15-02-2026
İsmet Berkan

Bu pazar hayal kurmaya ne dersiniz? Güney Kafkasya-Anadolu-Balkan Konfederasyonu olmaz mı?

Bu pazar hayal kurmaya ne dersiniz? Güney Kafkasya-Anadolu-Balkan Konfederasyonu olmaz mı?

Normalde pazar günleri bilim ve teknoloji yazıyorum ama bu hafta gelin başka bir şey yapalım, siyasi ve jeostratejik hayaller kuralım.

Aslında bu hayaller yeni değil. Hatta diyebilirim ki, az sonra anlatacağım konularda hayal kuran ilk kişi, Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat kendisiydi, hatta o hayalle kalmamış, bunu kuvveden fiile geçirmek için çalışmaya da başlamıştı.

Atatürk’ün hayali bir Balkan-Anadolu Konfederasyonu kurmaktı. Bugünkü Avrupa Birliği gibi, genç Türkiye Cumhuriyeti ile üç büyük Balkan ülkesini, Yunanistan, Bulgaristan ve Yugoslavya’yı ortak çıkarlar için bir araya getirmeye çalışıyordu. Olmadı.

Ama bir an için hayal kurun: Ege bir barış denizi olsaydı, bütün Balkanlarda özgürce dolaşabilseydik, bugün Avrupa Birliği’nin başarmaya çalıştığı şeyin temelini bu ülkeler 1930’larda atmış olsaydı nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk?

Yanlış hatırlamıyorsam 2011 yılıydı. Bir gün Ertuğrul Özkök aradı, sonradan adı “Yedi Büyük Günah” olacak olan kitap projesini anlattı. Emrah Akkurt’la birlikte başlamışlardı, beni de projeye davet ediyordu (Bu arada hatırlatayım: Bence bu kitap bugün hala güncel, hala okunabilir).

Özkök, Türkiye’nin geleceğiyle ilgili bir takım hayalî ama o kadar da hayalî olmayan projeleri bir araya getirmek istiyordu. Ben, tarihte kısacık bir süre var olmuş olan Güney Kafkasya Federasyonu’nu anlattım.

Çoğu insan bilmez, tam da Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarında, Ekim Devrimi ile Rusya’nın yıkılıp Sovyetler Birliği’nin kurulmaya çalışıldığı dönemde, Azerbaycan-Ermenistan-Gürcistan bir araya gelip bir ortak cumhuriyet kurmuştu.

Çok kısa ömürlü olan, yaşamasının önünde bırakın dış güçlerin müdahalesini zaten kendi içinde büyük etnik ve dini engeller barındıran bu federasyon, aslında Güney Kafkasya için oldukça gerçekçi bir projeydi.

Ben, Özkök’ün kitabında sadece bu federasyonun yeniden oluştuğunu hayal etmemiş, bu federasyonun Türkiye ile yakınlığını arttırıp ortak bir “konfederasyon” olmasını düşünmeye kadar işi vardırmıştım.

Bakın dün Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Münih Güvenlik Konferansı’nda ne dedi:

“Altı aydır barış ortamında yaşıyoruz. İnanın ki bu çok güzel ve özel bir histir ve bunu tüm Azerbaycan halkı paylaşmaktadır. Bağlantılar ve birleştirici güzergahlar bizi daha da entegre hale getirecek ve Güney Kafkasya’da tamamen yeni bir durum oluşturacaktır. Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan artık üçlü şekilde iş birliği yapacaktır.”

Benim 15 yıl önceki hayalimi bugün Azerbaycan’ın Cumhurbaşkanı da paylaşıyordu yani.

Zaten akıl ve mantık bunu gerektiriyor. Bu üç ülke, üç ayrı ülke olmaya devam ettikçe “büyük güçler”in oyun alanı olarak kalıyor. Bölgedeki esas büyük güç geleneksel olarak Rusya ama Amerika’nın buradaki rolünü, Türkiye’nin oynamak istediği rolü de küçümsememek gerekir.

Ama bu üç ülke bir araya gelmeyi başarırsa, sadece Rus etkisini sınırlamakla kalmaz, ciddi bir pazarlık gücü haline gelebilir. İşte Kanada Başbakanı’nın Davos’ta söylediği, geçen hafta 10Haber’de yayınlanan yazısında eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın söylediği buydu. Küçük ve orta güçler bir araya gelip anlamlı bir güç ifade edebilir.

Özkök’ün kitabı için yazdığım bir hayal daha vardı: Irak’ın parçalanması halinde Kürdistan da, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu konfederasyona dahil olabilirdi, hatta olması yegane akıllı yoldu.

Orada da durmadı hayallerim ve Atatürk’ün hayaline ulaştı: Bugün Balkanlar çok daha parçalanmış durumda ve çok sayıda küçük zayıf devlet kendi aralarındaki çocukça sayılabilecek çatışmalarla yaşıyor.

Yunanistan Makedonya’ya “Makedonya” adını kullanmasını ve bayrağını yasakladı mesela. Kosova’nın statüsü hala belirsiz. Arnavutluk çok fakir. Karadağ, Rusya ve Çin’den gelen gri renkli parayla ayakta durmaya çalışıyor. Sırbistan Rusya etkisinden çıkamıyor. Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan, Slovenya AB çatısı altında rahatladılar.

Normalde Türkiye’nin öncülük etmesi gereken bir barışı Balkanlara şu anda AB sağlıyor. Bütün küçük Balkan ülkeleri birer birer AB çatısına giriyor.

Oysa aynı şeyi Türkiye ile yapabilirlerdi. Atatürk’ün hayal ettiği Balkan Federasyonu 1990’larda hayata geçirilebilirdi. Bu federasyon, dönüp AB ile de, Rusya ve ABD ile de çok dengeli işbirliği, hatta birleşme görüşmesi yapabilirdi.

Türkiye’nin Turgut Özal döneminden beri öncülüğünü yaptığı Karadeniz İşbirliği Örgütü bu kadar pasif kalmayabilirdi. Rusya’yı içine alarak veya almayarak çok büyük ve önemli bir güç oluşturabilirdi Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler. Bu olsaydı, Rusya Ukrayna’ya saldıramazdı.

Böyle hayalleri “Osmanlı’yı canlandırma” olarak görenler çıkacaktır. Çok haksız olmayabilirler, çünkü benzer bir coğrafi bütünleşmeden söz ediyorum.

Ama bu Osmanlı’nın tekrarı olamaz; çünkü bugün bütün bu bölgede egemen devlet ler söz konusu ve benim söyledim barışı yaymaya çalışan bir dayanışma aslında, ortak tek bir egemenlikten söz etmiyorum.

Ancak yine de böyle bir ortaklığı başlatacak inisiyatif sadece Türkiye’den gelebilir. Çünkü bu vizyonun tarihi taşıyıcı Osmanlı geçmişinden ötürü Türkiye. Ve bu ülkeler, Türkiye’den çekinmedikleri ölçüde bu işbirliğine girmeye hazır olabilirler.

Bazen, hayal kurmak iyidir.

Macron’la dalga geçtim, pişmanım

Macron’la dalga geçtim, pişmanım

Hatırlayacaksınız, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Davos’ta yaptığı konuşma sırasında taktığı mavi güneş gözlükleri ve bazı sözleri internette viral oldu, Macron için şarkılar bestelendi.

Macron bu konuşmasında Avrupa’yı anlatırken “Sometimes so slow. For sure…” (Bazen çok yavaş, kesinlikle) diyordu.

Buradaki “For sure” (Kesinlikle) ifadesi öyle bir aldı yürüdü ki, geçen gün bir video seyrettim, bir şarap üreticisi Macron’a “For Sure” marka şarabını hediye ediyordu. O kadar yani.

Macron Avrupa için “Bazen çok yavaş, kesinlikle” diyordu ama aslında tam olarak öyle değil durum. Hatta belki de tam tersi: Avrupa görmediğimiz kadar hızlı ve kararlı hareket ediyor son bir yıldır.

2025 yılında, Trump’ın ABD’de göreve başlamasıyla birlikte kıta çapında en büyük tabularını (ve tembelliklerini) yıktılar ve savunma harcamalarına inanılmaz bir fonu harcamayı kabul ettiler. 

Almanya Başbakanı “Avrupa’nın en güçlü ordusunu kurmayı” vaat etti. Bu vaadin Avrupa’nın geri kalanına normalde korku salması beklenirdi ama tam tersi oldu, herkes çok sevindi.

Almanya bugün Fransa ile, Fransa’nın nükleer koruma şemsiyesinin Almanya dahil bütün Doğu Avrupa’yı da kapsaması için konuşuyor. Yarın Almanya’nın kendine bir nükleer koruma şemsiyesi kurmaya karar verdiğini öğrenirsek şaşırmamalıyız. Avrupa’nın  diğer nükleer gücü İngiltere de aynı şemsiyeyi vaat edebilir ve eski kıtanın Amerika’dan bağımsızlaşması hızlanabilir.

Bağımsızlaşma demişken, Avrupa Birliği bu alanda da hızlı hareket etmeye başladı. Ekonomik ve teknolojik bağımsızlık adımları atıyorlar ABD’ye karşı. Yakında dijital euro ve Avrupa çapında ABD’den tamamen bağımsız bir ödeme sistemi görürseniz şaşırmayın.

Aynı şekilde Avrupa interneti, Avrupa bilim ağı ve Avrupa yapay zekası karşımıza çıkacak. Bütün bu alanlara (savunma dahil) trilyonlarca euro yatırım yapılacak. Bu yatırımlar Avrupa ekonomilerinden belirgin bir canlanmayı beraberinde getirecek.

Daha şaşırtıcısı şu olacak: Yarın Avrupa, kritik bazı sektörlere Amerikan sermayesinin girmesini kısıtlamaya başlayabilir. Özellikle elektronik alanında bu kısıtlamaların başlamasının eli kulağında.

Macron Avrupa için “Sometimes so slow” diyordu ama haksızlık ediyor. İnanılması zor bir hızda hareket edip kararlar alıyor Avrupa.

Bu kararlar için yapılan demokratik tartışmaya ve arka plandaki muazzam entellektüel güce hayran olmamak elde değil. Bu güce Macron da dahil.

O yüzden Macron’la dalga geçtiğime pişmanım.