16-02-2026
İsmet Berkan

Depoda 48, garajda araba bagajında 30 milyon dolar nakit para…

Depoda 48, garajda araba bagajında 30 milyon dolar nakit para…

Mekanizma şöyle:

Karşınızdaki kişi size kredi kartını veya bankadan aldığı debit kartını uzatıyor. 

Siz kartı POS cihazına takıyor ve karttan diyelim 1000 dolarlık alışveriş ücreti çekiyorsunuz.

Ortada bir alış veriş yok aslında.

1000 doları karttan çektikten sonra karşınızdaki kişiye 750 doları nakit olarak veriyorsunuz. İşlem bitiyor.

Böyle bir tane iki tane veya yüz tane değil on binlerce işlem var.

Doğal olarak bir noktadan itibaren karşınıza gerçek kişiler gelmiyor, tomarlar halinde debit kartlar gelmeye başlıyor. Bavullarla taşınıyor kartlar, sonra Laleli’deki iş yerlerine geliyor. Geceyarılarına kadar on binlerce böyle karttan sanki alışveriş yapılmış gibi para çekiliyor, çekilen paradan yüzde 25 komisyon düşülüp para nakit olarak ödeniyor.

Akla gelen ilk soruyu yanıtlayayım: Neden insanlar hesaplarından 1000 dolar çektirip karşılığında 750 dolar almayı kabul ediyor? Sebebi, Libya’da resmi kurla karaborsa dolar kuru arasındaki dehşetengiz fark. Debit veya kredi kartı üzerinden işlemler resmi kurdan yapılıyor, ele geçen nakit dolar karaborsada satılıyor. Bu ticaretten Libyalılar memnun, sonunda ellerinde ilk harcadıklarından daha fazla riyal kalıyor.

Libya hükümetinin resmi şikayetine göre bu yolla ülkeden resmi kurla çıkan para 20 milyar dolar. Eğer yüzde 25 komisyon doğruysa ülkeye dönen para 15 milyar dolar.

Akla gelen ikinci soru ise şu: Türkiye’de özellikle de Kapalıçarşı ve Laleli piyasasında bu para ticaretini yapanlar, Libya’daki karaborsaya destek olanlar bu işi nasıl beceriyor?

Bütün bu operasyonda en büyük dert sahte satışların nasıl muhasebeleştireceği değil. Onu ister istemez sahip olduğunuz ortaklarınızdan aldığınız faturalarla, imalat belgeleriyle vs hallediyorsunuz.

Esas büyük dert, her gün biraz daha büyüyen bu hayali ticarete nakit dolar yetiştirmek. Bunun için dev bir döviz büroları koalisyonu kuruluyor, hatta döviz büroları alım-satım kuru farkını değiştiriyor, daha pahalıya satarken daha yüksek fiyattan dolar almaya başlıyor. Nakit dolarlar bankacılık sisteminin dışında depolanmaya başlanıyor.

Laleli ve Kapalıçarşı döviz piyasasında bu yaşananların boyutu o kadar büyük ki, daha fazla görmezden gelinemiyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı OECD’nin kara parayla ilgili gri listesinden Türkiye’yi çıkarabilmek için savcılıklara baskı yapıyor. Çünkü Libya bu ticaret nedeniyle Türkiye’yi OECD’ye ve Amerikan Hazinesine şikayet etmiş. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı operasyon başlatıyor, Laleli ve Kapalıçarşı döviz piyasasının bir sürü oyuncusu gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. (Meraklısına bu konuda Bahadır Özgür’ün HalkTV web sitesindeki yazılarını tavsiye ederim, operasyonun bütün ayrıntıları o yazılarda var.)

Tutuklanan onca isim arasında Taç Döviz adlı şirketiyle Atilla Durmaz isimli kişi de vardı. Polis o tarihte Durmaz’ın Laleli’de döviz bürosunun bulunduğu iş hanının bodrum katındaki bir deposunda nakit 47 milyon 814 bin dolar bulmuştu. Ayrıca 40 külçe altın ve 140 kilo da gümüş vardı depoda.

Neredeyse 48 milyon dolar nakit para dile kolay geliyor ama bu çok büyük bir para. Üstüne 40 külçe altın, 140 kilo gümüş ve bir de yine depodan çıkan 46 milyon liradan fazla TL düşünülünce, o depo daha da önem kazanıyor.

O deponun büyük mafyaların, soyguncuların radarına girmemiş olması büyük şans aslında. Polisten önce soyguncular gelebilirdi orada duran bu kadar büyük para için.

Soyguncular belki o depoyu kaçırdılar ama başka bir fırsatı yakaladılar.

Bugünlerde aylardır tutuklu olan Atilla Durmaz’ın oğlu Bilal Durmaz’ın İstanbul Florya Şenlikköy’de oturduğu sitenin kapalı garajından yapılan bir soygunu konuşuyoruz.

Tam 30 milyon dolar nakit para, Bilal Durmaz’ın söylediğine göre 3 aydan beri, iki otomobilin bagajında kuzu gibi duruyormuş. Henüz kim olduğu bilinmeyen soyguncular bunu öğrenmişler, 11 Şubat günü o garaja girip dev çantalar içinde duran 30 milyon doları çaldılar ve ortadan kayboldular.

Paralarını çaldıran Bilal Durmaz polise “Bu paralar bana 3 aydır hiç lazım olmadığından olduğu yerde duruyordu” demiş. Döviz bürosu işleten birinin bunca dövize hiç ihtiyaç duymaması Libya ile yapılan sahte ticaret düzeninin tekerine çomak sokulmasından ötürü. Paralar elde kalmış belli ki.

Ama daha önemlisi sanki şu: Paraların atıl olarak garajda durduğu 3 ayın başlangıcıyla Bilal Durmaz’ın babasının şirketine yapılan baskınlar hemen hemen aynı zamana denk geliyor.

Yani bu para, daha o zaman polis baskınından kurtarılmış ve saklanmış para olabilir.

Hollywood filmlerinde izleyebileceğiniz türden bir öykü bu ve daha bitmedi.

Yaşlanan Türkiye

Yaşlanan Türkiye

Geçen hafta Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK, 31 Aralık 2025 itibarıyla Türkiye nüfusunu ve buna bağlı bir dizi istatistiği duyurdu. O duyuru gününden beri de bazen günde birden fazla nüfus haberi görüyorsunuz. İşte bunların son örneği bugün 10Haber’de var, 2050 yılında Türkiye’de yaşlı nüfusun çocuk nüfusunu geçeceğini söylüyor haber.

Türkiye nüfusunun giderek yaşlanmakta olduğu, hatta bir noktada nüfus artışının duraklayıp gerilemeye geçeceği bilinmeyen bir şey değil, epeydir bu veriye sahibiz hatta bu yüzden Tayyip Erdoğan yıllardır gördüğü her yeni evlenen çifte üç çocuk yapmaları için söz verdiriyor.

Aşağıdaki grafik Türkiye’nin yaş piramidinin nasıl bir piramit olmaktan çıkıp bir çeşit armut şekline dönüşmekte olduğunu gösteriyor. Belki en sonunda tersine bir piramide ulaşacağız.

Türkiye’nin ortanca yaşı geldi dayandı 34,9’a. Bunun anlamı şu: Nüfusumuzun yarısı 35 yaş ve üzeri bireylerden oluşuyor, diğer yarısı 35 yaş altındaki bireylerden.

Eskiden Türkiye’nin ortanca yaşı çok daha düşüktü, yani Türkiye daha gençti. Bugün ise daha çok orta yaşlı bir ülke.

Yaşlanan Türkiye’nin yaratacağı sosyal, ekonomik ve sağlık sorunlarına hiç hazırlıklı olmadığımız ortada. Şurası açık: Giderek daha fazla artan oranda yaşlı bakım merkezlerine ihtiyacımız olacak. Bunların ücretini ödeyebilen yaşlılarla ödeyemeyen ve evlerinde bakım bile alamadan yaşayanlar arasında dehşet bir fark doğacak.

Çalışma nüfusunun yaşlanması ve bizdeki emeklilik olanakları sosyal sigorta sistemimizi altüst edecek.

Çocuklarımıza ve torunlarımıza hiç iyi bir miras bırakmıyoruz; bizim anne babalarımızdan devraldığımız ülkeye göre çok daha zor ve imkanları kısıtlı bir ülkede yaşayacaklar.

Bugün baktığınızda Türkiye’de yaşayanların yüzde 68,5’i çalışma çağında olan, yani 15-65 yaş arasındakilerden oluşuyor. Bu üç kişiden ikisi demek. Ama biz onların yarıdan azına iş bulabiliyoruz, diğer yarısı ama okulda ama evde ya boş duruyor ya da ücretsiz köle emeği olarak iş görüyor. Yarın bu rakam daha da büyüyecek ve işsizlik daha da büyük bir soruna dönüşecek, sonra da emeklilik hakkı bile olmayan, hiçbir geliri bulunmayan bir yaşlı nüfus artışı yaşayacağız. Bu da sosyal sorunlarımızı daha da büyütecek.

Maalesef nüfus tablolarımızın bize söyledikleri bunlar.