28-01-2026
İsmet Berkan

DEM Parti önündeki tarihi fırsatı tepmeye hazırlanırken

DEM Parti önündeki tarihi fırsatı tepmeye hazırlanırken

Türkiye’nin Kürt sorunu bir kez daha döndü dolaştı ve benim “End game” diye adlandırdığım varılmak istenen nihai nokta hakkındaki bir belirsizliğe takılmaya hazırlanıyor.

Suriye’de YPG’nin yok olma yoluna girmiş olması, Türkiye’nin Kürt milliyetçi partisi DEM’e göre Türkiye Kürtleri arasında bir “duygusal kırılma”ya yol açmış durumda.

Bu kırılma doğru olabilir, gerçekten Türkiye Kürtlerinin bir bölümü Suriye’de bir süredir de facto biçimde var olan ‘Rojava Devrimi’ ile gönül bağı kurmuş ve bunun sona ermesiyle de hayal kırıklığına kapılmış olabilir.

Ancak ‘siyasi önderlik’ denen şey tam da bu zamanlar için gerekli değil midir?

DEM Parti düne kadar ‘Rojava Devrimi’nin gerçekçi bir proje olduğuna mı inanıyordu? ABD’nin ve İsrail’in sonsuza kadar Suriye’yi bölecek bir siyasi yapılanmayı destekleyeceğine, bu sayede Suriye’deki Kürtlerin nüfusun yüzde 5’iyle ülkenin sınır kapılarının bir bölümünü de içeren kendi devletlerine veya devletsi bir yapıya kavuşacağını mı düşünüyordu sahiden?

Eğer öyleyse, diyecek lafım yok sahiden. Ama uzaydan birilerini getirseniz ve Suriye’deki durumu anlatsanız, ‘Rojava devrimi’nin gerçekçi bir proje olmadığını hemen anlardı, eminim.

‘Rojava Devrimi’ Suriye’de iç savaşın sonsuza kadar sürmesi halinde var olmaya, kendi bölgesine istikrar getirmeye devam edebilirdi. İç savaş bittiği anda, ‘Rojava Devrimi’ de sona ermiş oldu; bugünlerde son günlerini yaşıyor.

‘Siyasi önderlik’ elbette vizyon ve hayal sahibi olmayı gerektirir ama aynı zamanda acımasız bir biçimde gerçekçi de olması gerekir önder pozisyonunda olanların. Çünkü onların yanılması, ‘gerçek’e hazırlıksız yakalanması çok büyük bedel ödetir insanlara. ‘Duygusal kırılma’nın bir sebebi de DEM Parti’nin yarattığı gerçek dışı beklentiler olabilir mi?

***

Böyle durumlarda benim aklıma hep Atatürk ile Enver Paşa arasındaki fark gelir.

Atatürk gerçekçidir ve ‘Misak-ı Milli’yi ilan ederek eski Osmanlı sınırlarıyla ilgili bir hayali olmadığını açıkça dünyaya ilan ederken Enver Paşa, Orta Asya’dan Azerbaycan’a, Anadolu’dan Arap coğrafyasına ve hatta Balkanlara kadar uzanan bir yeni Osmanlı hayalinin peşinde koşuyordu.

Tam da bu sebeple Atatürk başarılı oldu, Enver Paşa ise Orta Asya’da at sırtında tam da ‘kurtarmaya’ çalıştığı Türk aşiretlerinin taraf değiştirmesi sonrası öldü.

***

Suriye’de işlerin ne yöne doğru gittiği en azından son bir yıldır herkes tarafından görülüyordu. DEM Parti’nin ve PKK’nın küçümsemek için hala “Cihadcı HTŞ” adını verdiği grubun ne kadar büyük bir hızla uluslararası meşruiyet kazandığını, Ahmet Şara’nın aynı anda hem Türkiye Cumhurbaşkanı hem de Suudi Arabistan Veliaht Prensinin kefaletine sahip olup ABD Başkanına takdim edildiğini, ABD’nin Şara’nın dile getirdiği İsrail’e tehdit oluşturmayacak üniter devlet projesini daha ilk günden desteklemeye başladığını herhalde bu dünyada bir tek DEM Parti ve PKK fark etmedi.

Çünkü fark etseler, kendileri açısından rüzgarın döndüğünü, Suriye’deki askeri ve siyasi varlıklarının sona ermesinin artık zaman meselesi olduğunu, kendilerinin de Ahmet Şara ve yönetimiyle anlaşıp Suriye’ye olabilecek en iyi şartlarda entegre olmaya çalışması gerektiğini görürlerdi.

10 Mart mutabakatı bu gerçekçiliğin hakim olduğu izlenimi verdi. Ama hayır. Aylar süren müzakerelerde federal yapıda ve askeri gücü aynen korumada gösterilen ısrar, gerçeklerin görülmediğinin ifadesi gibiydi. Sonsuza kadar müzakereleri sürdürebileceklerini sandılar ama bir noktada Ahmet Şara Halep’teki iki mahalleyi bahane edip raconu kestiğinde YPG’nin sonu çok kısa sürede geliverdi.

Burada aylar önce yazdım: YPG iç savaş başlatan taraf olmayı göze alıyor mu almıyor mu?

Bir iç savaş başlasa YPG askeri olarak yok olacağı gibi temsil iddiasında olduğu halkına da kaybettirecek. Umarım bunu görüyorlar.

PKK benzer bir şeyi 2015’te Türkiye’de denemeye kalktı. Hendek savaşları bu örgütün Türkiye içinde sonunu getirdi; kendi halkına çektirdiği acılar ve ödettiği bedel daha unutulmuş değil.

***

DEM Parti nihayetinde Türkiye’nin partisi, kendi iddiası da “Türkiye partisi olmak.”

Bu iddia sadece Türkiye’nin dört bir yanından oy alma arzusunu dile getirmiyor; aynı zamanda Kürt olmayanların oyuna talip olmayı da anlatıyor.Yani bu parti “Biz Türkiye’nin sadece Kürtlere değen sorunlarıyla değil, bütün sorunlarıyla ilgiliyiz” diyor. 

Bugün Türkiye’de devam eden son ‘Çözüm süreci’ aslında bu partiye büyük bir fırsat yaratıyor ve partinin önünü açıyor.

Ama gelin görün ki DEM Parti sürece önderlik üstlenmekten başından beri çekiniyor, kendince Abdullah Öcalan ile Kandil arasında bir çeşit arabulucu gibi davranmayı yeterli sayıyor.

Türkiye ile PKK arasında değişen güç dengesini görmezden geliyor, Suriye’de yaşananları ve yaşanacakları gerçekçi bir gözle okumuyor, şimdi dile getirdiği ‘Kürtlerdeki duygusal kırılma’dan adeta sevinç duyuyor ve bu kırılma üzerinden siyaset yapıp kırılmayı derinleştirmeye çalışıyor.

***

Çok kişinin iyi bildiği bir konudur; ne zaman İrlanda örneği konuşulsa Sinn Fein ile IRA arasındaki ilişkide siyasi parti olan Sinn Fein’in ‘patron’ olması, IRA’nın onun sözünden çıkmaması hatırlatılır.

Bizde ise durum tam tersi. PKK patrondur ve DEM Parti ile öncülleri bu örgütünün sözünün üstüne hiçbir zaman söz söyleyememiştir.

Oysa son süreç bir imkan yarattı: DEM Parti sürecin siyasi patronluğunu, yani liderliğini üstlenebilirdi, bunu yapmadı.

Yapsa, bugün çok farklı konumda olabilirdik. DEM Parti hala PKK’nın arkasına takılmış durumda ve Türkiye açısından çok önemli bir fırsatı daha tepmeye hazırlanıyor.

Bendeki izlenim bu en azından.

Trump’a geri adım attıran Amerikan direnişi

Trump’a geri adım attıran Amerikan direnişi

Amerikan Başkanı Donald Trump ve etrafındaki ideolojik çekirdeğin gerçeklere nasıl takla attırabildiğini ve kendi alternatif gerçeklerini yaratabildiğini geçmişten çok iyi biliyoruz.

Minnesota’nın Minneapolis kentinde yaşananları da kendi gerçeklerine uygun biçimde takdim edebilirlerdi, nitekim bunu denediler. Son olayda sokak ortasında Trump’ın federal ajanları tarafından öldürülen genç adamı “terörist” ilan ettiler ilk gün.

Ama bu kez karşılarına öyle büyük bir direniş çıktı ki, mecburen geri adım attılar.

Yasadışı göçmenlikle mücadele Trump’ın en önemli iç politika pozisyonlarından bir tanesi. Amerika’da neredeyse toplumun tamamının meşru gördüğü ve destek verdiği bir siyasi pozisyon bu.

Ama kağıt üzerinde ve düşünce düzeyinde yasadışı göçmene itiraz edenler, yasa dışı göçmenleri polis sokaktan toplamaya başladığında, o polis meseleyi abartıp metro istasyonlarında, otobüs garajlarında, sokaklarda yasadışı göçmen avına çıkıp her önüne gelene nerede doğduğunu sormaya başlayıp özel bir terör estirdiğinde Trump’ın aldığı destek hemen düşüyor.

Üstüne sokak ortasında 7-8 ajanın üzerine çullandığı bir adamla başa çıkamaması, sonra da onu herkesin gözünün önünde 10 el ateş ederek öldürmesi eklenince Trump’ın desteği en koyu Cumhuriyetçiler arasında bile aşınmaya başladı. Trump’ın Gestapo taktikleri tam tersine ters tepti.

Bakın dün Amerikan kentlerinden fotoğraf ve videolar yağıyordu; yerel polis güçleri ICE ajanlarını ve Sınır Devriyelerini tutuklamaya başlamıştı. Tutuklama gerekçesi “Ayrımcılık yapmak ve rahatsızlık vermek”ti.

Şimdi Trump, Gestapo şefini geri çekti, onun yerine “Daha hedefe yönelik mücadele gerek” diyen Sınır Çarı’nı yolladı.

Seçimde Kamala Harris’!in Başkan Yardımcısı adayı olarak rakibi olan ve her fırsatta ağız dalaşına girdiği Minnesota Valisi Waltz ile “yapıcı” bir telefon konuşması yapmak zorunda kaldı.

Amerikalılar otoriter yönetimle nasıl mücadele edilir dersleri veriyor bütün dünyaya.