29-01-2026
İsmet Berkan

Fed’den ‘Bağımsız Merkez Bankası neden hepimize lazım’ dersi…

Fed’den ‘Bağımsız Merkez Bankası neden hepimize lazım’ dersi…

Amerikan Merkez Bankası Fed dün faiz indirimi yapmadı. Bütün piyasa zaten öyle olmasını bekliyordu ama bankanın 12 kişilik para politikası komitesindeki 10 üyenin oyuyla alınan faizi sabit bırakma (faiz ABD’de yüzde 3,5-3,75 aralığında) kararı da önemliydi.

Neden önemli? 

Aslına bakacak olursanız Amerikan Merkez Bankası salgın sebebiyle bir ara yıllık yüzde 9’a kadar yükselen enflasyonu hedeflediği yüzde 2 civarına indirmiş durumda.

Ama buna rağmen para politikasında sıkılaşmadan vazgeçmiyor; çünkü yönetimden kaynaklanan belirsizliklerden korkuyor ve enflasyonun yeniden yükselmesine izin vermek istemiyor.

Tarafsız bir gözle bakacak olursanız yüzde 3,5-3,75’lik faiz Amerikan ekonomisinde yavaşlatıcı bir etki de yapmıyor. Yani ülkede işler yolunda aslında. Ekonomik canlılık devam ediyor, ekonomi istihdam yaratmayı sürdürüyor.

Fed, uzunca bir zamandan beri faiz oranlarının 0’a kadar indiği geçmiş dönemin sona erdiğini, bundan böyle “nötr faiz” adını verdiği yeni bir faiz oranına ulaşmaya çalıştığını söylüyor.

“Nötr faiz”den kasıt, enflasyonun kafasını kaldırmasını engelleyen ama ekonominin büyümesini engellemeyen faiz oranı. Bu sihirli oran ABD için henüz bulunmuş değil.

Tabii Fed kendince “nötr faiz”i arayadursun, Başkan Donald Trump onlarla hiç aynı fikirde değil. Fed’in çok daha hızlı ve yüksek faiz indirmesi gerektiğini, Amerika’da enflasyon tehlikesi diye bir tehlike bulunmadığını, ekonominin çok daha hızlı büyüyebileceğini iddia ediyor ve Fed’in üzerinde çok ağır bir baskı kurmuş durumda.

Bu baskının bir bölümü, başkan olarak yetkileriyle ilgili. Çok da kuvvetli olmayan bir iddiayla Fed yönetim kurulundan Lisa Cook isimli kadını görevden almaya kalkıştı. Mahkeme onun bu uygulamasını durdurdu. Dava halen Yüksek Mahkeme gündeminde ve Fed’in geleceği, yani iktidarlar karşısındaki bağımsızlığı bakımından çok önemli sonuçlar doğuracak.

Baskının ikinci bölümü doğrudan Fed Başkanı Jerome Powell’a yönelik. Onun hakkında da ne kadar tutarlı olduğu belirsiz iddialarla bir Büyük Jüri soruşturması başladı. Savcılığın elinde Powell’a dava açmak için yeterli delil olup olmadığına Büyük Jüri karar verecek.

Powell ve Fed yönetimi, başkanlara karşı bağımsızlıklarını savunmakta kararlı gözüküyorlar. Benzer şekilde Amerikan para piyasaları da Fed’in bağımsızlığı konusunda çok hassas. O yüzden Trump’ın Powell’ın yerine seçeceği başkan adayı çok büyük zorluklarla karşılaşacak. Trump’ın emrinde olmak yeni başkanın işini çok zorlaştırabilir (Bundan 8 yıl önce Powell’ı göreve Trump getirmişti).

Amerikan Merkez Bankası’nın dün dahil kendi bağımsızlığı için verdiği seviyeli savaş, bütün dünya için de örnek niteliğinde aslında. Fed kalesi düşerse, popülist siyasetçiler dünyanın her yerinde harelete geçecektir. (Kızanlar olabilir ama söylemiş olayım: Popülist olmayan siyasetçi yoktur, popülizmin dereceleri fark eder sadece.)

Örneğin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kalesi bundan 7 yıl önce, 2018’de düştü.

Başkanlık sisteminin ilk başkanı olarak göreve başlayan Tayyip Erdoğan bir kararname ile Merkez Bankası’nın bağımsızlığının en önemli unsuru olan başkanı görev süresi dolmadan görevden alamama kuralını ortadan kaldırdı.

Erdoğan başkan olarak göreve başladığında kural Merkez Bankası Başkanlarının bir dönemde 5 yıl görev yapmasıydı. Görevde Erdoğan tarafından atanmış Murat Çetinkaya vardı.

Çetinkaya görev süresinin üçüncü yılında 2019’da görevden alındı, yerine Murat Uysal geldi. O sadece bir yıl durabildi, Naci Ağbal başkan oldu. Ağbal ise birkaç ay durabildi, yerine Şahap Kavcıoğlu geldi. İki yılın ardından o gitti yerine Hafize Gaye Erkan geldi. O da bir yıl durabildi, şimdilik Fatih Karahan var görevde. Yani Türkiye 7 yılda 6 Merkez Bankası Başkanı değiştirdi.

Erdoğan kendi ifadesiyle “Laf dinlemedi” diye Merkez Bankası Başkanı değiştiriyor.

Oysa tarihimizin en başarılı başkanlarından biri olmayan Murat Çetinkaya mesela 2021’e, yani normal görev süresi sonuna kadar yerinde kalsaydı, Türkiye büyük olasılıkla “nas” macerasını yaşamayacak, enflasyon hiçbir zaman yüzde 70’leri görmeyecekti.

Onu bırakın, Naci Ağbal faizi yüzde 19’a yükseltti diye görevden alındı, ona dokunulmasaydı Türkiye yine salgında yükselen enflasyonla çok daha düşük seviyelerdeyken başa çıkacaktı.

Bağımsız Merkez Bankası işte tam da bunun için lazım; ekonomi büyürken enflasyon yükselmesin diye. Ve Türkiye geçmişte bunu başardı. Şimdi başaramıyor; çünkü ağzıyla kuş tutuyor bile olsa kimse Merkez Bankası’nın bağımsızlığına inanmıyor, güvenmiyor.

ABD’de Jerome Powell’ın dün yaptığı konuşmada önemli bir unsur var. Dediğim gibi ülkede enflasyon Fed’in hedefine yaklaştığı halde faizi indirmeme gerekçesi olarak Başkan Donald Trump’tan kaynaklanan belirsizliği vurguluyor Powell.

Trump’ın gümrük vergisi artışları iç piyasada fiyatları doğrudan etkileyen en önemli faktör. Acaba bu vergi artışları bitti, toz duman yatıştı mı, yoksa yeni vergi artışları olacak mı? Bu belirsizlik yüzünden de faiz indiremiyor Fed.

Türkiye’deki belirsizlik ise daha büyük: Yarın sabah Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınmayacağının hiçbir garantisi yok çünkü.

İran’ın dini lideri ansızın ‘seküler’ olur mu?

İran’ın dini lideri ansızın ‘seküler’ olur mu?

Amerikan Başkanı Trump, İran’ı çok ağır bir askeri baskı altına aldı. Bugün 10Haber’deki ayrıntılı haberde de var, Başkan Trump İran’dan üç şey istiyor. Bunlar, sırasıyla nükleer zenginleştirme faaliyetlerine son verilmesi, balistik füzelerin sayısının ve menzilinin kısıtlanması ve İran’ın bölgedeki çeşitli örgütlere olan yardımının sona ermesi…

Bunlar İran’ın egemenliğiyle doğrudan ilgili konular ve İran İslam Cumhuriyeti’ni yöneten dini lider Ali Hameney tarafından kabul edilmesi imkansız talepler.

O yüzden bütün dünya nefesini tutmuş Trump’ın tehditlerinde ne kadar kararlı olduğunu görmeye çalışıyor. ABD’nin İran’a saldırması, Türkiye dahil bütün bölge için devasa güvenlik sorunlarının ve belirsizliklerin ortaya çıkması anlamına gelebilir.

Ama bir de hayali gibi de olsa başka bir olasılık daha var: Ya İran’ın dini lideri yarın sabah ansızın ‘seküler’ olmaya, yani ideolojik hedeflerinden vazgeçmeye karar verir, onun yerine ülke içinde iktidarını sürdürmeyi önceliklendirirse ne olur?

Bu uzak bir olasılık belki ama İran’ı neredeyse 1979 yılından beri yaşadığı ambargolardan kurtarıp bu ülkeyi dünyanın normal ülkeleri arasına sokabilir.

İran, tam da bu İslamcı ideolojik hedeflerinden ötürü kendine bir nükleer caydırıcılık elde etmeye çalışıyor ve bu çabası onu tarihinde görmediği kadar kırılgan hale getirmiş durumda, üstelik bunca yıldır herhangi bir caydırıcılık da elde edebilmiş değiller. Yani başarısızlar.

Aynı şey İran’ın füzeleri için de geçerli. Sırf İsrail’i vurabilmek için bu füzelere sahip İran. Oysa İsrail’i yok etme hedefinden vazgeçebilir; çünkü zaten başarılamaz bir hedef bu.

Ve son olarak, Gazze’de Hamas’tan Lübnan’da Hizbullah’a, Irak’ta Haşti Şabi’den Yemen’de Husilere kadar uzanan “vekiller” de aynı ideolojik tutumun bir parçası.

Bu ideolojik hedefler mi, İran’da iktidarı sürdürmek mi? Eğer Ali Hamaney bu seçimle karşı karşıyaysa acaba hangisini seçer?