09-04-2026
İsmet Berkan

Peki ama Amerika’nın NATO’ya hiç mi ihtiyacı yok?

Peki ama Amerika’nın NATO’ya hiç mi ihtiyacı yok?

Biz hep NATO’yu Türkiye’ye ve Avrupa’ya güvenlik şemsiyesi sağlayan Amerika önderliğinde bir örgüt olarak görüyoruz ama örgütün resmi adını unutuyoruz: Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü, NATO’nun adı.

Kuzey Atlantik neresi? Bütün Kutup bölgesi.

Bu bölge neden önemli? Çünkü eski zamanda Sovyetler Birliği’nden, bugün ise Rusya ve Çin’den Amerikan ana karasına ulaşmanın en kısa yolu Kuzey Kutbu’nun üzerinden geçiyor da ondan.

Evet elbette NATO demek Amerika demektir. Bu örgütün askeri altyapısının, teknolojisinin ve güvenlik mimarisinin unsurlarının neredeyse tamamı ya Amerika tarafından sağlanır ya da Amerikan askerleri tarafından yönetilir.

Ama bu demek değildir ki üye ülkeler NATO’ya hiçbir katkı vermez. Tam tersine, işte Başkan Trump’ın da baskısıyla üye ülkeler milli gelirlerinin yüzde 5’ini savunma harcamalarına ayırmayı taahhüt etti. Avrupa zaten silahlanıyor; yakında yüzde 5’i de geçebilir. Türkiye zaten yüzde 5 ve üstünde harcama yapan ülkenin adı.

Bu harcamalar Amerika’dan silah almayı veya Amerika’nın NATO için ayıracağı kaynakları azaltmayı da sağlayacağı için Amerika’nın NATO için üstlendiği yük bir ölçüde azalacak.

Evet, örneğin ülkemiz için NATO şemsiyesi altında olmak çok önemli. Neden önemli olduğunu son 40 günde İran’dan ülkemize 4 füze yöneldiğinde hep birlikte gördük. Uyuyor ve işe yaramıyor sandığımız NATO bizi korudu.

Türkiye 1952 yılında NATO’ya üye olduğundan beri bütün savunma doktrinini, bütün askeri eğitimini, bütün askeri konseptlerini Amerikan ordusundan alıp zaman içinde kendine uyarladı. Ordumuzun her unsurunun nasıl eğitileceği ve savaşta nasıl davranacağına ilişkin “Sahra Talimnameleri” Amerikan ordusunun “Field Manual” adı verilen kitaplarının bire bir çevirisi örneğin. Kitapların numaralarına ve sistematiğine kadar her şey bire bir.

O yüzden Türkiye savunmasını da, bütün unsurlarıyla Türk ordusunu da NATO olmadan değil düşünmek haya etmek bile çok zor.

Zaman zaman Türkiye’de “NATO’dan çıkalım” çağrıları marjinal solun ötesine geçip bazı ana siyasi akımlara sirayet edebiliyor. NATO’da kalmanın ülkemize maliyet ürettiği tartışmasız. Ama NATO’da olmamanın üreteceği maliyetle kıyaslandığında ağırlık NATO’dan yana oluyor. NATO’dan çıkmak bir fantezi.

Benzer bir durum bütün Avrupa için geçerli. Türkiye nasıl bütün savunma mimarisini NATO ile birlikte ve NATO konseptleriyle kurduysa Avrupa kıtasının tamamı da aynen bunu yaptı. 

Bugünlerde Başkan Donald Trump NATO’ya öfkesini her fırsatta dile getiriyor ve ülkesini NATO’dan çekme fikrini zaman zaman ortaya atıyor. Çarşamba günü NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüştükten sonra da NATO gazına gelmiş durumda, ardı ardına ittifakı eleştiren, “İhtiyaç duyduğumuzda yoklardı” diyerek müttefiklerini yerden yere vuran açıklamalar yapıyor.

Daha bir hafta önce hem Başkan Trump hem de Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin NATO ile ilgili önemli bir kararın eşiğinde olduğunu ima etti. Kastedilen Amerika’nın NATO’dan tamamen çıkmasından Avrupa’daki asker sayısını minimuma indirmesine kadar geniş bir yelpazede senaryolar.

Bütün bunlar konuşuluyor ama düşünülmeyen, merak edilmeyen bir bölümü var bu Amerika’nın NATO’dan çıkması senaryolarının: Aynı NATO Amerikan savunmasının da ayrılmaz bir parçası.

Dolayısıyla NATO’nun ortadan kalkması nasıl Türkiye’ye ve Avrupa’ya bir maliyet yaratacaksa Amerika’ya da yaratacak. Amerikalılar 75 yıldır NATO’yu sırf Avrupa’ya ve Türkiye’ye iyilik olsun diye ayakta tutuyor değiller; NATO Amerikan savunmasının bel kemiği. Zaten o yüzden adı ‘Kuzey Atlantik İttifakı.’

Amerika’nın Avrupa ve Türkiye ile ittifak ilişkisi sona erdiğinde bu durum küresel Amerikan savunmasında da küresel güç projeksiyonunda da bir hayli büyük bir delik açar. O deliği kapatmak Amerikan ekonomisinin altından kalkabileceği bir yükün çok ötesine geçer.

Bakın, Amerika’nın Hint Okyanusu ve Pasifik’in bir bölümüne güç projekte etmesinde okyanustaki minicik ada devleti Guam’daki İngiliz topraklarının çok önemli bir rolü olduğunu daha yeni bu İran savaşıyla bir kez daha gördük.

Amerikan B-2 bombardıman uçakları Amerika’dan kalkıp 12 saatten fazla yol yapıp İran’ı vururken çok sayıda müttefik ülkenin hava sahasından geçti, geçerken havada yakıt ikmali yaptı. Bunlar hep Amerika’nın NATO ve ittifak ilişkileri sayesinde gerçek olabildi.

Amerika’nın küresel askeri ve sivil istihbarat ağının en önemli parçaları Avustralya ve İngiltere’deki “5 göz” operasyonları o ittifakı bozduğunuzda tehlikeye girer.

Amerika NATO’dan çıktığında Kanada üzerindeki savunmasını kaybeder. İngiltere ile ortak Atlantik’teki denizaltı izleme sistemini kaybeder. Böyle sayamayacağım kadar çok irili ufaklı unsur var Amerika’nın NATO sayesinde kendisini güçlendirdiği.

O yüzden Amerika’nın NATO’dan çıkması da o kadar kolay alınacak bir karar değil. Ama şunu yapabilir Amerika: Avrupa’daki askeri varlığını çok azaltabilir. Bu da ona ciddi bir para tasarrufu sağlar. Ancak Rusya tehdidini dengelemekten vazgeçmesi veya Avrupa’yı Rusya’nın önüne bir yem olarak bırakması Amerika’ya çok büyük maliyet üreteceği için eski kıtadan çoğunlukla boş duran o askeri personeli çekmek bile zor bir karar olur.

NATO’nun çok önemli bir yıldönümü zirvesi bu yıl Ankara’da yapılacak. Göreceksiniz, Amerika o zirvede bağırıp çağıracak, şikayetler edecek ama NATO’da durmaya da devam edecek.

İran propaganda makinesinin hakkını verelim

İran propaganda makinesinin hakkını verelim

Amerikan Başkanı Trump, bizim için salıyı çarşambaya bağlayan gece yarısından sonra gelen ateşkes teklifini kabul ettiğini duyurduğu sosyal medya mesajında İran’dan iletilen bir 10 maddelik plana atıfta bulundu, “Bu plan üzerinde konuşulacak bir zemin yaratıyor” dedi.

Herkesin kafası karıştı. Çünkü bir gün önce aynı Trump, İran’dan iletilen 10 maddelik ateşkes planını “kabul edilemez” bulmuştu. Peki şimdi aynı planı mı kabul etmişti?

İran çarşamba günü sabah saatlerinde Amerika’ya iletildiğini söylediği 10 maddelik bir plan açıkladı. O plan sahiden de Trump’ın “Kabul edilemez” bulduğu plandı. Herkes Amerika’nın çok büyük bir geri adım attığını, savaşı bitirmeyi İran’ın dayattığı şartlarda konuştuğunu düşündü.

Oysa şimdi anlaşılıyor ki ikinci bir 10 maddelik (belki de 15 maddelik) plan daha var İran’dan iletilen. Trump’ın “Üzerinde konuşulabilir zemin” olarak gördüğü plan o plan. Hatta çok iddialı konuşuyor Trump “Maddelerin çoğunda anlaşma sağladık” diyor.

Kimin kiminle konuşup anlaştığı çok belli değil ama Trump böyle söylüyor. Bazı gazete haberleri Mücteba Hamaney ile Amerikan yönetimi arasındaki dolaylı bir mesajlaşmadan söz ediyor. Ne ne kadar doğru kestirmek zor.

Ama bildiğimiz bir şey var: Amerika henüz cuma günü Pakistan’da İranlılarda buluşmak için verdiği randevudan caymış değil. İran tarafı “Bu şartlarda müzakere olmaz, ateşkesi ihlal ettiler” diyor ama onlar da “Hayır biz gitmiyoruz” demiş değil.

İki tarafın da zafer ilan etmesi ve kuyruğunu dik tutma çabası çok belirgin. İran’ın propaganda makinesi Amerikalılarınkinden çok daha iyi çalışıyor doğrusu.