
Türkiye’nin nükleer silahı olsun mu?
Başlıktaki soruyu soranlar nükleer silahın ne demek olduğunu bilmiyor bence.
Nükleer silah icat edildikten birkaç yıl sonradan itibaren silah olmaktan çıkmış bir şey.
Bunun böyle olacağını o silahı icat eden, sonra da ettiklerine bin pişman olan fizikçiler daha ilk günden biliyordu.
Tam bu sebeple ABD’nin nükleer silah projesinin başındaki fizikçi Robert Oppenheimer ABD’nin böyle bir silahı geliştirmekte olduğunu savaş sırasındaki müttefiki Sovyetler Birliği’ne haber vermesi gerektiğini söylüyordu. Ama ABD yönetimini buna ikna edemedi.
Oppenheimer’e göre Sovyetler de aynı silahı yapabilecek insan kaynağına ve ekonomik kaynağa sahipti. Bu silahın varlığı ortaya çıktığı anda da yapmak için harekete geçeceklerdi. O yüzden önceden haber verip güvensizliğin önüne geçmek bir çözüm olabilirdi.
Oppenheimer da diğer fizikçiler de ortaya çıkan silah kullanılacak olursa en önce kullananın, sonra da bütün dünyanın ortadan kalkmasına neden olacağını biliyorlardı.
Einstein’a atfedilen ‘Üçüncü Dünya Savaşını bilmem ama dördüncü savaş taşlarla ve sopalarla yapılacak’ lafı tam da bunu anlatır zaten.
Nükleer silah tam da bu bütün dünyayı yok etme potansiyeli nedeniyle bir caydırıcılık unsuru. Soğuk Savaş döneminde Rusya ve ABD karşılıklı binlerce nükleer başlığa ve bunları türlü çeşitli yollarla diğer tarafa gönderip patlatacak araçlara sahipti, ama savaş çıkmadı.
Çünkü bu silahlar iki tarafı birbirine karşı saldırmamaya yöneltmenin bir yoluydu.
Siz nükleer savaş için düğmeye bastığınızda, vuracağınız ülke daha vurulmayı beklemeden, dakikalar içinde düğmeye basıyordu. O yüzden bu tuhaf dengeye verilen İngilizce isim İngilizce’de ‘Çılgın’ anlamına gelen MAD kelimesiydi:
Mutually Assured Destruction – Karşılıklı garantilenmiş yok olma.
Nükleer silah kullanmanın bu doğası, yani vurulmayı beklemeden ama karşı tarafın silahını kullandığını düşünerek düğmeye basma şartı dünyayı birkaç kez nükleer savaşın eşiğine getirdi. Bir seferinde Amerikan radarları kalabalık bir kaz sürüsünü nükleer füze fırlatması sandı, az kalsın dünya yok olacaktı.
Böyle yanlışları engellemek için iki düşman arasına kırmızı telefon bu yüzden kondu.
Şimdi bölgemizde hiçbir zaman resmen doğrulanmasa da İsrail’in nükleer silahlara sahip olduğuna herkes inanıyor. Ben de bunu anlamakta zorluk çekiyorum: Nükleer caydırıcılık yaratmıyorsanız silaha sahip olmanın anlamı ne? İran mesela İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanmadı, geçen yıl bu ülkeye defalarca saldırdı. Yani nükleer silaha sahip olmak (sahiden sahipse elbette) İsrail’e koruma sağlamadı.
Ama aynı İran nükleer silaha sahip olma konusunda yıllardır bir hayli kuşku verici hareketler yapıyor. Uranyum zenginleştirme programı bir dönem silah kalitesinde ciddi miktarda uranyum üretti. İran’ın sahip olursa nükleer silahını ‘düşman’ gördüğü ülkeye göndereceği aletleri, yani füzeleri uzun zamandır var. Hatta kıtalararası balistik füzesi bile olduğu, yani isterse Amerikan ana karasını vuracak silahı da bulunduğu düşünülüyor. Yani tek eksiği nükleer başlık.
Buna sahip olacak mı olmayacak mı? Şimdilik tek güvencemiz nükleer silah yapmayı yasaklayan bir fetva. Ama fetva bu. Bugün verilir, yarın geri alınır.
Tam da bu sebeple Amerikan ordusu İran etrafına muazzam bir yığınak yapmış durumda ve İran nükleer programı konusunda silah zoruyla müzakere masasına oturtuldu.
İşte bu gergin günlerin ortasında Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a dün akşam TV’de soruldu: ‘Türkiye nükleer silah sahibi olacak mı?’
Fidan soruya ne evet cevabı verdi ne de hayır.
Oysa açıkça ‘Hayır’ demesi gerekirdi. Bildiğimiz kadarıyla ülkemizin resmi pozisyonu bu. Türkiye uzun zamandan beri bütün Ortadoğu’nun nükleer silahlardan arınmasını istiyor.
Sorulan soruya ‘Evet’ cevabı zaten verilemezdi; çünkü o zaman Türkiye bir anda İran’ın on yıllardır yaşadığı ambargolara ve yaptırımlara muhatap olurdu.
İranlılar aptal insanlar değil. Nükleer silahı birine (mesela İsrail’e) saldırmak için değil kendilerine saldırmak isteyenleri caydırmak için istiyorlar, eğer istiyorlarsa. Çünkü kullanacak olurlarsa kendilerinin de yok olacağını biliyorlar.
Ama görüyoruz ki İran bu caydırıcılığı elde edebilmiş değil. Hatta tam tersine bu elde etme çabaları ilk kez İsrail ve ABD’nin doğrudan bu ülkeyi vurmasına neden oldu geçen yıl. Yani aslında nükleer çabayı sürdürmek İran için hiç akıllıca olmayan bir tutum.
Şimdi aynı akılsızlığı Türkiye mi yapsın? Ne kazanacağız nükleer silaha sahip olarak? Kimin bize saldırması tehlikesi var da bu tehlikeyi caydırmaya çalışacağız?
Nükleer silaha sahip olmanın Türkiye’yi daha güvenli kılacağına inananlar var herhalde. Oysa bakın işte İran’a; daha mı güvenli bu ülke? Sırf nükleer silah yapma şüphesi uyandırdı diye saldırıya uğramadı mı? Halkını açlığa ve fakirliğe bu sebeple mahkum etmedi mi?
Türkiye’nin nükleer silaha sahip olmasını gurur meselesi gibi görenler de var. Silahımız olacak ve göğsümüz kabaracak, öyle mi? Böyle bir gururlanma hepimize çok pahalıya mal olabilir.
Kaldı ki zaten yapamayız da nükleer silah. Yapmaya kalkıştığımız, diyelim uranyum zenginleştirme tesisi kurduğumuz an bütün dünya üstümüze çullanır. İran bütün çabasına rağmen ne kadar gizleyebiliyor bu çabayı? Amerika koca bir dağı İran’ın başına yıktı.
‘Nükleer santral yapalım, buradan çıkacak plütonyumu bombaya çevirelim’ diye düşünüyor olabilirsiniz, bunun da hiç kolay olmadığını söylemeliyim. Nükleer silah bu dünyada gizlemesi en zor silah.
Kaldı ki ülkemizde uzun yıllar nükleer silah bulundu zaten. Amerika’ya ait bu silahların artık Türkiye’de olmadığını düşünüyoruz ama kesin olarak da bilmiyoruz.
1960’larda Küba füze krizi sırasında Türkiye’yi yönetenlerin ABD’nin ülkemizde nükleer füzeler bulundurduğundan haberi çok sonra oldu örneğin. Türkiye ancak ABD, Sovyetlerle yapılan anlaşma gereği Türkiye’deki füzelerini çekince işitti topraklarımızda nükleer silah bulunduğunu.
ABD, Sovyetler Birliği’nin burnunun dibine, Türkiye’ye nükleer silah koyarak hepimizi tehlikeye atmıştı. Küba’ya füze yerleştirilmesine karşı çıkması iki yüzlülüktü.
Sanki bütün bu tecrübeleri yaşamamışız gibi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün akşam kendisine sorulan soruya net ‘Hayır’ cevabı vermedi.
Türkiye nükleer hevesini canlı tutarak ne kazanmayı umuyor, anlamak zor.

