
Suriyeli Kürtlerin vatandaşlık hakları, Türkiyeli Kürtlerin vatandaşlık hakları
Suriye’de süregelen Kürt-Arap geriliminin, iş savaşın yeniden başlama endişelerinin ve Kürtlerle Araplar arasında aktif olarak devam eden silahlı çatışmaların ortasında dün ülkenin geçici Cumhurbaşkanı Ahmet Şara ülkedeki Kürtlerin Suriye vatandaşı olmaktan doğan hakları konusunda önemli bir kararname yayınladı.
Şara’nın kararnamesi özetle şöyleydi:
1. Suriyeli Kürt vatandaşlar, Suriye halkının temel ve asli bir parçası kabul edilir. Kültürel ve dilsel kimlikleri, çok yönlü ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.
2. Devlet, kültürel ve dilsel çeşitliliğin korunmasını taahhüt eder; Kürt vatandaşların ulusal egemenlik çerçevesinde miraslarını, sanatlarını yaşatma ve ana dillerini geliştirme hakkını güvence altına alır.
3. Kürtçe, ulusal bir dil olarak kabul edilir. Kürt nüfusunun kayda değer oranda bulunduğu bölgelerde, devlet ve özel okullarda seçmeli ders veya eğitsel-kültürel faaliyet kapsamında öğretilmesine izin verilir.
4. Haseke ilinde 1962 genel nüfus sayımından kaynaklanan tüm istisnai yasa ve tedbirler yürürlükten kaldırılır. Suriye topraklarında ikamet eden Kürt kökenli tüm vatandaşlara, kaydı kapalı olanlar dâhil olmak üzere, Suriye vatandaşlığı verilir; hak ve yükümlülükler bakımından tam eşitlik sağlanır.
5. “Nevruz Bayramı” (21 Mart), baharı ve kardeşliği simgeleyen ulusal bir bayram olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tüm bölgelerinde ücretli resmî tatil ilan edilir.
6. Devletin medya ve eğitim kurumları kapsayıcı bir ulusal söylemi benimsemekle yükümlüdür. Etnik veya dilsel temelde her türlü ayrımcılık ve dışlama kanunen yasaktır. Ulusal ayrışmayı körükleyenler yürürlükteki yasalar uyarınca cezalandırılır.
7. İlgili bakanlıklar ve yetkili kurumlar, bu kararnamenin hükümlerinin uygulanmasına ilişkin gerekli yürütme talimatlarını, kendi yetki alanları dâhilinde çıkarır.
***
Tarihte Suriye diye bir ülke yok, ‘Suriyeliler’ diye bir halk da yok. Burası 1. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı’yı paylaşan Fransa ve İngiltere’nin yarattığı bir dizi yapay Arap devletinden biri. (Diğerleri Lübnan ve Ürdün, hatta belki Irak.)
Halep ve Şam, Arap milliyetçiliğinin doğduğu, geliştiği çok önemli entellektüel merkezler o zamanlar. Sonradan Suriye halklarının Araplar arasında ikinci, üçüncü, hatta beşinci sınıflığa düşmesinin hazin bir öyküsü var ama bu yazının konusu o değil.
Genç Suriye devleti önce Fransızlar tarafından yönetiliyordu, sonra İngilizler ellerini içine soktular. İki emperyal güç arası mücadelede Suriye’deki yönetim şekillendi. Yeni Suriye’nin en büyük endişesi Türkiye idi.
Türkiye ile sınır çizgisi, Fransızlarla Mustafa Kemal’in imzaladığı Ankara Antlaşmasıyla çizilmişti ve bir coğrafi engeli veya doğal sınırı değil, İstanbul-Bağdat demiryolu hattını esas alıyordu.
Bu demiryolu hattının bir bölümünde de Kürtler yaşıyordu ve sınır o Kürt aileleri ortasından ikiye böldü. Suriye yönetimi sınırın kendi taraflarında kalan o Kürtleri hep “Türk ajanı” gördü, aynen bizim Hatay’da yaşayan Arap kökenli Nusayrileri (Alevileri) gördüğümüz gibi.
Ama Suriye yönetiminin Türkiye’den farkı şuydu: O Kürtlere vatandaşlık hiçbir zaman vermedi, onları yok saydı, 100 yıl boyunca ülkeyi kim yönetiyor olursa olsun Kürtleri “Türkiye ajanı” olarak görüp baskı altında tuttu. Onlara basit bir kimlik kartını bile çok gördü.
Tam da bu sebeple Suriye’de Kürtlerin sayısı hakkında rivayet muhtelif. Batılı kaynaklar onların nüfusun yüzde 10’unu oluşturduğunu söylüyor, Türkiye’ye göre ise Kürtlerin sayısı 1 milyon bile değil, nüfustaki oranları ise yüzde 5-7 arasında.
Hatırlayanlar çıkacak, bu köşede defalarca Suriye nüfusunun yüzde 10’uyla ülke topraklarının üçte birine sahip çıkmaya kalkışan ve Amerikalıların koyduğu isimle kendilerine SDG diyen ama aslında PKK hakimiyeti altında olan grubun gerçekçi olmadığını söyledim. Suriye’de Kürtler kendi varlıklarıyla orantılı bir toprağa dönmedikçe bir Kürt-Arap çatışmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.
Suriye’nin yeni yönetimi bu çatışmadan elinden geldiğince kaçınıyor. Bir yılı aşkın süre geçti, SDG hala Suriye’nin üçte birinde yarı devlet bir yapıyla hüküm sürüyor, 250 bin memur ve askere maaş veriyor, vergi topluyor, belediye hizmetinden eğitime ve güvenliğe bir devletten beklenecek şeyleri yapıyor.
O SDG biraz uluslararası güç dengesinin, adıyla söyleyeyim Amerika’nın ve kısmen İsrail’in verdiği güvenle, biraz da kendi gücünü abartılı biçimde yansıtarak yeni Suriye anayasasında pazarlık yapıyor ve bugün mevcut olan özerkliğini yeni Suriye içinde bir federe bölgeye dönüştürmek istiyor. Şam ise birinci günden beri bunu vermeyeceğini, yeni Suriye’nin eskisi gibi “üniter” bir devlet olacağını söylüyor, Kürtlere vatandaşlıktan doğan bir takım Anayasal hakları verebileceğini söylüyor.
Şara’nın dün SDG’nin çatışmaya son verip Fırat’ın doğusuna geçeceğini açıklamasından önce duyurduğu kararname işte bu yolda atılmış bir adım.
***
Kürtler Türkiye’de bir hesaba göre nüfusun yüzde 20’sine yakın bölümü oluşturuyor, toplam Kürt nüfusunu 20 milyon olarak veren rakamlar da var.
Şara’nın ilan ettiği ve Suriye’de en iyimser ihtimalle nüfusun yüzde 10’u olan Kürtlere tanınan kültürel hakların hiçbiri Türkiye Kürtleri için söz konusu değil. Resmi dairelerde Kürtçe dilini kullanamazsınız, en basit formlar bile çift dilli değildir ülkemizde, uçaklarda Kürtçe anons yapılmaz, Kürtçe eğitim dili değildir, okullarda seçmeli ders bile değildir.
Devlet Kürtçeyi ve Kürt kültürünü yaşatmak, geliştirmek, yüceltmek için hiçbir yükümlülük altında değil ülkemizde.
Oysa bu saydığım konuların bir pazarlık konusu olması bile utanç verici; çünkü Ahmet Şara’nın tanıdığı ama Türkiye’nin tanımadığı bu haklar insan haklarının doğal parçaları.
100 yıl önce Kürtleri ‘Türkiye ajanı’ olarak gören ve Türkiye korkusuyla onlara vatansız insan muamelesi yapan Suriye bugün bu noktaya geldi.
100 yıl önce Türkiye, ‘Kürt ile Türk birdir’ deyip Musul-Kerkük’te hak iddia ediyordu, oradan temel kültürel hakları ve uzunca bir süre Kürt diye bir varlığın inkarına kadar gitti. Kültürel haklar hala inkar ediliyor ülkemizde.
Suriye korkusunu aştı, Türkiye kendine olmadık bir korku edindi, son 50 yılımız bu bölünme korkusu ve “Hain bölücü Kürtler” laflarıyla geçti. Daha iki yıl önce Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan seçim meydanlarında “DEM Partiye oy veren teröristler”den söz ediyordu, unutmayın.
Biraz tarih bilgisi ve biraz insanlık hepimize lazım.

