11-03-2026
İsmet Berkan

Bir müthiş Türk şirketin öyküsü: “Savunma sanayiinde büyüdük” demenin talihsiz sonuçları da var elbette

Bir müthiş Türk şirketin öyküsü: “Savunma sanayiinde büyüdük” demenin talihsiz sonuçları da var elbette

Beş gün önce, 6 Martta Amerikan Dışişleri Bakanlığı kısa bir açıklama yaptı, mevcut İran savaşını “acil durum” olarak göstererek İsrail’e Kongre onayı aramadan toplam 151.8 milyon dolarlık mühimmat satıldığını duyurdu.

Bakanlığın kısa duyurusunda satılan mühimmatın önemli bölümünün (12 bin tanesinin) yaklaşık 450 kilo ağırlığında sığınak delici mühimmat olan BLU-110A/B olduğu söyleniyordu. Bakanlık bu bombaların üreticisinin Texas eyaletinin Garland kentindeki Repkon USA adlı şirket olduğunu da açıkladı.

Aynı konuda The New York Times gazetesinin yayınladığı haberde, haberin en dibinde gizlenmiş bir cümle günlerdir Türkiye’de kendi çapında bir protestonun konusu haline geldi. Çünkü o cümlede bu bombaları üreten Repkon USA sahibinin aynı isimli Türk şirketi Repkon olduğu söyleniyordu.

Protestoların sebebi belli: Türkiye, Gazze savaşı konusunda İsrail ile kanlı bıçaklı oldu, bu ülkeye yönelik milyarlarca dolarlık ticaret fazlamızdan vaz geçtik, ambargo uyguluyoruz. Gerçi bu sert ambargoya rağmen hala İsrail’e dolaylı ihracatımız sürüyor ama iki ülke arasındaki ticaret hacmi savaş öncesiyle kıyaslanmayacak derecede düşmüş durumda.

Ama bu ambargoların ortasında Türkiye merkezli bir şirketin ürünleri, hem de herhangi bir ürün değil, doğrudan İsrail’in ölüm ve soykırım makinesinin kullandığı devasa bombalar İsrail ordusuna gidiyor.

Peki ama kim bu şirket ve düne kadar adını bile duymadığımız Repkon ne iş yapıyor?

Baştan söyleyeyim: Sayıları çok olmasa da Türkiye’de böyle dünya çapında önemli işler yapan, işini de sessiz sakin, bağırıp çağırmadan, özel reklam peşinde koşmadan yapan bir sürü şirket var. Repkon onlardan biri.

Öyle yeni bir şirket falan da değil. 1978’den beri faal. Özellikle 1990’lardan beri de son derece kritik, dediğim gibi dünyada sadece birkaç şirketin becerebildiği işleri yapıyor.

Azer Aran

Kurucusu ve sahibi Azer Aran, adından da tahmin edilebileceği gibi Azerbaycan kökenli bir ailenin çocuğu. Annesi de babası da öğretmen. 1967’de İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun oluyor ve metalurji mühendisliği okumaya Almanya’ya gidiyor. Orada üniversite sonrası birkaç yıl çalıştıktan sonra Türkiye’ye geri dönüyor, burada bazı şirketlerde çalıştıktan sonra 1978 yılında annesinin evinde, onun yemek masasının kenarında Repkon’u kuruyor.

Repkon başlangıçta bir mühendislik şirketi. Kendi üretimi yok. Ama bir süre sonra üretime de başlıyor şirket.

Repkon temelde metal bükme ve şekillendirme makineleri yapıyor. Örneğin on yıllar boyunca Türkiye’de satın aldığınız Doğan ve Şahin marka otomobillerin jantlarını üreten makinaları Repkon yapıyor.

Böyle onlarca hayati ürünün üretilmesinde Repkon’un bazıları kendi özgün icadı olan son derece hassas ve önemli makineler kullanılıyor. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında ve onlarca yıldan beri.

Repkon, 1998 yılına kadar daha çok Alman ve Hollandalı firmalarla çalışmış, ürettikleri makinelere bu Alman ve Hollandalı firmaların  markası konmuş, öyle satmış. 1998’den itibaren ise kendisi bir marka olmuş, ürünlerini, yani yaptığı metal bükme ve şekillendirme makinelerini kendi markasıyla satmaya başlamış.

Azer Aran’ın Dr. İbrahim Pektaş’a anlattığına göre, 1999 yılında Roketsan için Elmadağ’da bir roket fabrikasının makinelerini kurmuşlar. Ama sonra Almanya bu konuda ambargo uygulamaya başlayınca Repkon Roketsan’a roket gövdesi yapan makineler üretmeye devam etmiş ve böylece savunma sanayiine bir yan sanayi olarak giriş yapmış. Azer Bey “Şimdi Türkiye’ye verilmeyen, yasaklanan ne varsa hepsini yapıyoruz” diyor.

Azer Aran yaptıkları işi de basitçe şöyle anlatıyor: “Bizim işimiz telaşsız, yani ezerek, hamur gibi yoğurarak metale hükmetmek.”

2022’nin Şubat ayında Rusya’nın Ukrayna’yı işgale girişmesi bütün Batı dünyasının ve Türkiye’nin savunma sanayilerini tek ayak üzerinde yakaladı aslında. Bu savaşta en çok tüketilen mühimmat birdenbire 155 milimetre top mermisi oldu (Hızla bugüne atlayayım: Bugün Avrupa ve Amerika çapında, Türkiye’nin de katıldığı bir yarış var 155 mm top mermisi üretimi için. Hesaplanan, bu özel top mermisi stoklarının yerine konmasının yıllar süreceği. Pek çok şirket büyük bir hızla bu işe giriyor).

Tesadüf bu ya, Repkon savaştan bir yıl önce 2021 yılında Pakistan için bir 155 mm top mermisi üretim tesisi kurmuş, anahtar teslimi devretmişti. Yani doğru zamanda doğru iş tecrübesine ve know-how’a sahipti.

Repkon hemen Ukrayna savaşının patlattığı talebi karşılamak için Amerika’da bir şirket kurdu ve üretim tesisleri kurmaya başladı. İşte Repkon USA böyle kuruldu.

O yetmedi. Çünkü top mermisinin patlayıcısını da üretmek lazım. Repkon bunun için Avusturya’nın köklü uzman şirketlerinden Bowas Holding’in çoğunluk hisselerini aldı.

Repkon’un Texas’ta 155 mm top mermisi ürettiği fabrikası Amerikan ordusunun ihtiyacının üçte birini karşılayacak.

Şimdi ABD’nin İsrail’e sattığı “BLU-110A/B” genel maksat havadan yere bombaları üretime ne zaman başladığı çok belli değil, ama Türkiye’de de MKE tarafından üretilen, hatta Aselsan’ın da üzerine güdüm kiti eklediği bu bombaları da Texas’da satın aldığı bir üretim hattında üretiyor Repkon.

Repkon sahibi olduğu Bowas aracılığıyla ABD’de de TNT, yani ana patlayıcı malzemeyi üretiyor.

Repkon’un yegane işi savunma sanayii değil. Madencilikten petrokimyaya, uzay sanayiinden otomobile ve havacılığa pek çok alanda hem üretim, hem de bu alanlarda üretimde kullanılan müthiş makineleri yapıyor Repkon. 

Düne kadar adını bile bilmediğimiz bir dev anlayacağınız.

Fakat tabii savunma sanayiinde yer almak, bu alanda üstelik uluslararası bir oyuncu olmak beraberinde ciddi bir ahlaki sorunu da getiriyor. Çünkü günün sonunda lolipop üretmiyorsunuz, insanları öldürecek silahlar yapıyorsunuz. Eleştiri kaçınılmaz.

Repkon’un üretimi, evet İsrail savaş makinesini besliyor, belki bu şirketin ürettiği bombalar şu an İran’ın tepesine de düşüyor. Ama aynı şirketin üretimi Ukrayna’da da Rusya’ya karşı kullanılıyor.

Amerika’nın İsrail için satışa izin vermesiyle Türkiye’de başlayan tartışma sonrası önce şirket bir açıklama yayınladı, sonrasında ise artık Repkon’un web sitesine bile erişilemiyor.

Türkiye’nin savunma sanayii şirketleri genellikle elde ettikleri başarılar ve üretim kapasiteleriyle övgülere boğuluyor. Ancak Repkon’un adını İsrail’le birlikte duyduğumuz için olsa gerek, bu geçmişi neredeyse 50 yıla varan köklü şirket Türkiye gündemine övgülerle gelemedi.

Ama zaten anlaşıldığı kadarıyla onlar övgü veya yergi peşinde değil, işlerini yapmaya odaklanmış durumdalar.

İnsanın insan olmasının önemi nereye kadar?

İnsanın insan olmasının önemi nereye kadar?

Bu sabah 10Haber’de okuduğum bir haber beni derin düşüncelerin içine saldı.

Haber, ABD’deki bir başarı öyküsü hakkında. Hepsi de henüz 20 yaşında bile olmayan üç delikanlı bir şirket kurmuşlar, şirketleri de şimdiden 1 milyar dolar değere ulaşmış.

Peki ne yapıyor bu şirket? Diyelim ki, piyasaya yeni bir ürün çıkartacaksınız. Bu ürünün satılıp satılmayacağı için araştırma yapmanız gerek. Araştırma pahalı ve uzun süren bir şey. Anketler yapacaksınız, fokus grup denen gruplar toplayacaksınız, ürüne gerçek müşterilerin tepkilerini ölçecek ve ürününüze son şeklini vereceksiniz.

İşte bütün bunları insanlar yerine insan yerine geçen yapay zeka “ajan”larıyla yapıyor bu üç delikanlının şirketi. Ve belli ki başarılı sonuçlar elde ediyor, o sayede değeri 1 milyar dolara geldi bile. Şirketin müşteri listesinde CocaCola, Bayer gibi şirketler var.

Haberi okurken dondum kaldım: Ne yani yapay zeka ajanları insanın yerine mi geçiyor, insanı mı taklit ediyor? Artık insana gerek yok mu? İnsan tepkileri makineler tarafından bu kadar kolay ve bu kadar gerçeğe yakın tahmin mi edilebiliyor?

Bu konuyu daha ayrıntılı yazacağım ama şimdiden bu sorulara cevap vereyim: Evet, maalesef öyle.

İnsan, yani bizler, öyle sandığımız kadar “bireysel” davranan, davranışları önceden tahmin edilemeyen varlıklar değiliz.

Bu gerçeği her gün bizim gözümüzün içine sokan pazarlama algoritmalarıyla yaşıyoruz zaten.