

Her seferinde daha iddialı manşetler, ekranda beliren ‘şok şok şok’ yazıları eşliğinde oluyor bütün bunlar.

Şundan emin olabiliriz: Bu CHP’nin para balyaları meselesini son kez cumartesi günü göreceğiz, sonra bu konu Anayasa Mahkemesi karar verene veya İstanbul’da bir sürü insanı sorguya çeken savcılar bir şey yapana kadar unutulacak gidecek.