
‘Zırva tevil götürmez’ diye bilirdik, yanlış biliyormuşuz
En temelden başlayalım: Bizim Anayasal düzenimizde ‘idare mahkemesi’ adıyla özel bir yargı sisteminin bulunmasının sebebi nedir?
Sorunun cevabı çok basit: Bu mahkemeler, idarenin, yani devletin hukuka uyması için vardır. Vatandaşı devletin olası hukuk dışı davranışlarına karşı korumak amacıyla kurulmuşlardır.
Tekrar ediyorum: Vatandaşı devlete karşı korumak için vardır bu mahkemeler.
Devletler hata yapmaz mı? Devletler idari işlemlerinde hukuku çiğnemez mi? Çiğneyebilir elbette. Nitekim bu iddiayla 2024 yılında idare mahkemelerinde toplam 540 bine yakın dosya varmış. Demek bu kadar kişi veya kurum devlet aleyhine dava açmış ve uğradığını iddia ettiği haksızlığa karşı hakkını aramış. (Vergi davaları bu rakama dahil değil.)
***
Benim lise öğrencisi olduğum 70’li yıllarda Danıştay vatandaşı devlete karşı koruma işini o kadar geniş yorumluyordu ki, lisedeki sınavları bile Danıştay’da dava konusu yapan öğrenciler vardı. ‘Edebiyat öğretmeni benim sınavımı değerlendirirken bana haksızlık yaptı, düşük not verdi’ diyenler Danıştay’a dava açabiliyordu.
Milli Eğitim bu davaların önüne geçebilmek için özel sınav kağıtları bastırmıştı, biz öğrenciler kağıtta ismimizin yazılı olduğu bölümü yapıştırarak kapatırdık, öğretmen böylece kimin sınavını okuduğunu bilmezdi.
12 Eylül sonrası Danıştay Yasası değişti de Danıştay hakimleri sınav kağıtlarına bakmaktan, öğrencileri öğretmenlerine (devlete) karşı korumaktan kurtuldu!
***
İstanbul’un seçilmiş belediye başkanın Ekrem İmamoğlu da, idarenin, bu somut olayda İstanbul Üniversitesi yönetim kurulunun kendisine karşı bir yanlışlık yaptığını düşündü ve devlete karşı hakkını aramak için İdare Mahkemesi’ne başvurdu.
İdare Mahkemesi’ne başvuru yapılırken başvurucular temelde kendileriyle ilgili idari işlemin iptalini isterler, yani eski statülerine dönmek isterler. Bunu yaparken bir de nihai karar verilmezden önce (çünkü bazen kararın verilmesi çok uzun sürebilir, malum yargılama süreleri uzun) oluşacak zararın durdurulması için de karşı çıktıkları idari işlemin yürütmesinin durdurulmasını, yani şimdilik uygulanmaması isterler.
İmamoğlu idare mahkemesine davasını açtığında hem diplomasının iptaliyle ilgili idari işlemin (İÜ Yönetim Kurulu kararının) iptalini istedi hem de yargılamada nihai karar verilene kadar yürütmenin de durdurulmasını.
Mahkeme doğal olarak işlemi yapan idareden, yani davalı idare olan İstanbul Üniversitesinden ve diğer ilgili idari birimlerden bilgi ve belge istedi. Zaten üniversite de kendi avukatlarını tutmuştu ve savunmasını da hazırlıyordu.
Mahkemenin istediği bu bilgi ve belgeler, anlaşıldığı kadarıyla bazı çevrelerde mahkemenin İmamoğlu’nun lehine ve üniversitenin aleyhine çıkacağı izlenimi yarattı. Bu izlenim haber olarak gazetelere yansıyınca da bir hukuk devletinde olmaması gereken bir şey oldu, mahkeme heyeti olduğu gibi dağıtıldı, yerine yeni bir heyet getirildi. Bu, başlı başına ‘doğal hakim ilkesi’ adı verilen evrensel hukuk kuralına aykırı bir davranıştı.
Gelen yeni heyet, normalde yürütmeyi durdurma konusunda karar vermesi beklenirken umulmadık bir şey yaptı ve daha birinci celsenin ardından yeterli incelemeyi yaptığına kanaat getirip nihai kararını açıkladı. Kararı biliyoruz: İmamoğlu’nun başvurusu reddedildi, idarenin onun diplomasını iptal etmesi hukuka uygun bulundu.
Milyon tane teknik ayrıntı var onların içine hiç girmeyeceğim, mahkeme gerekçeli kararında özetle ve mealen şunu söyledi:
İmamoğlu’nun o vakitler (19 yaşındayken) Kıbrıs’ta okuduğu üniversiteden İstanbul Üniversitesine yatay geçiş yapamaması gerekirdi, buna izin veren o dönemin İşletme Fakültesi yönetimi kusurlu davrandı ama burada suç İmamoğlu’nun, o yüzden diplomasının iptaline…
Kusur devletinse suç nasıl 19 yaşında bir çocuğun olabilir? Ne yapmış o yaştaki İmamoğlu, üniversiteye rüşvet mi vermiş, hocaların başına silah mı dayamış da işlemi zorla yaptırmış? Kaldı ki biliyorsunuz sadece İmamoğlu’nun diploması iptal edilmedi, onunla birlikte pek çok kişinin daha diplomaları silindi.
Neyse bu teknik tartışmalara girmek de yersiz. Esas mesele şu iki konuda düğümleniyor:
1. Yabancı ülkedeki bir üniversitenin diplomasının Türkiye’de de geçerli olup olmamasıyla ilgili ‘denklik’ kavramı ile o üniversitedeki ara sınıfta okuyan bir öğrencinin Türkiye’de benzeri bir üniversiteye aynın sınıftan veya bir alttan başlaması anlamına gelen ‘yatay geçiş’ birbirinden farklı şeyler.
İmamoğlu’nun yatay geçiş yaptığı sırada, okuduğu üniversitenin diplomasının Türkiye’de denkliğinin olup olmamasının bir önemi yok. O okulda okuyanların yatay geçiş hakkı olup olmadığı önemli. Bu hakkı İstanbul Üniversitesi tanımış ve vermiş. O zaman verilen bu hak artık kazanılmış hak statüsünde.
Kaldı ki yatay geçiş yapmak o üniversiteden mezuniyete garanti değil. İmamoğlu ve diğer diploması iptal edilenler derslerinde başarılı olmuşlar ve üniversiteden mezun olmuşlar. Hatta İmamoğlu bir süre sonra yüksek lisans yapmış. Diploması iptal edilenler arasında işletme alanında profesörlüğe yükselen ve yıllarca öğrenci yetiştirdikten sonra emekli olanlar bile var.
2. Bir an için sahiden bundan 35 yıl önce İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nin hukuku çiğneyerek bunca insanın yatay geçiş yapmasına olanak verdiğini gerçek kabul etsek de durum değişmiyor: Bu işlemde öğrencinin bir kusuru olamaz, kusur mahkemenin de söylediği gibi idarenin kusuru.
O yüzden yazının başına geri döneyim: İdare Mahkemesinin varlık sebebi vatandaşı devletin (idarenin) kusurlarına karşı korumak. Oysa İmamoğlu kararında kusurun idarede olduğu açıkça söylendiği halde cezayı vatandaş görüyor. Bu anlaşılır bir şey değil.
***
Ben lisedeyken son günlerine denk geldim, ‘Münazara’ diye ders vardı, ‘Münazara Kulüpleri’ vardı, hatta liseler arası münazara yarışmaları yapılırdı.
Bu dersleri çok yadırgardım, çünkü tartışmak için öyle konular seçilirdi ki, taraflardan biri mecburen ahlak dışı hatta akıl dışı pozisyonu savunmak zorunda bırakılırdı.
Laf ebeliği ve ‘zekice’ argümanlarla o akıl dışı, ahlak dışı savı savunanların kazandığına çok tanık oldum, ben de birkaç kez öyle bir pozisyonu savunarak kazanan tarafta yer aldım.
İmamoğlu kararını veren mahkeme heyetinin üyeleri büyük olasılıkla benden çok daha gençler, o yüzden lisede münazara dersi aldıklarını da, benim başıma geldiği gibi ahlak dışı hatta akıl dışı pozisyonları savunmak zorunda kaldıklarını da sanmıyorum.
Ama yine de yazdıkları kararı görüyorsunuz. Vatandaşı devlete karşı koruyacaklarına gözlerini karartıyor ve vatandaşı suçluyorlar, üstelik devletin kusurlu olduğunu söyledikleri halde.
İnsanın nefesi kesiliyor böyle şeyleri görünce.

