18-04-2026
İsmet Berkan

Savaş bitti mi? Peki kim kazandı?

Savaş bitti mi? Peki kim kazandı?

İnanılmaz boyutlarda bir dezenformasyon günlerinden geçiyoruz.

Üstelik bu dezenformasyonu bir taraftan Amerikan Başkanı Donald Trump, bir taraftan da İran’ın devasa propaganda makinesi yapıyor.

Konu elbette 28 Şubat sabahı Amerika ve İsrail’in ortada bir kışkırtma bile yokken İran’a saldırmasıyla başlayan savaş.

Bu savaş başından itibaren saçma ve hedefsiz bir savaştı. ABD ve İran, sertlik diplomasisiyle çözülebilecek, üstelik de zaten bir çeşit çözüm yoluna girmiş olan bir meseleyi kanlı silahlı bir çatışmaya çevirdiler. Bunu neden yaptılar? Kendileri bile bilmiyor.

Savaş sadece İran ile ABD ve İsrail arasında olsa neyse, bütün dünya bu savaştan olumsuz etkilendi.

Şimdi savaşı bitirme çabaları var ama tam olarak ne olduğunu da, savaşın gerçekten bitip bitmediğini de bilmiyoruz.

Ortada büyük bir dezenformasyon, yani yanıltıcı bilgi kirliliği var.

Yakından takip etmeyenler için durumu özetlemeye çalışayım:

ABD, İran’ın Hürmüz Boğazını açması şartıyla bir ateşkes ilan etti. 15 günlük bu ateşkes süresi salı günü doluyor. Daha Hürmüz Boğazı açılmış değil.

Dün İran bir kez daha boğazı açtığını söyledi ve onlar böyle dedi diye dünyada bayram havası esti ama boğaz açılmış değil; çünkü açılamaz.

Boğazın ortasındaki uluslararası sular mayınlı veya en azından herkes mayınlı olduğuna inanıyor.

Boğazın İran kıyılarından ve karasularından geçen bölümünde bir açık yol var ama bu yol ne Hürmüz’ün eski trafiğine (günde 130 gemi ve tanker) kavuşması için yeterli genişlikte ne de buradan geçmek serbest. İran buradan geçecek gemilerden para istiyor.

Boğaz açılmadığına, boğazı açmak için burada mayın temizleme yapılmadığına göre zaten ha savaş devam etmiş ha etmemiş çok fark eden bir şey yok. Dünyanın geri kalanı savaşın sonuçlarını yaşamaya devam ediyor.

İran, kendileri açısından ateşkesin bütün şartlarının yerine gelmediğini, İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah’a saldırmaya devam ettiğini söylüyordu.

Cuma sabahı itibarıyla Amerika’nın bilek bükmesiyle İsrail gönülsüz bir ateşkesi başlattı, pazarlık masasında olmayan Hizbullah da ateşkesi kabul etti.

Peki şimdi İran boğazı açmak için mayın temizlemeye başlar mı? Hayır başlamaz. Çünkü kalıcı bir barışa henüz ulaşılmadı.

Nitekim Amerika’nın Hürmüz Boğazı’nın ağzında yaptığı İran’a yönelik abluka da kalkmadı zaten. Trump, ancak barış anlaşması olursa bu ablukanın sona ereceğini söylüyor.

Amerika ve İran’ın el altından konuştuğu, bir çeşit müzakere yürüttüğü anlaşılıyor. Zaten Pakistan ve Türkiye dahil arabulucu ülkeler de var.

Dün Başkan Trump çıktı, “Barışa çok yakınız” dedi ve İran’ın ABD’nin bütün şartlarını kabul ettiğini söyledi.

O şartları hatırlayalım: İran nükleer programından en azından 20 yıllığına vazgeçecek, elindeki zenginleştirilmiş (yüzde 60 oranında) 450 kilo uranyumu ülke dışına (ABD’ye? Rusya’ya?) çıkaracak; balistik füze programını ortadan kaldıracak; Hizbullah ve Husiler başta dış güçlere para ve silah yardımını kesecek.

İran hemen bu iddiaları yalanladı. Başkan Trump dün ardı ardına o kadar çok sosyal mesajı yazdı, o kadar çok kez konuştu ki, İran bu açıklamaların hepsine yetişmekte, hepsini tek tek yalanlamakta zorlandı.

Artık dünyanın geri kalanı da Trump’ın sözlerine o kadar inanmıyor. Piyasalardaki bayram havasının bir paraleli uluslararası diplomasi dünyasında ve dünyanın geri kalan liderleri arasında yoktu. Genel kanı, Trump’ın bir kez daha başta petrol piyasasın olmak üzere borsaları ve piyasaları manipüle ettiğiydi. Onlar da manipüle oldular. Petrol 88 dolara kadar düştü. Ancak dediğim gibi bu iyimserliği destekleyen pek fazla veri yok elimizde.

İran’a yönelik Amerikan ambargosunun işe yaradığı, İran’ın gıda stoklarının tükenmekte olduğu iddiaları var. Üstüne düşen bombalar değil ama kitlesel gıda kıtlığı ihtimalinin İran’ı barışa zorladığı, Amerikan şartlarını kabule ittiği söyleniyor. Bu ne kadar doğru, göreceğiz.

İran’ın Trump’ın söylediği gibi bütün şartları kabul etmiş olması, bu ülkenin yenilgiyi de kabul ettiği anlamına gelir. Ama tersi durum her şart altında Amerikan yenilgisi olur. Çünkü 27 Şubat günü Hürmüz Boğazı’ndan 130 tanker ve yük gemisi geçmişken bugün bu sayının 10 civarına inmiş olması bir olgu. Bunun yegane sebebi de Amerika’nın bizzat kendisi. Bu yeni şart altında hepimizin yaşayacak olması demek, Amerika’nın bu savaşı kazanamamış, hatta yenilmiş olması demek.

İnsan o yüzden ister istemez soruyor: Savaş bittiyse, kim kazandı ve ne kazandı?

Amerikan elçisini ciddiye almalı mı, almamalı mı?

Amerikan elçisini ciddiye almalı mı, almamalı mı?

Fizik biliminden biliyoruz, hiçbir şey uzaktan göründüğü gibi değildir.

Bardağınızdaki suya yakından bakarsanız o suyun öyle göründüğü gibi kesintisiz bir sıvı değil aralarında boşluklar olan moleküllerden oluştuğunu görürsünüz.

Katı demir parçasına güçlü bir mikroskopla baktığınızda gördüğünüz de aynı şey olur.

Sosyal bilimlerde de bu böyledir. Uzaktan baktığınızda görünen ile yakından bakınca görülen hiç birbirine benzemez.

Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack, Lübnan kökenli bir Amerikalı iş insanı. Hayatı da Türkiye dahil Ortadoğu bölgesinde iş yapmakla, iş kovalamakla geçmiş.

Başkan Trump’la olan arkadaşlığı onu Türkiye’ye büyükelçi, Suriye’ye özel temsilci yaptı. Barrack, gelmiş geçmiş en fazla konuşan ve sanki bu bölgeyi en iyi tanıyan Amerikalıymış gibi davranan büyükelçi.

Dün de Antalya’da Diplomasi Forumu’nda konuştu, Türkiye’yi de dahil etti mi etmedi mi belirsiz ama Ortadoğu bölgesinde insanların sadece “güç”ten anladığını, güçlü olanın borusunun öttüğünü söyledi. Demokrasi falan hak getire, bu bölge ona layık değil.

Bu konuşmanın koca bir bölgeye, bir sürü egemen devlete ve halklarına nasıl bir tepeden bakış olduğunu, emperyal bir dil olduğunu söylemeyeceğim bile. Eğer büyükelçi bu “Sadece güçten anlarlar, demokrasi falan boşuna” laflarına Türkiye ve İran’ı da (Hatta artık Irak’ı da) katıyorsa, fena halde yanıldığını söylemeye de gerek yok.

Büyükelçiye sorsanız Amerikalı Neo-Con’lar ve Başkan baba oğul Bush’lar bu bölgeye demokrasi saçmaya uğraşırken çok yanılıyordu, onları eminim eleştirir ama kendisi de tam onların yaptığını yapıyor, uzaklardan bakarak kendince sonuçlara ulaşıyor ve bu bölgeye ideal yönetim biçimleri vaz ediyor.

Üstelik bu, sözde bu bölgeyi “içeriden” bilen, yeterince tecrübeli bir Amerikan Büyükelçisi. Onun bilgisi ve teşhisi böyleyse, bilgisizlerden Allah bizi korusun.

O yüzden ben kendi payıma Tom Barrack’ı ciddiye almakta zorluk çekiyorum. Ama tabii bu entellektüel düzlemde bir ciddiye almamak.

Yoksa, konuşan sıradan bir iş adamı değil Amerika’yı yöneten zihniyetin bir temsilcisi. O yüzden ciddiye hiç almamak da olmaz.