
Bütün siyasi partilerin Kürt sorununu çözmek konusunda aynı metin üzerinde uzlaşacağı aklınıza gelir miydi?
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dün tarihi bir uzlaşma yaşandı. Mecliste temsil edilen partilerin, İyi Parti hariç, tamamı terörün sona ermesi ve Kürt sorununun çözülmesi yönünde bir dizi öneriyi içeren bir raporun üzerinde uzlaştı.
Yanlış okumadınız, Ak Parti, CHP, DEM Parti ve MHP aynı metni benimsedi.
Bu uzlaşmanın sadece Meclis’teki Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 50 üyesi arasında yaşandığını düşünüyorsanız yanılmış olursunuz.
Raporun nihai hali bütün partilerin yetkili kurullarında tartışıldı, bizzat genel başkanlar tarafından da onaylandı. Yani bu uzlaşma Meclis çapında bir uzlaşma.
Bugünlük konunun tarihi önemini anlatmakla yetineceğim, ileriki günlerde raporun içeriğine de gireceğim elbette.
Rapora baktığınızda, TBMM Komisyonu hem Meclis’in hem de Türkiye’nin önüne şöyle bir perspektif koyuyor:
1. Öncelik elbette terörün sona ermesi. Bu konuda ayrılıkçı terör örgütü zaten kendini fesh etme kararı aldı, şimdi silahların da tamamen bırakılması ve bu bırakmanın kurulan teyid mekanizmalarıyla kesinleşmesi bekleniyor.
2. Bu teyid aşamasını hemen Meclis’in “Demokrasinin güçlendirilmesi” dediği aşama takip edecek.
3. Ve son olarak bu iki adımın neredeyse doğal devamı niteliğinde ekonomik kalkınma ve refah artışı gelecek.
Meclis Komisyonu’nun konuyu bu şekilde bir perspektife oturtması son derece önemli.
Hepimiz biliyoruz, Türkiye’de bu süreci şüpheyle izleyen, “PKK’ya taviz veriliyor” diyen, “Öcalan meşrulaştırılıyor” diyenler var. Ben bu şüpheciliği doğal buluyorum; 50 yıldır devam eden silahlı bir meselenin geride bıraktığı acıların, travmaların ve diğer izlerin hemen silinmesi beklenemez zaten.
Ancak yine de Meclis’in verdiği perspektife bakınca, Türkiye’nin 50 yıllık PKK terörüne karşı vereceği yegane “taviz”in demokratikleşme adımları olduğunu görmeliyiz.
Eğer Meclis, komisyon raporunda vaat edilen demokratikleşme (“demokrasinin güçlendirilmesi”) adımlarını atacak olursa, bunun ülkemizin son 200 yıllık tarihinde iç dinamikle gerçekleşecek ikinci büyük modernleşme adımı olacağını kayda geçirmemiz gerek.
Bize modernleşme, 1790 yılından itibaren hep “dış dinamik”lerle, bazen uluslararası baskı, bazen uluslararası ödül mekanizmalarıyla geldi.
Kendi kendimize yaptığımız ilk büyük modernleşme hamlesi 1923’te kurduğumuz Cumhuriyetimizdi. Onu bize kimse dayatmadı, biz kendi kendimize kurduk.
Bu sefer bir kez daha kimse dışarıdan bize bir şey söylemezken bunu kendimiz, kendiliğinden ve kendimiz için yapacağız, eğer yapmayı başarırsak.
Bugün bu tarihi adımın keyfini çıkaralım, gerisini sonra konuşuruz.

