10-04-2026
İsmet Berkan

İmamoğlu davasını takip ediyor musunuz? İnanılmaz şeyler oluyor

İmamoğlu davasını takip ediyor musunuz? İnanılmaz şeyler oluyor

Haftanın dört günü sabahı rutinime bir gün önce yapılan İstanbul Büyükşehir Davası duruşmalarında olup bitenleri, yapılan savunmaları okumak da eklendi.

Biliyorsunuz, bir numaralı sanığı Ekrem İmamoğlu olan, bizzat Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından “Yüzyılın davası” olarak adlandırılan, iddianamesi 3500 sayfaya yakın tutan, halen 92’si tutuklu 414 kişinin yargılandığı o meşhur dava bu.

Bugüne kadar savunmasını yapabilenlerin ezici çoğunluğunun isimlerini bile bilmiyorum. Ama yapılan savunmalar beni gerçekten dehşete düşürüyor.

Örneğin sanıklardan biri kendisiyle ilgili yegane suçlamanın bir gizli tanık ifadesi olduğunu, ifade verenin de suçladığı konuya kendisinin bizzat tanık olmadığını, tanık olan kişi diye adını verdiği kişinin de savcılık tarafından sorgulanmadığını anlattı.

Bu kişi aylardır tutukluydu. Ben anlattıklarını okuyunca dondum kaldım.

Geçen gün başka bir isim savunmasını şöyle bitirdi:

“Benim burada olmam, altı aya yakındır hapiste olmam, Hukuk Güvenliği ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Özgürlüğümden mahrum bırakılmamın tek nedeni özensiz bir soruşturma, varsayımlara dayalı bir iddianamedir. ….. Peki ben neden işimden ve ailemden ayrıldım? Günlerce tahtakuruları dolu, pislik içinde yerlerde bekletildim? Aylarca cezaevinde yer yatağında yattım? Neden 28 kişilik koğuşta 55 kişi dip dibe kaldım? 10 metrekarede 10 kişinin neredeyse üst üste yaşadığı, leğende çamaşır yıkadığı, 55 kişinin aynı tuvaleti, banyoyu kullandığı bir yerde hangi gerekçeyle tutuldum? Altı aya yaklaşan esaretin telafisinin mümkün olmadığının ben de herkes gibi farkındayım. Hakkımdaki mesnetsiz isnatlara karşı yaptığım savunmalar göz önüne alınarak, adaletin tecelli etmesini; Adil Yargılanma Hakkı ve Hukuk Devleti ilkesinin hukuk kitaplarında yazılı kavramlardan ibaret kalmamasını istiyorum. Aileme ve işime kavuşmayı diliyorum. Bu çerçevede tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum.”

Aynı kişi çapraz sorgu sırasında savcılık soruşturmasının özensizliğini anlatmak için şunu söyledi:

“Savcı Bey’in kafasında bir kurgu var. Her şeyi bir yerlere bağlamaya çalışıyor ve ona uygun bir yanıt aldığında ilerliyor ama konuyu anlamaya yönelik tavrı daha zayıf. Bir konu anlatıyorsun; misal Google Tag Manager’ın nasıl bir işlevi olduğunu anlatıyorum, bu konuya çok odaklanmadı ve ‘Bu talimatı kimden aldın?’ diyor. ‘Bu talimatlık bir şey değil, ben normalde kendim koydurturum bunu’ diyorum. Bundan bir talimat almama, herhangi bir yerden bir şey alıp bir yere vermeme gerek yok ki. Ama ısrarla bir talimat, bir zincir, başka bir şey kurmaya çabası söz konusuydu. Yani zihninde bir kurgu var, o kurguya doğru şey yapmaya çalışıyor. Bilimde şöyle bir şey vardır; tümevarım, tümdengelim yöntemleri vardır. Kafanızda bir tez vardır, o tezin örneklerini buldukça o tezinizi güçlendirirsiniz. Ama örnekler uymuyorsa tezinizi değiştirirsiniz. Savcı Bey tezini değiştirmiyor, örnekleri bükmeye çalışıyor.”

Dünkü oturumda, davanın ismi çok bilinen sanıklarından biri olan, reklamcı ve yayıncı Necati Özkan savunmasına başladı. Onun anlattığı durum iyice tuhaf. Çünkü Özkan iddianamede “Eylem 4” ve “Eylem 13” adı verilen eylemlerle suçlanıyor. Ancak savcılıkta kendisine bu eylemlerle ilgili soru sorulmamış. “Eylem 4”le ilgili olarak kendisi ısrar etmiş ve savcılıkta itirafçı bu iddialarına cevap vermiş.

“Tutuklanırken yöneltilen suçlamalar farklıydı, şimdi iddianamede bu suçlamalardan söz bile edilmiyor” diyor. Peki öyleyse Necati Özkan neden hala tutuklu ve hapiste?

Ben burada üç tane örnek verdim ama aslında bugüne kadar savunmasını yapan herkesin söylediklerinde ortak bir nokta var: Savcılık soruşturmasının özensizliği…

Bu davanın bir numaralı sanığı olan Ekrem İmamoğlu henüz savunma yapamadı ama hemen her savunma yapan için ayağa kalkıyor, onun çapraz sorgusuna katılıyor, sorular soruyor. 

İmamoğlu’nun bu çapraz sorgularda herkese sorduğu standart sorusu şu: “Benim size herhangi bir konuda bir talimatım oldu mu” 

Henüz bu soruya “Evet” cevabı veren olmadı.

Bu davayı ilginç kılan unsurlardan biri, davaya son dakikada eklenen bir isim olan Hüseyin Gün.

Hüseyin Gün’ün itirafları nedeniyle Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ hakkında açılmış bir de casusluk davası var. Hüseyin Gün, İBB ana davasında da örgüt yöneticisi olarak sanık.

Dün bir vesileyle Hüseyin Gün’ün adı yeniden davada geçtiğinde İmamoğlu şöyle dedi:

“Hiçbirimizin tanımadığı Hüseyin Gün’ü bu şablonda benim altıma bir örgüt yöneticisi koyup buradan suç örgütü çıkartmak da bir kere daha bu iddianamenin çöp değil, çöpün içinde çürümüş bir çöp olduğunun da beyanıdır.”

Bence siz de davayı yakından takip edin. Akıl almaz şeyler oluyor.

Absürdistanda sıradan bir perşembe günü

Absürdistanda sıradan bir perşembe günü

Sadece İstanbul’da değil bütün Türkiye’de bir stand-up komedi patlaması var. Çok sayıda kulüp ve bu kulüplerden sivrilen onlarca yeni komedyeni var ülkemizin.

Bu komedyenlerin her birinin kendine göre bir üslubu ve komiklik biçimi var ama şunu söyleyebilirim: Pek azı gündelik siyasete dair komedi yapıyor. Daha çok yapılan, ülkemizdeki siyasi bölünmelerin, etnik ve dini bölünmelerin absürdlüğü hakkında.

Daha sevindiricisi çok sayıda kadın komedyenimiz de var. Bazılarını benim de sahnede izleme imkanım oldu, sahiden çok başarılılar ve komediyi kadın-erkek ilişkilerinden, kadınların hallerinden veya erkek arkadaşlarının hallerinden kesitler vererek yapıyorlar. Bazıları sahiden çok başarılı.

Ben yakın zamana kadar adını bilmiyordum, böyle stand-up yapan komedyenlerden biri de Tuba Ulu imiş. Onu kullandığım ve takip ettiğim yegane sosyal medya olan Instagram’da önüme düşen kısa bazı videolarından yeni yeni öğreniyorum.

Dün sabah Tuba Ulu’nun polis tarafından gözaltına alındığını duyunca şaşırdım. Çünkü siyasi komedi yapan biri değil benim görebildiğim kadarıyla Tuba Ulu. Daha çok kadın-erkek ilişkileri üzerinden yapıyor komikliği.

Arkasından 10Haber’deki haberden Tuba Ulu’nun Hürrem Sultan için “Kanuninin fuck-buddysi” dediği için gözaltına alındığını öğrenince kahkaha mı atmalıyım yoksa oturup ağlamalı mıyım bilemedim.

Bilemediğim bir başka şey, aynı sebeple suçlanan Tuba Ulu değil de ben olsam kendimi polise ve savcıya karşı nasıl savunurdum?

Durumu ciddiye alıp “Hürrem saraya geldiğinde cariye, yani Sultan’ın seks kölesiydi, fuck-buddy bu durumu daha da masumlaştırarak anlatan bir kelime aslında” mı demeliydim savunmamda, yoksa “Yahu ne diyorsunuz, bu bir komedi, hayatınızda hiç laz fıkrası anlatmadınız veya duymadınız mı? O fıkrayı anlatınca nasıl Temel veya Dursun isimli kişilere hakaret edilmiyorsa, burada da hakaret yok, komedi biraz abartıdır” mı demeliydim?

Absürdistan’da, bir büyük kara komedinin içinde yaşıyoruz.

Dışarıdan bakmayı becerebilsek aslında çok komik bir ülke burası ama maalesef içinde bizler de yaşıyoruz ve gülünecek bir durum yok.