18-02-2026
İsmet Berkan

Erdoğan’ın hepimize maliyet yaratan inatları

Erdoğan’ın hepimize maliyet yaratan inatları

Belki farkında değilsiniz ama Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önemli karakter özelliklerinde biri onun inatçı kişiliği.

Bu inat siyaset alanında “kararlılık” ve “dirayet” olarak takdim ediliyor; Erdoğan’ın sahip olduğu “Güçlü lider” imajının çok önemli bir parçası. Ve herkes şunu biliyor: Erdoğan rol yapmıyor, gerçekten öyle.

Kritik kriz anlarında Erdoğan’ın bu “dirayetli” ve kararlı” diye adlandırılan duruşu aslında Cumhurbaşkanı’nın liderlik karakterinin de son derece belirleyici bir parçası. Herkes inancını kaybetmiş, karamsarlığa kapılmış gibi dururken Erdoğan çıkıyor ve inatla en yakın siyaset arkadaşlarının bile “yanlış” olduğunu söylediği tutumu sürdürebiliyor ve kazançlı çıkıyor.

Böyle hepimizin hatırladığı tutumu Gezi olayları sırasında ısrarla göstericilerden “Çapulcu” diye söz etmesi. Oysa o sırada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç.’a kadar herkes ona ortamı yumuşatmasını tavsiye ediyordu. Hayır, o tersini yaptı, sertleşti ve sertliğinden bir milim geri gitmedi.

Bu siyasi inatlar, çoğu zaman Erdoğan’ın insiyaki tepkilerinden oluşuyordu ama bunlardan hep bir biçimde siyaseten kazançlı çıktı. Bugün artık ona “İnatlaşmaktan vazgeç” diyebilen kimse olduğunu sanmıyorum; geçmiş bu inatlarda Erdoğan’ı haklı çıkardı çünkü. En azından pek çok kişi böyle düşünüyor.

Ama göz ardı edilen şey şu: Erdoğan’ın inatları her zaman ona başarı getirmedi. Hatta tam tersine bazı inatları ona ciddi maliyet yükledi. Erdoğan’ın üstlenmek zorunda kaldığı maliyetler onun derdi, ama bu inatların bazıları bize, tek tek vatandaşlara da maliyet getirdi, onu unutmayalım.

Bu maliyet yaratıcı inatların en belirginlerinden biri Berat Albayrak inadıydı.

Berat Albayrak, 2013 sonundaki 17-25 Aralık operasyonlarının ardından Erdoğan’ın damadı olmaktan çıktı, önce Başbakanlığında sonra da Cumhurbaşkanlığında Erdoğan’ın “gate keeper”lığına geldi. Artık Albayrak’tan geçmeden Erdoğan’a ulaşmak mümkün değildi. Erdoğan’ın kulağına en yakın kişi oydu, hatta Erdoğan Türkiye’yi ve dünyayı Albayrak’ın ona gösterdiği kadar görüyordu.

Bu duruma partisi içinden ciddi homurtular yükseldi ama Erdoğan inat etti, pek çok yakın siyaset arkadaşını kaybetmeyi göze alarak Berat Albayrak’ın konumunu korudu. Albayrak sonunda Enerji Bakanı olarak kabineye de girdi; onun gücü farklıydı ve dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu pek çok şeyi içine atmak zorunda kaldı. Sonunda Davutoğlu gitti, Albayrak kaldı.

Hem de ne kalmak. Erdoğan, başkanlık hükümetinde Berat Albayrak’ı partisine ve bütün dünyaya inat Hazine ve Maliye Bakanı yaptı. Meselenin Albayrak’ın liyakatıyla ilgisi yok. Kendisi Nobel ödüllü, dev şirketler yönetmiş bir iktisatçı da olabilirdi ama bir özelliği başka her şeyin önüne geçiyordu: Cumhurbaşkanının damadıydı.

İşte bu özellik hepimize inanılmaz bir maliyet yarattı. Üstüne Albayrak ve ekibinin ekonomiyi yönetirkenki davranışları da eklenince bugün yaşadığımız enflasyon ve hayat pahalılığı daha o zamandan başladı.

Biz hala Berat Albayrak ile Tayyip Erdoğan’ın arasının neden açıldığını ve Albayrak’ın o tuhaf yollara başvurmak zorunda kalarak neden istifa ettiğini bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz şu: Erdoğan ekonomiyi kendisinin daha iyi yöneteceğini düşünüyordu, faizin enflasyonun sonucu değil sebebi olduğunu iddia ediyordu ve Merkez Bankası’na zorla faiz indirtme arzusundaydı.

Erdoğan bu yıllar boyunca piyasa ile inatlaştı, önce küresel para piyasası aktörlerini Türkiye’den kaçırdı, ardından yerli aktörlerle kavga etti. Ama o kavgaların her birini piyasa kazandı, biz vatandaşlar da kaybettik.

Bu ikinci inadın hepimize maliyeti daha da beter oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2018’den 23’e başkanlığının ilk dönemini geçmişte kendisini efsaneleştiren en önemli başarı olan enflasyonu tek haneye düşürmek, TL’nin değerine istikrar kazandırma başarısını sıfırladı.

2023’te başlayan ikinci dönemine bu inadından vazgeçmek zorunda kalmış olarak başladı, Mehmet Şimşek’i görevlendirdi, Merkez Bankası’na liyakatli bir ekibi koydu ama eskinin inadı da öyle bir günde sona ermiyordu.

Erdoğan’ın ikinci döneminin ortasındayız henüz ama bu döneme hangi inadın damga vurduğu şimdiden belli: Üçüncü bir dönem daha Cumhurbaşkanı seçilebilmek için rakipleri elemine etmek dahil her yolun mübah olabileceğine dair bir inat.

“Hukukun dışına, hatta üstüne çıkarım, ‘Kanun benim’ derim ve halkım beni onaylar” diye düşünüyor Erdoğan ve belli ki bu düşüncesini etrafından kulağına fısıldayan çok sayıda isim var.

Evrensel hukuka ve siyasi yarışmanın hiç değilse görünüşte adil olmasına karşı başlayan bu inadın sembol ismi, Akın Gürlek’ti.

Geçen gün Merkez Bankası açıkladı, Türkiye’den 2024’te 25,5 milyar dolar, 2025’te ise 29,7 milyar dolar sermaye çıkışı yaşanmıştı. Türkiye çapında trilyon dolarlık ekonomiye sahip bir ülkenin şirketlerinin ülke dışında yatırım yapması, küresel veya bölgesel oyuncu olmak istemesi son derece normal olmakla birlikte iki yılda 55 milyar dolar sermaye çıkışı normal değil.

Bu ciddi yatırımcı ve sermaye kaçışının başlıca sebebi ülkede hukuk güvenliğinin kalmamış olması, yani Erdoğan’ın inadı aslında.

Şaşırtıcı olan hep siyasete ilişkin çok kuvvetli bir iç görüye sahip olduğu söylenen Erdoğan’ın biz vatandaşlara çok yüksek maliyeti olan bu son inatlarını “kararlılık” ve “dirayet” olarak görmeye devam etmesi.

Aslında bu inat, Erdoğan’a çok ciddi bir siyasi maliyet de yaratıyor ama o herhalde bu durumun farkında değil.

Geçmişteki faiz inatlaşmasının ona siyaseten ne kazandırdığı son derece belirsiz. Evet seçimi kazanmayı başardı ama vatandaşın cüzdanına karşı bir inada girdiği unutulmadı. Bunu unutturma, kendini affettirme şansı vardı ama 2,5 yılda bunu kullanmadı, tam tersine seçimdeki en büyük rakibini aralarında Ak Parti seçmenleri de olan vatandaşın kahir ekseriyetine hiç de inandırıcı gelmeyen yollarla yarış dışında bıraktı, yani yeni bir inatlaşmaya girdi.

Yetmiyormuş gibi bu vahim inatlaşmanın sembol ismini alıp Adalet Bakanı yaptı.

Bu hamlesi de ona siyaseten hiçbir şey kazandırmadığı gibi ciddi şeyler kaybettirecek gibi gözüküyor. Biz vatandaşlar da ciddi bedel ödedik, anlaşılan daha da ödeyeceğiz

Ama o “Ben bunu halka anlatırım ve halkım bana onay verir” diye düşünüyor.

Bu sefer çok zor olacak.

10 yıl önce enflasyona endeksli o tahvili kim neden çıkartmıştı?

10 yıl önce enflasyona endeksli o tahvili kim neden çıkartmıştı?

İki gün önce Ocak ayına ait bütçe uygulama sonuçları açıklandığından beri, Ocak ayında yapılan dev faiz ödemesini konuşuyoruz. Bugün Mahfi Eğilmez de aynı konuyu yazmış.

Esasen bugünün geleceğini daha aylar öncesinden, bugün CHP’de siyaset yapan eski bankacı ve iktisatçı Kerim Rota hepimize duyurmuştu ve o zaman bunu 10Haber haber olarak da yayınlamıştı.

Hazineden Ocak ayında yapılan 456 milyar liralık dev faiz ödemesinin temel sebebi, bundan 10 yıl önce piyasaya sürülmüş olan bir Devlet İç Borçlanma Senedi’nin (DİBS) itfası, yani geri ödemesi için yapılan 260 milyar liralık ödeme. Üstüne bir de 20 milyar lira ana para ödemesini ekleyince toplam ödeme 280 milyar lira.

Söz konusu DİBS Ocak 2016’da Hazine tarafından piyasaya sürülmüş, az önce dediğim gibi toplam 20 milyar lira borç almıştı Hazine. 

O zaman dolar kuru 3 liraydı. Yani 6,66 milyar dolar borç almıştı Hazine.

Ama bu borç enflasyona endeksliydi. Neden öyleydi? O sırada Türkiye’de enflasyon yüzde 9,58’di; Hazine de Merkez Bankası da reel faiz falan vermiyordu, faiz eksideydi. Türkiye’nin geleceğine ve ekonominin aklı başında yönetileceğine dair güven duyuluyordu. Hazine uzun vadeli borçlanmasını enflasyona endeksli, yani reel faizi sıfıra yakın senetlerle yapıyordu.

Bugün ana para dahil 280 milyar lira ödendi ama şu işe bakın ki 280 milyar liranın dolar karşılığı 6,4 milyar dolar. Dolar bazında baktığınızda Hazineyi kârlı sayabilirsiniz ama unutmayın Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi’nden söz ediyoruz, dolar bazında değil TL olarak çalışan, amacı da kâr etmek olmayan bir kurumdan. Burada Hazine kazanmadı belki ama Hazineye borç verenler kaybetti, verdikleri paranın bir bölümü “Enflasyon vergisi” olarak kendilerinden kesildi.

Bu anlattığım DİBS’le ilgili ödeme aslında iktisat fakültelerinde “Enflasyon vergisi nedir, nasıl tahsil edilir” konulu bir derste anlatılacak nitelikte.

Daha da çarpıcısı bence şu: 2016 Ocak ayında Hazine’den sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’ti, bugün o borcu geri ödeyen Hazine ve Maliye Bakanı da Mehmet Şimşek.

Kasa her zaman kazanır, olan vatandaşa olur.