02-02-2026
İsmet Berkan

Bir başka önemsiz konu: Mahallenin yok olması

Bir başka önemsiz konu: Mahallenin yok olması

Geçenlerde bir minicik mahalle hamburgercisi ulusal seviyede haberlere konu oldu. Hamburgercinin neden haber konusu olduğu bu yazının ilgisini çekmiyor; bu hamburgerciden ulusal basında söz edilirken söylenen bir şey dikkatimi çekti.

İstisnasız bütün haberlerde hamburgercinin Sarıyer’de olduğu yazılıydı.

Oysa ben bu hamburgerciyi biliyorum, içine girip yemişliğim yok ama sık sık tam önünden geçiyorum. Hamburgerci Sarıyer’de falan değil, Boyacıköy’de, hatta tem yeriyle söyleyeyim Reşitpaşa’dan aşağıya Baltalimanı’na inen yolun sonlarında, Boğaz kıyısındaki Polis Tesislerinin arkasında.

Peki neden buraya ‘Sarıyer’ diyordu bütün necip Türk medyası?

Basit ama bence vahim bir sebeple: Çünkü burası Sarıyer ilçesi sınırlarındaydı.

Benim gibi doğma büyüme İstanbulular için ‘Sarıyer’ bir ilçe değil bir semtin adı. Evet elbette ilçe adı da olduğunu biliyorum ama o devletin kendine göre idari bölümlenmesi, ben sivil vatandaşım ve devletin neyi nasıl gördüğü beni ilgilendirmiyor. Sarıyer benim için çok güzel boğaz semtlerinden bir tanesi.

Birkaç ay önce mahallemizde, hem de bizim evin çok yakınında bir yangın oldu. Yangınla ilgili ajansların geçtiği haberlerde yangının “Beşiktaş’ta olduğu” yazılıydı. Oysa Beşiktaş tamamen başka bir semtin adı, bizim mahallemiz Arnavutköy.

Bu o kadar sık oluyor ki, başa çıkamıyorum. “Balıkesir’de cinayet” diye haber geliyor. Yahu Balıkesir dev bir vilayet. Marmara kıyısındaki Bandırma da Balıkesir, Ege’deki Edremit ve Ayvalık da. Üstüne bir de Balıkesir şehir merkezi var, Balıkesir adını taşıyan.

Malum, yazı yazarken, haber yazarken dikkat edilmesi gereken 5N1K kuralı var. O 5 N’den bir tanesi ‘Nerede?’ sorusu.

Hamburger haberine ‘Sarıyer’, yangın haberine ‘Beşiktaş’, cinayet haberine ‘Balıkesir’ yazınca bu soruya cevap verilmiş olmuyor, tam tersine ‘Nerede’ konusu tamamen açıkta kalmış oluyor. Çünkü ne hamburgerci Sarıyer’de, ne yangın Beşiktaş’ta ne cinayet Balıkesir’de.

Burada söz konusu olan basit bir yazma hatası değil. Burada vahim bir şey var: Devlet dilinin ve terminolojisinin sivil dilin yerini alması, ‘mahalle’, ‘köy’, ‘kaza’ gibi çoğu zaman derin tarihsel kökleri olan ‘sivil’ isimlerin yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlaması.

Benim kızım lise öğrencisi. Ona sorsanız okulu Sarıyer’de. Hayır değil, İstinye’de diye her seferinde düzeltiyorum ama o ısrarla “Orası Sarıyer değil mi” diyor.

İstanbul’da bazı köksüz, yeni kurulmuş semtler, hatta ilçeler var. Milyonlarca insan orada yaşıyor. Bana soranız Esenyurt tek başına bir konsept; tek bir mahallesinin bile adını bilmiyorum Esenyurt’un.

Kendi çocukluğumdan Bağcılar köyünü hatırlıyorum ama artık dev bir ilçe olan Bağcılar’ın semtlerinin isimlerini bilmiyorum.

Şimdi koca bir şehir kuruluyor İstanbul’da ve adı ‘Yenişehir.’ Ne kadar yaratıcı değil mi?

Başakşehir’in adının bir siyasi partinin sembolünden geldiğini, Bahçeşehir’in bir ticari emlak projesinin adı olduğunu söylesem kaç kişi hatırlar? 

Aynı ticari isim Levent, Etiler, Akatlar için de geçerli, Ataköy ve Ataşehir için de, Bahçelievler için de… Ama bu son örneklerim (belki Ataşehir hariç) oldukça eski semtler oldukları için kökleştiler, sanki tarihi isimler gibi geliyorlar.

1940’larda İstanbul Belediyesi şehrin dış sınırı diye Şişli’ye (Bugünkü Cevahir AVM’nin olduğu yere) otobüs ve tramvay garajı yapınca, az ötede kalan ve çamurlu bir yoldan ulaşılabilen Mecidiyeköyü’nün muhtarı ve halkı belediyeye dilekçe vermiş: “Şu tramvay hattını bize kadar uzatın.”

1960’ların başında gazeteciler kooperatifler kurmuşlar, belediye iki kooperatife de arsa göstermiş. Her iki arsa da, haritalarda (haritacıların yaratıcı isimlendirmesiyle) ‘Esentepe’ adını taşıyormuş, çok rüzgarlı oldukları için herhalde.

Bu arsalardan biri (Florya yakınlarında olanı) ‘Basınköy’ adını almış, Esentepe ise aynı isimde kalmış.

Bunları bilen hatırlayan o kadar az insan kalması bana çok vahim geliyor. Mahallelerin semtlerin koca bir tarihin yavaş yavaş yok olmasını yaşıyoruz bana soracak olursanız.

Geçen gün yine bir haber: Mısır Çarşısı’nın önünde bir cinayet işlenmiş, cinayet yeri olarak “Fatih’te” deniyordu.

Pes artık. Daha dün denebilecek bir zamanda İstanbul’un bütün sur içi bölgesi tek bir ilçeye, Fatih ilçesine dönüştü. Eminönü’yü de mi unutacağız sonunda?

Küresel bir sorun: Siyasetin özel hayattan daha önemli sayılması

Küresel bir sorun: Siyasetin özel hayattan daha önemli sayılması

Türk basını da dünya basını da üç gün önce Amerika’da açıklanan yeni epstein belgelerinden yapılma haberlerle dolu. Sosyal medyada ise ‘araştırmacı’ trollerimiz bile var, Epstein belgelerinin detaylarına giriyor, ardı ardına isim “ifşa” ediyorlar.

Amerika dahil bütün dünya aslında Jeffrey Epstein’in adını Netflix’in yaptığı bir belgeselle öğrendi. “Jeffrey Epstein: Korkunç Zengin” adlı bu belgesel, bu korkunç insanın yaşı küçük kızları nasıl kendine seks kölesi yaptığını, geçmişte tam yakalanmışken nasıl yakayı sıyırdığını tanık ifadeleriyle sergiliyordu.

Belgesel, Epstein’den şikayetçi olanlar ve avukatlarının işbirliğiyle yapılmıştı, hemen ardından Epstein tutuklandı, tam yargılanacaktı, cezaevinde esrarengiz biçimde öldü. İntihar ettiği söylendi ama tam ikna olmayanlar var.

Mahkeme Epstein’i yargılayamamadı ama onun bu küçük kızları avlamaktaki yardımcısı ve “kız arkadaşı” Ghislain Maxwell yargılandı, halen de hapiste yatıyor.

İşte o yargılamada elbette Epstein’in bütün evrakı da mahkeme kayıtlarına girdi. Savcılık ve mahkeme milyonlarca sayfalık bu evrakı titiz bir incelemeden geçirdi; bunların  önemli bölümü yargılanan suçla, Epstein’in suçlarıyla ilgili görülmedi ve mühürlenip bir kenara kaldırıldı.

Epstein dosyası, onun Yahudi olması Amerika’da da dünyada da gizli anti-semitik bir dalgayı beraberinde getirdi, siyasi tartışmaların konusu oldu. Başkan Donald Trump taraftar MAGA ekibi bu anti-semitizmde başı çekiyordu, Epstein dosyalarının tamamının açıklanmasını istiyordu. Trump da bunu vaat etti.

Ama sonra bu vaadini yerine getirmeyince, bu sefer “Dosyaları açıklamıyor çünkü içinde kendisi de var” dendi. Kongreden özel kanun geçti, mühür altındaki dosyaların açıklanması için. İşte parça parça ama milyon sayfa milyon sayfa olarak yapılan açıklamalar bunlar.

Epstein ile herhangi bir sebeple, bu da daha çok bu finansçıyla iş yapmak veya ondan para koparmak için, yazışan, ahbaplık eden, görüşen neredeyse herkes Epstein’in suçlarının ortağı gibi gösteriliyor. Türkiye de dahil. 

Oysa bunlar, suçla ilgisi olmadığı zaten mahkeme tarafından kabul edilmiş, dolayısıyla özel hayat sayılmış şeyler.

Özel hayatın küresel seviyede bu kadar hiçe sayılması, siyasi kavganın bu çok önemli insani değerin önüne geçebilmiş olması bence çok çarpıcı.