
Mahallemizin ‘iftar çadırı’ndan sahneler
Otuz yıla yakın zamandan beri İstanbul’da Boğaz kıyısındaki tarihi Arnavutköy’de oturuyorum.
Herkesin mahallesi kendisine güzeldir ama Arnavutköy sanırım bir başka güzel. Çünkü mahallemiz koca koca turist gruplarının sürekli gelip fotoğraf çektiği ve merakla gezdiği, özellikle salgından beri ciddi bir ‘Gentrification’ın yaşandığı bir mahalle.
Burası, Boğaz kıyısında olduğu için ev fiyatlarının epey yüksek olduğu, dolayısıyla kiraların da yüksek olduğu bir semt. Burada yaşamak kolay da değil, ucuz da…
Örneğin her hafta salı günleri mahallemizde bir pazar kuruluyor ama “pazar” lafın gelişi, fiyatlar neredeyse her zaman market fiyatından belirgin biçimde daha yüksek.
***
On yıldan fazla zaman geçti üzerinden, mahallemizin muhtarı bir Ramazan öncesi mahalleden bir grup insanı toplantıya çağırmış, Ramazan’da muhtaç ailelere gıda yardımı yapılmasını önermişti, hepimiz de hemen kabul etmiştik.
Mahallemizde bir yemek fabrikası var, onlar yemeği yaptı, biz elimizden geldiğince maliyetine katıldık, muhtar ihtiyaç sahiplerini saptadı, onları utandırmamak için pişmiş yemekleri evlerine götürme organizasyonu yapıldı.
Mahallemiz eski bir Rum köyü. Ama artık Rum komşumuz kalmadı gibi bir şey. Bu anlattığım muhtar toplantısı 10 yıldan fazla zaman önce yapıldığında farkına vardık, mahallemizdeki ihtiyaç sahiplerinin bir bölümü yaşlı, çoğu da tek başına yaşayan Rumlardı.
Bu gıda yardımı uygulaması yıllarca devam etti, hatta bir ara Ramazan dışına, 12 aya yayıldı. Derken mahallemizin Rum kilisesi, vakıf malı bir binasını “aşevi”ne çevirdi, içerisi görülmeyecek şekilde özel olarak perdelendi buranın, yemekler orada verildi.
***
Sonra o zamanlar Beşiktaş Belediye Başkanı olan İsmail Ünal bunu öğrendi, belediye bu işi devraldı. Bugün belediye hala Ramazanlarda iftar “çadırı” kuruyor.
Tabii çadır lafın gelişi. İki yıl önceye kadar iftar mahalledeki bir sokakta, açık havada yapılıyordu. Artık havalar elvermiyor, bu yıl Beyazgül Caddesi üzerinde eskiden Şok market olan, sonra bir pastane/kafe olarak işletilen bugün de boş duran bir mekanda belediyenin iftarları yapılıyor. Maalesef sokaktaki iftar zaten sokaktaydı, şimdi de iftar verilen yerin camlarından bakınca içi gözüküyor, içeridekiler belki de utanıyorlar görülüyor olmaktan.
Keşke daha incelikli olunsa, camlara perde takılsaydı. Eskiden neredeyse bütün lokantalarda camın ortasına kadar perde olurdu. Camın önünden geçseniz bile içeride masada oturanı görmezdiniz. Artık maalesef böyle incelikler hiç kalmadı. Baksanıza Milli Eğitim Bakanı çocuklardan evlerindeki iftar sofralarının resmini çekip arkadaşlarına göstermelerini bile istiyor artık.
***
Birkaç yıl önce sokakta kurulan masalarda yapılan iftara beni de çağırmışlardı. O gün 15-20 kişi vardı iftarda. Sonra saatlerce sohbet ettik, eski Arnavutköy’ü andık.
Üç gün önce tam da iftar öncesi, iftarların yapıldığı yerin önünden geçiyordum, kapısında bir birikme fark ettim. İçeride en azından 50 kişi vardı, oturmuş iftar saatini bekleyen. Kapıda da içeri girmeye çalışan 20-25 kişi.
Burası İstanbul’un kalbur üstü sayılan bir mahallesi. Ben bu kalabalığa şaşırdım açıkçası ama belki de şaşırmamalıyım.
***
Biz “hayat pahalılığı” diyoruz, beni özenti saymayın ama sanki durumun İngilizcedeki karşılığı daha iyi: Onlar “Affordability crisis” diyorlar. ‘Affordability’ satın almayı başarmak, karşılığını ödemeyi başarmak gibi anlamlara gelen bir sözcük.
Evine gıda götürmeyi, evinde iftar açacak parası olmamayı veya belediyenin sağladığı iftar sayesinde başka günler ve belki başka ihtiyaçlar için para saklamayı ifade ediyordu mahallemizin ‘iftar çadırı.’
Zaten tam da bu durum mahallemizi ‘Gentrification’ adı verilen şeye hedef yapan.
Mahallemizin pek çok sakini, maalesef bu mahallede yaşamanın bedelini karşılayacak durumda değil. O yüzden de mesela 50 yıllık 60 yıllık mahalle esnafı cebinde parasıyla gelip dükkanını devralmak isteyenlerin hedefi durumda.
Böyle nice esnaf dükkanı el değiştirdi, mahalleye dışarıdan gelenler burada eğlensin diye yeni yeni ve mahalleden kimsenin gitmediği yerler açıldı.
***
Mahallemizin “iftar çadırı”nı görünce Türkiye’nin bu sayılı kalbur üstü mahallesinde yaygınlaşan yoksulluğu görüyor insan.
Ve ister istemez düşünüyor: Burası böyleyse, gerçekten fakir mahallelerde durum nedir acaba?

