28-03-2026
İsmet Berkan

ABD ve İsrail’in İran’ı vurması, Türkiye’nin değerini nasıl arttırdı?

ABD ve İsrail’in İran’ı vurması, Türkiye’nin değerini nasıl arttırdı?

ABD ve İsrail’in haksız, hukuksuz ve hatta ortada bir tahrik bile yokken başlattığı İran savaşı, önceden öngörülmeyen önemli sonuçlar yaratacak gibi gözüküyor.

Bu sonuçların en önemlisi, devasa bir jeostratejik kayma olacak ve bu kayma ansızın Türkiye’nin değerini arttırmış durumda. Ama tabii Türkiye’nin yapması gerekenler var.

Türkiye uzun zamandır kendisini Doğu ile Batı arasında bir lojistik koridoru olarak tanımlamaya çalışıyor zaten. Bu çabalar, salgın sırasında kopan tedarik zincirleri sayesinde daha da hızlanmış, iki önemli projede büyük adımlar atılmıştı.

Şimdi İran savaşı, bu küresel tedarik zincirlerinde bir başka büyük kırılmayı daha beraberinde getirince, Türkiye açısından zaten dersini çalıştığı bir konuda yeni yeni fırsatların kapısı aralandı.

Türkiye’nin üzerinde çalıştığı iki büyük projesinden biri “orta koridor” adını taşıyor ve Çin’i Orta Asya üzerinden Avrupa’ya bağlıyor. Ermenistan-Azerbaycan savaşının bitmesi, bu koridorun daha da kısalması, Rusya’yı veya İran’ı tamamen by-pass etmesi imkanını getirmişti zaten.

İkinci proje ise “Barış Yolu” adını taşıyor ve Irak’ın Basra kentini Gaziantep’e, Türkiye’nin kendi kara ve demiryolu ağına bağlamayı hedefliyor, yeni bir petrol ve doğal gaz boru hattını da içeriyor. Irak’ın artık görevi bırakmaya hazırlanan hükümeti bu yol anlaşmasını yaptı, yerine gelecek hükümet (hala bir Maliki hükümeti olabilir mi, bilmiyoruz) son savaşın ışığında bu projeyi daha da hızlandırmak isteyebilir.

Epeydir tazminat davaları ve Irak içi anlaşmazlıklar nedeniyle kapalı duran Kerkük-Ceyhan hattının yeniden açılması, Ceyhan limanından Akdeniz’e petrol sevkiyatının artması anlamına geliyor zaten. Bu boru hattının Basra’ya kadar uzanması kararı yakında çıkarsa kimse şaşırmaz. 

İran savaşının en önemli etkisi Basra Körfezi’nin kapanması ve bu körfezden çıkacak ticari trafiğin geleceğinin belirsizliğe girmesi. Hürmüz Boğazını kimin nasıl kontrol edeceği tartışmaları savaş bitse dahi devam edecek.

Bu trafiğin durmasa bile yavaşlamasının en büyük etkileri Asya ülkelerinde görülecek. Çin’den Japonya’ya ve Hindistan’a kadar bütün Asya ve Güneydoğu Asya, artık Basra’ya eskisi gibi güvenemeyecek ve alternatifler arayacak.

Aynı alternatifi Avrupa da arıyor ve Avrupa’nın aradığı yollar Türkiye’den geçiyor. O bakımdan güvenilir ve istikrarlı bir Türkiye’nin arazi değeri, eskisinden çok daha büyük.

Türkiye’nin bir başka büyük avantajı, doğal gaz konusunda ülke çapında kurulmuş olan enterkonnekte sistem.

Bunun anlamı şu: Türkiye’nin herhangi bir yerinden giren dış kaynaklı doğal gaz, istendiği anda bir ucu Avrupa’ya çıkan borudan ihraç da edilebilir. Yeter ki Türkiye’ye bazı kaynaklar böyle bağlansın.

Çevremizde böyle en önemli kaynak Doğu Akdeniz’deki doğal gaz. İsrail de, Mısır da, bu muazzam gaz kaynaklarını Türkiye üzerinden çok daha ucuza Batı Avrupa’ya ulaştırabilir. Yeter ki Doğu Akdeniz’deki siyasi sorunlar aşılabilsin, özellikle İsrail’de Türkiye ile ve dünya ile barışık bir yeni yönetim iktidara gelebilsin. (Bugünkü Mehmet Öğütçü yazısını şiddetle tavsiye ederim.)

Ama Türkiye açısından yegane sonuç lojistik ve enerji koridorlarıyla ilgili değil. Türkiye, İran’ın bir istikrarsızlık unsuru olmaktan çıkması veya öyle kalmak isterse sürekli saldırı altında olması durumunda, bir bölgesel istikrar unsuru olarak öne çıkacak.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın şimdiden bu bölgesel istikrar konusunda çalıştığını, Suudi Arabistan’dan Mısır’a ve Körfez ülkelerine kadar bütün ülkelerle eşit ortaklığa dayalı bir ortak anlayışı oluşturmaya çalıştığını görüyoruz. Suriye’de rejim değişikliğinden beri Türkiye bu bölgede böyle bir role soyunmuş durumda.

Açık açık söylenmiyor ama Türkiye’nin öncülük yapmak istediği bu yeni rol aslında Amerika’nın Ortadoğu politikalarıyla da örtüşüyor. Amerika uzun dönemde bölgede istikrarı bölge ülkelerinin sağlamasını ve kendisinin de gidip dünyanın başka yerleriyle uğraşmasını istiyor. Bölgesel istikrarın önünde İran önemli bir engeldi, savaştan sonra İran eskisi gibi kalamayacak.

Seçim İran’ın aslında. Savaşta yakıp yıkılmış bir ülke olarak kendi halkının refahını önceleyebilir veya eskisi gibi bir “Haydut devlet” olmaya devam edebilir. Hep birlikte göreceğiz. İran kendi halkını öncelemeye karar verir, haydutluktan vaz geçerse bu bütün bölge için müthiş önemli bir gelişme olur, herkesin birden zenginleşmesinin önünü açar.

Buraya kadar Türkiye açısından açılan imkanları sıralamaya çalıştım ama Türkiye’nin bu imkanlardan yararlanmasının da şartları var ve ilginç biçimde bu şartlar aslında ülke içi bazı şartların yerine gelmesiyle birlikte gerçekleşebilir, en azından maksimum fayda sadece bu iç şartların gelişmesiyle sağlanabilir.

Bu iç şartların başında da, Tayyip Erdoğan iktidarının dilinden düşürmediği “iç cepheyi geliştirmek” geliyor.

Bu sözden kasıt herhalde hepimizin sanki burası totaliter bir ülkeymiş gibi sıkılı bir yumruk olmamız ve ortak amaca kilitlenmemiz değil. Türkiye demokratik bir ülke ve bu ülkede demokratik rekabet 100 yılı aşkın zamandan beri var ve her zaman da olacak.

Önemli olan bu demokratik rekabetin kural dışı yollara, rakibi hapse atmak, rakibin önünü kesmek için kamu gücünü kullanmak gibi, sapmaması ve uygar biçimde yürütülmesi.

Türkiye kendi demokratik standartlarını ve insan hakları uygulamalarını geliştirebildiği ölçüde bölgesine ahlaki liderlik etmeye soyunabilir. Yoksa sadece güç politikasıyla ancak bir yere kadar varabilirsiniz.

Tuhaf biçimde gerek Rusya-Ukrayna savaşı ve gerekse şimdiki İran savaşı Türkiye’nin önünde ardı ardına fırsat pencereleri açıyor. 

Bu pencerelerden yararlanmanın ön koşulu da hep demokratik standardı geliştirmek, demokratik rekabeti bir demokrasiye yaraşır şekilde yapmak. Bunu başardığımız zaman, hepimizin önünde çok farklı bir refah yolu açılabilir.

Osman Kavala’nın bitmeyen çilesi

Osman Kavala’nın bitmeyen çilesi

Osman Kavala tam 9 yıldır hapiste. Neden hapis yatıyor? Onu yargılayan mahkemenin ve mahkumiyetini kesinleştiren Yargıtay’ın kararına göre “Hükümeti devirmeye teşebbüs”ten.

Peki ne yapmış da hükümeti devirmeye teşebbüs etmiş Kavala? Gezi eyemcilerine 43 tane poğaça ve sandviç göndermiş, onları yesinler diye plastik masa sandalye yollamış.

Kavala’nın hangi somut deliller ışığında ağırlaştırılmış müebbet, yani eskinin idam cezasıyla cezalandırıldığı sadece bizim için değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi için de bir muamma.

AİHM Büyük Dairesi geçen hafta içinde Kavala için üçüncü kararını almak üzere toplandı. Toplantıda Türkiye Cumhuriyeti Devletini temsilen avukatlar ve Osman Kavala’nın avukatları bir kez daha argümanlarını sundu. Bazı yargıçlar bazı avukatlara sorular da sordu.

Şimdi daire içine kapandı ve kararını yazacak. Ama bu kararın ne yönde olacağını geçmiş iki karara bakarak rahatça tahmin edebiliriz. AİHM bir kez daha Osman Kavala’nın haklarının ihlal edildiğine ve yeniden yargılanması gerektiğine karar verecek.

Soru şu: Türkiye, Kavala hakkındaki AİHM kararları konusunda son 8 yıldır sergilediği inadı sürdürecek mi, sürdürmeyecek mi?

Aslına bakacak olursanız, Türkiye’de iç hukuk yolları tamamen tükendiği için AİHM aslında Türkiye’ye kendini düzeltmesi, meseleleri normalleştirmesi için bir kez daha fırsat penceresi açacak, muhtemelen yaz aylarında açıklanacak kararıyla. Bu fırsat penceresi, Türkiye’yi Osman Kavala’yı haksız ve adaletsiz biçimde hapiste tutmaktan kurtulma olanağı yaratıyor.

Umarım Ankara bu gereksiz inadından vazgeçer ve Kavala’nın yeniden yargılanıp beraat etmesinin önünü açar.