21-04-2026
İsmet Berkan

İş Bankası Genel Müdürü ne diyor: Enflasyonla mücadeleye ara mı verelim?

İş Bankası Genel Müdürü ne diyor: Enflasyonla mücadeleye ara mı verelim?

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, açıkçası çok cesur bir çıkış yaptı, halen devam eden enflasyonla mücadele programını temelinden sorguladı.

Aran bu konuda iki kez konuştu. Birinci konuşmasını Ekonomi gazetesinin bir toplantısında, bu gazetenin önde gelen ismi Vahap Munyar ile sahnede bir söyleşi sırasında yaptı.

Aslında uzun ve nüanslı bir konuşma idi Aran’ınki ama tabii can alıcı bölümü şurasıydı:

“Şimdi Merkez Bankası ağzı ile kuş tutsa, her toplantıda alınabilecek en sert kararları alsa da enflasyon yüzde 27. ‘Enflasyonla mücadele programını bıraktım ve ben farklı bir programa geçiyorum’ derse de enflasyonun geleceği yer yüzde 32. Yani irrasyonel bir davranışa geçilmediği, bu konjonktürde bir deneye kalkışılmadığı durumda yüzde 27 ile 32 arasında bir bantta. Şimdi böyle olunca siz enflasyonla niçin mücadele yapacaksınız? Enflasyonla mücadele programı ile yüzde 27’lik enflasyona gelecekseniz, reel sektör çok ciddi yaralanacak. O yüzden her şeyin bir bedeli var ve bu bedel çok arttı. Enflasyonla mücadele programı bence fiili olarak İran Savaşı’nın çıkması ve petrolün 90-100 bandına gelmesi ile beraber bırakılması ve terk edilmesi gereken bir program.”

Fakat bu konuşması medyaya “İş Bankası Genel Müdürü enflasyonla mücadeleden vazgeçelim dedi” şeklinde yansıyınca, ertesi gün bu kez BloombergTV’ye çıktı Hakan Aran ve şunu söyledi:

“Enflasyonla mücadele programını şartlara göre revize etmezsek, geleceğimiz yer yüzde 27 enflasyon demiştim. Enflasyonda geleceğimiz yeri görüyorsak revizyon tartışılabilir mi demek istedim, enflasyonla mücadeleden vazgeçelim demedim.”

Aslında kötü niyetle değil de “Acaba Hakan Aran ne demek istiyor” merakıyla okuyunca, İş Bankası Genel Müdürü’nün söylediği şey çok belli: Uygulanan program bu haliyle geldi bir duvara yaslandı, bu yıl da İran savaşı nedeniyle özellikle kötü bir yıl, gelin KOBİ’leri, sanayiyi ve bankaları daha fazla zorlamayalım, bu programı revize edelim…

Tamam edelim de, neyi edelim?

Aynı Hakan Aran, Ekonomim gazetesinin toplantısında şunu da söylemişti: “Bu program KOBİ’lere, sanayiciye, iş insanına iyi gelen bir program değil. Bu program aslında devletin kasasını tekrar doldurmaya ve ekonomide bozulan dengeleri yerine getirmeye odaklı bir program.”

Şimdi ortada “Mehmet Şimşek programı” diye adlandırılacak yazılı bir metin olmadığı için herkes gibi Hakan Aran da 2023 Haziran ayından beri kamunun davranışlarına bakıyor ve uygulanan programın kamuoyuna açıklanmayan “odak”ını bulmaya çalışıyor. Onun gördüğü, programın önceliğinin Haziran 2023 öncesinde olduğu gibi devleti bir ödemeler dengesi krizine girme tehlikesinden çıkartmak, devletin kasasını doldurmak.

Bu kasa dolu mu? Hem evet hem hayır.

Eskiden olsa işler kolaydı. Mesela Kemal Derviş bu kasayı doldurma işini çok da büyük zorluk yaşamadan başarmış, arkasından da işine bakmıştı. Ali Babacan da aynı şekilde, kasanın kolayca dolduğunu görüyordu, hatta bir dönem kasanın gereğinden fazla dolması bir soruna bile dönüştü, ülkeye dolar yağdığı için dolar fiyatı öyle bir düştü ki, bu başlı başına bir şikayet konusu oldu.

Neden kolaydı eskiden? Merkez Bankası faizi yükseltiyordu, ülkeye sıcak para yağmaya başlıyordu. Güven arttıkça da o sıcak para kalıcı hale geliyordu.

Bugün öyle bir şey yok. Türkiye inanılmaz bir reel faiz verdiği halde yurt dışından sıcak para çekmekte zorlanıyor. Sisteme giren dolarların, Merkez Bankası’nın biriktirdiği dövizlerin ezici bir bölümü yurt içi kaynaklı. Ve ilginç bir şey, bu yurt içi kaynaklı para yabancı paradan çok daha ürkek, çok daha korkak bir para. Ülkemizde bir siyasi kriz çıktığı anda bu para hemen TL’den dolara ve daha vahimi altına geçiyor ve sistemin dışına çıkıveriyor.

Hatırlayın, Ekrem İmamoğlu hapse atıldı diye 60 milyar dolar satın aldı Türkler ve TL varlıklardan çıktılar.

Başka bir önemli gelişme daha var: O Türkler ayrıca paralarını alıp yurt dışına yatırıma gidiyorlar. Bu rakamı Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi istatistiklerinde çok net biçimde görüyoruz: Şubat ayı sonu itibarıyla son 12 ayda Türkiye’den yurt dışına çıkan sermaye miktarı 35 milyar dolara dayanmış durumda. Şubat ayında Türklerin yurt dışındaki doğrudan yatırımlara gönderdiği para 918 milyon dolar.

İş Bankası Genel Müdürü, “Bu programla KOBİ’lere, sanayiye ve bankalara yazık oluyor” derken çok haksız değil belki ama programdan vazgeçmenin bedeli açıkçası çok korkutucu. Çünkü Türkiye’de Tayyip Erdoğan iktidarı sadece yabancı yatırımcıların güvenini kaybetmedi, yerlilerin güvenini de kaybetti.

Yarın seçim ekonomisinin s’si duyulsa veya “Programı daha KOBİ dostu revize ediyoruz, kredileri açıyoruz” dense olabilecekleri tahmin etmek sahiden artık çok zor.

Yoksa Hakan Aran “Merkez Bankası parayı dibine kadar sıksa bile geleceğimiz yer yüzde 27 enflasyon demiştim” derken çok haklı. Ama “İrrasyonel denemelere girişmezsek gevşediğimizde gidilecek yer de yüzde 32” derken bence fazla iyimser.

Daha bundan 6 ay önce, iktidarın 2026 bütçe kanunu ilk açıklandığında “Enflasyon yüzde 30 olur” diye yazmıştım burada. Çünkü bütçe bu kadar büyümüştü bir önceki yıla göre. İktidar ise o sırada “Yüzde 20’nin altı” diye bir muğlak bir enflasyon hedefinden söz ediyordu.

Şimdi yaşanan İran savaşı şoku, enflasyonu zaten yüzde 30’un üzerine taşıyacak büyük olasılıkla. O yüzden, eğer Hakan Aran’ın “Programda revizyon”dan kastı parasal gevşeme ise, sahiden sonuçlarını kestiremeyeceğimiz bir yere varabiliriz.

Aman dikkat!

CHP sertleşiyor

CHP sertleşiyor

Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları üzerindeki yargı yoluyla kurulan muazzam baskı arttıkça, CHP de sertleşmeye başladı.

Mansur Yavaş’ın “Artık olanlara seyredemeyiz” demesi sonrası dün CHP’nin yönetimi yeni bir yol haritası için toplandı. Anlaşılan parti içi tartışma biraz daha devam edecek.

Unutmayın, CHP Ekrem İmamoğlu hapse atıldığından beri dün akşam Ataşehir’de yapılan dahil tam 105 miting düzenledi. İmamoğlu gözaltındayken 16 milyon yurttaş onun Cumhurbaşkanı adaylığı için oy verdi. CHP’nin başlattığı imza kampanyasına 26 milyondan fazla vatandaş katıldı.

Ama Fatih Altaylı’nın yazdığı da doğru. İktidarın yargı eliyle yürüttüğü muazzam baskı operasyonu da, CHP’nin mitingleri de sıradanlaştı, “yeni normal”imiz oldu. Vatandaşın her gün hop oturup hop kalkmasını bekleyemeyiz, bir yandan hayat devam ediyor.

İşte o yüzden CHP yeni yol arayışında. Ama bu arayışın tamamlanmasını beklemeden dün akşam Özgür Özel söylemini sertleştirmeye başladı. Dün akşam Ataşehir’de yapılan ve epey de kalabalık olan mitinginde söylediği şu sözler bence önemli bir tehdit içeriyor:

“Aklınızı başınıza alın. Yarın keser döner, sap döner. Yarın seçim olur, iktidar değişir. Bu açtığınız yolda bir savcı bulan, bir meczup iftiracı bulan, elinde kanıtı olmayan ama açtığınız yoldan yürümeye kalkan biri çıktığında, geriye dönük dışarıda ne bir AK Partili belediye başkanı kalır, ne bir AK Partili belediye meclis üyesi kalır, ne bir AK Partili siyasetçi kalır. (….) Herkes nasıl bir yol açtığını, sırf seçim kazanamayacağı için nelere tenezzül edildiğini görsün. Yapılan iş haksızlıktır. Kötü örnektir ve çok kötü bir yolu açmaktır. 23 yıllık iktidarın sonunda bu yolu açıp da giderse, birileri bu yoldan kim geçer, geriye kim kalır, hesap edemezsiniz. Onun için aklınızı başınıza toplayın.”

Bu denli sert gerilimler yaşanırken makro ekonominin düzelmesi ve ülkeyi yeniden büyüme ve zenginleşme yoluna sokması uzak bir hayal ancak.