23-01-2026
İsmet Berkan

Gazete nedir, iktidara medya denetimi nasıl yapılır?

Gazete nedir, iktidara medya denetimi nasıl yapılır?

Türkiye’de olmayan ve yapılamayan bir şeyden söz ediyoruz.

Ülkemizde gazete, gazetecilik ve gazeteler eliyle iktidarın denetlenmesi son derece sistematik çalışmalar sonucunda yok edilmiş durumda.

Ak Parti ve Tayyip Erdoğan iktidarı eleştirel medya istemediğini daha birinci günden göstermişti. Çabasını eleştirel medyayı yok etmeye ayırdı, sadece kendisine sürekli övgüler yağdıran, yaptığı her şeyi onaylayan ve toplumsal rıza üretmesine yardımcı olan medya yaratma süreci bence ikincil önemdeydi onlar için.

İki konuda çok sistematik hareket ettiler.

Birincisi medya sermayesini baskı altına aldılar ve o sermayeden ‘Gazetecileri kontrol altında tutmasını’ istediler. Bunu yapamayanlar cezalandırıldı. Tek başına Aydın Doğan 1,5 milyar dolar vergi cezası ödemek zorunda bırakıldı. Bu yetmeyince Aydın Doğan’ın kendisi ve ailesi hapis tehdidine uğratıldı, haklarında olmadık uydurma davalar açıldı.

Sonuç: Son bağımsız medya sermayesi diyebileceğimiz Aydın Doğan’ın sektörden tamamen çıkması oldu. Medya sermayesinin el değiştirmesi böyle tamamlandı.

İkinci konu daha da önemliydi: Gazeteciler özenle bilgiden uzaklaştırıldı. Bilgi erişilemez dağların arkasına gizlenince bir kısım gazeteci kendi denetim görevini ‘muhalif’ olmakla karıştırdı ve bilgiye dayanmayan veya eksik bilgiye dayanan eleştiriler ‘muhalefet’ diye ortalığı kapladı. Bundan da fenası, o ‘muhalif’ gazetecilerin önemli bölümü işin kolayına kaçıp kendilerini ülkedeki kültür savaşının taraflarından biri haline getirdi.

Böylece iki kutuplu ve bir hayli politize bir medya ortamı çıktı. Bunun  sonucu medyanın güvenilmezliğinin, tarafgirliğinin tescil edilmesiydi.

Gazete ve televizyonların güvenilmezliklerinin, siyaseten taraflı olduklarının tescili bu büyük endüstrinin ekonomik olarak çökmesini beraberinde getirdi. Yeni medya sermayesinin bu iş kolundan para kazanmak ve böylece bağımsız kalmak gibi bir kaygısı yoktu, ülkemizde ve dünyada değişen teknolojiye uyum sağlayacak yatırımların hiçbiri yapılmadı. Reklam gelirlerini kaybeden gazete ve televizyonlar okuyucu/izleyici geliri elde etmek için hiçbir çabaya da girmedi ve endüstri ekonomik olarak anlamlı bir iş kolu olmaktan çıktı. Geriye tek kişilik, üç beş kişilik bazı web siteleri, 30-40 gazeteciyle dönen haber televizyonları kaldı.

Bugün iktidarın bilgi üzerinde öyle bir tekeli var ki, okuduğunuz ‘haber’lerin yüzde 100’e yakın bölümü bağımsız gazeteciler tarafından değil üç haber ajansında çalışanlar tarafından yazılıyor. O yüzden nereyi açsanız aynı haberle karşılaşıyorsunuz.

Türkiye’de demokrasiyi temelinden sakatlayan bu durum artık neredeyse olağanlaştı, şikayet edenlerin sayısı azaldı, çare öneren kimse ise kalmadı gibi bir şey.

Ama dünya öyle değil. Tam tersine, dünyanın sağlıklı demokrasilerinde gazetecilik ve gazete, belki de ekonomik olarak en güçlü, dolayısıyla en bağımsız olduğu dönemi yaşıyor. Yeni teknolojiyi kendi lehlerine kullanmayı başaran çok sayıda önemli örnek var dünyada.

Bu ekonomik bağımsızlık da beraberinde iktidardan korkmamayı, gerçeğe ve bilgiye dayalı biçimde iktidarları denetlemeyi sürdürmeyi, bu denetimi yaparken siyaseten taraf olmaya ihtiyaç duymamayı beraberinde getiriyor.

Bakın, daha üç gün önce mesleğim açısından örnek niteliğinde çok önemli bir olay yaşandı.

Amerika’da Başkan Donald Trump’ın göreve gelişinin birinci yılı tamamlandı 20 Ocak günü.

O gün, 15 milyona varan para ödeyen dijital abonesi sayesinde dünyanın belki de iktidarlardan ve muhalefetlerden en bağımsız gazetesi  olan The New York Times ile 10 milyonu aşan para ödeyen dijital abonesi olan, ekonomik anlamda tarihinin en parlak dönemini yaşayan, bir patronu olmasına rağmen patronundan bile bağımsız olan The Wall Street Journal gazeteleri Trump’ın birinci yıl dönümünü önemli değerlendirmelerle geçirdi.

The New York Times’ın o gün yayınladığı başyazı bugün 10Haber’de tam metin yer alıyor. Açın okuyun, Trump’a yönelik kişisel servetini arttırma eleştirisi hiç de afaki değil, tamamı belgeye ve bilgiye dayalı şeyler. Gazetenin hesabına göre Trump göreve başladığından beri servetine 1,4 milyar dolar eklemiş.

Gazete eski başkanlardan Truman’ı örnek göstermiş. Truman başkanlıktan ayrıldığında otomobili bile yokmuş, evine trenle dönmüş. Kendisine gelen iş tekliflerinin tamamını reddetmiş, ‘İşe beni değil eski başkanı almaya çalışıyorlardı’ demiş.

Oysa Trump, Katar’dan hediye olarak kabul ettiği 400 milyon dolarlık uçağı başkanlık dönemi bittikten sonra yanında alıp gidecek.

The Wall Street Journal’ın pozisyonu ise daha ilginç. Çünkü bu gazete daha solcu kabul edilen The New York Times gibi değil; aksine muhafazakar bilinen, Trump’ın partisi Cumhuriyetçi Parti’ye, Amerikan klasik sermaye çevrelerine yakın bir gazete. Ama bu demek değil ki Cumhuriyetçi Parti’ye ve Trump’a açık çek veriyor. Gazetede sık sık Trump yönetimini ve Trump’ın bizzat kendisini rahatsız eden haberler çıkıyor. Ayrıca gazetenin editoryal kurulu da sık sık Trump’ı eleştiren baş yazılar yayımlıyor.

Bu gazete Trump’ın birinci yıl dönümünde müthiş bir araştırmacılık örneği sergiledi ve Başkan Trump’ın son bir yılda sosyal medyasından yazdığı 6 bin mesajı tek tek inceledi.

365 günde 6 bin sosyal medya paylaşımı yapmak, en sosyal medya meraklısı ergenin bile kolay beceremeyeceği bir şey ama başkan Trump yapmış. Pek çok örnekten biliyoruz, Trump mesajlarını da kendisi yazıyor, öyle danışmanlara falan bırakılmış bir iş değil bu.

Trump sosyal medyasında o an izlediği TV programı hakkında da yazabiliyor, bir yabancı ülkeyi tehdit de edebiliyor, olmadık sözler de verebiliyor, kendisini eleştirenlere cevap ve hakaretler de yağdırabiliyor.

Örneğin, hiç üstüne vazife olmadığı halde CocaCola’larda bundan böyle şeker kamışından üretilmiş gerçek şekerin kullanılması gerektiğini söyleyip Amerikan halkına bunu vaat edebiliyor. Veya komedyen Rosie O’Donnel’ı vatandaşlıktan atacağını söyleyebiliyor.

İşte Wall Street Journal bütün bu vaatleri toplamış ve hangilerinin gerçekleşip hangilerinin gerçekleşmediğinin bilançosunu çıkarmış. Okuması çok eğlenceli, ‘Koca başkan bunlarla mı uğraşır’ dedirten müthiş bir haber olmuş.

***

Bu iki örneği güncel diye Amerika’dan seçtim. Yoksa Almanya’dan Fransa’ya, İtalya’dan İngiltere’ye izleyebildiğim gazetelerden başka onlarca bağımsız düşünce ve kendi iktidarını bilgiye/olguya dayalı biçimde eleştirel denetime tabi tutma örneği verebilirim.

Gazetecilik mesleğinin öldüğünü veya öleceğini söyleyenler var, onlar fena halde yanılıyor. Dünya durdukça bu meslek de durmaya devam edecek. Kağıda basılı gazetenin ülkemizde tamamen ölmüş, başka ülkelerde de ölmekte olması bir detay aslında.

Gazeteciliği ayakta tutan şey gazetecinin bilgiye ulaşıp onu çeşitli güvenirlik filtrelerinden geçirip sonra da okuyucuya ulaştırması. Ülkemizde değil ama dünyada bu işi sürdürmenin hala bir ekonomisi var, üstelik istikrarlı biçimde büyüyen bir ekonomi bu.

Biz sadece buradan bakıp Batılı meslektaşlarımızı kıskanabiliyoruz. Bize her gün gazete nedir, gazeteci ne işe yarar dersi veriyorlar.

Avrupa’nın dünyadaki yeri

Avrupa’nın dünyadaki yeri

Son yıllarda sık sık gündeme gelen konu Avrupa’nın bir geleceği olup olmadığı. Geleceği derken de kastedilen şey Avrupa’nın bir ekonomik ve siyasi güç olarak dünyadaki etkisinin sürüp sürmeyeceği.

Yaşlı kıta siyasi bir birlik olmadığı, olamadığı için dünya siyasetinde çoktan ikinci sınıf bir güce dönüşmüş durumda. Şimdi, bir yandan ABD Başkanı Trump’ın zorlamaları, bir yandan 4 yıldır yaşanan Ukrayna krizi nedeniyle Avrupa bir askeri güce dönüşmeyi konuşuyor. Askeri güce dönüşmek başarılabilirse siyasi gücü ve siyasi birliği de gerektireceği için merakla izlenen bir gelişme. Ama daha çok başlangıç aşamasında.

Avrupa’nın esas gücü ekonomisinden geliyor. Bir yandan çok büyük ve zengin bir pazar Avrupa. Bir yandan da üretim ve inovasyon gücüyle önemli bir satıcı. Ancak yaygın konsensus Avrupa’nın ekonomik gücünün gerilediği yönünde. Bu gerilemeye çare arıyor uzun zamandır AB ve açıkçası yeterli yatırım yapılmadığı için bilim ve teknolojideki ilerlemesi son derece sınırlı.

O yüzden bizi de yakından ilgilendiren bir konu Avrupa’nın geleceği. Çok kendimizi özdeşleştirmesek de ülkemizin hem siyasi ve askeri pozisyonu hem de ekonomisi Avrupa ile fazlasıyla iç içe ve Avrupa’da olup bitenler sonunda bizi de belirliyor.