07-02-2026
İsmet Berkan

Tayyip Erdoğan niye bu kadar gergin ve sürekli savunmada?

Tayyip Erdoğan niye bu kadar gergin ve sürekli savunmada?

Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketlerinden biriydi 6 Şubat depremleri.

11 şehre, muazzam geniş bir coğrafyaya yayılmış yıkım, aramızdan 53 bin canı aldı.

Dün bu büyük felaketin üçüncü sene-i devriyesiydi.

Ne beklersiniz böyle bir günde?

Vakur anma törenleri, teselli sözleri…

Nitekim vatandaş bunu yaptı. Mezarlıklar doldu taştı, evlerde camilerde mevlitler okundu, dualar edildi.

Ama devlet ve siyasetçiler bunu yapmadı. Törenler, atılan nutuklar, yapılan anmalar hep siyasetle, siyasi polemiklerle, hatta bir hayli ağır sözlerle doluydu.

Deprem, bundan üç yıl önce daha yaşanır yaşanmaz siyasetin ve siyasi mücadelenin bir aracı haline getirilmişti zaten; bugün hala öyle.

Muhalefet lideri olarak Özgür Özel son birkaç gündür depremin vurduğu şehirlerde.

Orada anma programlarına katılıyor, depremzedelerle görüşüyor, onların dertlerini dinliyor falan ama bunların tamamı bir fon malzemesi aslında.

Özgür Özel günlerdir deprem bahanesiyle siyasi muhalefet yapıyor, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la siyasi polemik yürütüyor veya başlatmaya çalışıyor.

İşte dün son olarak kendisini “Deprem turisti” olarak niteleyen Cumhurbaşkanına “Esas turist sensin” dedi.

Türkiye’de muhalefetin neredeyse sadece iktidara itiraz etmek, iktidarın söylediğine cevap vermek ve üslubu sertleştirmek olarak algılanması bizim sorunlarımızdan biri. Özgür Özel bu anlamda çok yeni ve özgün bir örnek değil açıkçası.

Ama yine de muhalefetin böyle davranmasının anlaşılır bir tarafı var. Ben depremde, ölmüş 53 bin kişiyi ve halen depremin somut acılarından kurtulamamış yüzbinlerce kişinin sorunlarının üzerinden bunun yapılmasını benimseyemiyorum ama bir yerde muhalefet böyle davranarak o sorunların duyulmasına yardımcı oluyor.

İktidar kanadı ise dün Osmaniye’deydi. Hem Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hem MHP lideri Devlet Bahçeli burada nutuklar attılar. Anmalar, arka planda bir fon gibiydi, esas mesele siyasi mücadeleydi.

Hele Cumhurbaşkanı’nın konuşması çok ibretlikti, çünkü Erdoğan bir yandan “Depremin acılarının siyasi polemik konusu olmasını” eleştirirken bir yandan kendi eleştirdiğini yaptı, polemiğin dilini sertleştirdi.

Benim anlamakta zorlandığım şey, tek başına iktidarın sahibi olarak Tayyip Erdoğan’ın depremle ilgili yapılanlar konusunda kendisini muhalefete laf yetiştirmek zorunda hissetmesi.

Öyle ya, madem depremden beri her şeyi mükemmel yaptığınızı, hiçbir kusur işlemediğinizi düşünüyorsunuz, gelen eleştirilere neden cevap verme ihtiyacı duyuyorsunuz?

Dün de yazmaya çalıştım, elbette 455 bin konutun sadece üç yılda bitirilmiş olması takdire şayan. Ama unutmayın, daha bitirilmeyi bekleyen 150 bin konut var. Erdoğan bundan hiç söz etmiyor, sadece güzel haberler duyulsun istiyor.

Daha yeni Cumhurbaşkanlığı Bütçe Başkanlığı depreme 90 milyar dolar harcandığını duyurmuşken Cumhurbaşkanı birden bu rakamı büyüttü, toplam maliyetin 150 milyar dolar olacağını söyledi.

Bu fakir devletin bir anda 150 milyar dolar ek harcama yapmak zorunda kalması feci bir durum. Ama bu maliyetin neredeyse tamamının Hazine’den karşılanması biraz da Erdoğan’ın siyasi tercihi değil mi? Türkiye çok rahat bir kampanyayla bu maliyetin üçte birini ulusal ve uluslararası yardım olarak alabilirdi. Ama “yardım kabul etmek zorunda kalma”yı gururuna yediremedi Erdoğan, bütün maliyeti Türk milletinin üzerine yıktı. Bu başarı mıdır sahiden?

Türkiye maalesef siyasi kutuplaşmanın, kültürel kamplaşmanın siyaseti ezdiği, somut konuları neredeyse konuşulmaz, konuşulduğunda da söylenenleri anlamsız kılan bir siyasi ortama sahip.

Gerek Özgür Özel ve gerekse Tayyip Erdoğan vatandaşın siyasi pozisyonunu sabit varsayıyor ve her konuşmalarında hem kutuplaşmadan şikayet edip hem de kutuplaşmayı daha da körükleyecek laflar ediyor.

Osmaniye’de o meydanda Erdoğan’ın önüne dizilmiş kalabalık acaba bu konuşmaları ne kadar işitti, ne kadar konuşmalardan etkilendi?

Acaba kaç kişi “Erdoğan neden kendini bu kadar savunmak zorunda hissediyor” diye düşündü?

Bu ayıbın bir sonu gelmeyecek mi?

Bu ayıbın bir sonu gelmeyecek mi?

İstanbul polisi dün Bebek’te eski Fransız yetimhanesi arazisi içinde yer alan, şehrin belki giriş ücreti en pahalı spor salonunu bastı.

100 polis, salonda spor yapanların, salonun kafesinde ve lokantasında oturanların tamamının üstünü aradı, uyuşturucu köpekleri soyunma odalarında dolapları tek tek kokladı.

Eskiden adı Mac Bebeköy olan ama Mac’lerin satılması sonrası kapanan salon, Mars Sinemaları ve Mac Spor salonlarının kurucu ortaklarından Menderes Utku tarafından geçen yıl Clubhouse adıyla yeniden açılmıştı.

Burası bu kez spor salonu olmanın ötesine geçmek, üyelerin birbiriyle buluşabildiği özel bir klüp olmak istedi, üyelik ücreti de yüksek tutuldu.

Polisin burayı neden bastığını Sabah gazetesinde haberin içine sızmış şu çirkin cümlelerden öğreniyoruz:

“3 aşamalı şekilde üyelik yapılan, üyeler dışında kimsenin alınmadığı mekanda, spor salonu, toplantı odaları ve restoran bölümünün bulunduğu öğrenildi. Savcılığın soruşturmasında elde edilen yeni ifadelerde ClubHouse isimli mekanda akşam uyuşturucu ve fuhuş partileri yapıldığı öne sürüldü. Muzaffer Yıldırım’ın Bebek Otel’deki partilere davet ettiği kadınlara burada VİP üyelik sunduğu kaydedildi.”

Malum, savcılık ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturmasına başından beri bir “fuhuş” boyutu eklemek istiyor. HaberTürk sunucularına ve halen tutuklu olan eski genel yayın müdürüne de bu suçlama yöneltildi ama altı boş kaldı.

Şimdi aynı soruşturmada Bebek Oteli’nin işletmecisi Muzaffer Yıldırım’a aynı şey eklenmek isteniyor. Bir takım “mama”lardan ve itirafçı ifadelerinden söz ediliyor ama ben henüz bu suçlamanın altını dolduracak bir şey görmedim.

Şimdi iş, Muzaffer Yıldırım’ın eski iş ortağı ve yakın arkadaşı Menderes Utku’ya uzandı. Savcılığın sözcüsü gibi hareket eden Sabah gazetesi, Muzaffer Yıldırım’ın Clubhouse’da Menderes Utku’nun “gizli ortağı” olduğunu öne sürüyor. Geçmişte dev ortaklıklar yapmış iki arkadaşın şimdi neden gizli ortak olduğunu anlamaya imkan yok.

Kim olduğu belirsiz bir kişi “Akşamları orada uyuşturucu ve seks partileri yapılıyor” dedi diye gündüz vakti bir özel kulübü basmak bir tek bana mı inanılmaz geliyor?