
‘Terörsüz Türkiye’yi ancak demokrasiden ve özgürlükten korkmayanlar sağlayabilir
Türkiye’nin önünde gerek iç gerekse dış siyaseti bakımından açılan en büyük fırsat penceresi, iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği proje. Buna en ufak bir kuşku bile yok.
Türkiye, bir padişahın egemenliğine değil de eşit vatandaşlık ilkesine dayalı bir Cumhuriyet olduğundan beri “Kürt sorunu” yaşıyor.
Bu sorunu neden yaşadığımız da belli: Cumhuriyetin Kürt kökenli yurttaşları, 1923’ten beri kendilerini Türklerle eşit hissetmiyorlar, ikinci sınıf muamelesi görmekten şikayet ediyorlar.
Bu sebeple Kürtler Cumhuriyet tarihi boyunca bazıları büyük bazıları küçük irili ufaklı silahlı isyan hareketleri yaptılar. Bunlardan en büyüğünü, son 50 yıla yakın zamandır uğraştığımız, Abdullah Öcalan tarafından kurulan PKK gerçekleştirdi.
60 binden fazla cana, belki trilyonlarca dolarlık harcamaya ve hesabı yapılamayacak miktarda iç ve dış enerji kaybına, fırsat kaybına neden olan bu silahlı çatışmanın bitmesi ihtimali, önümüzdeki o müthiş fırsat penceresinin adı aslında.
Bize bu pencereyi, beğenelim beğenmeyelim Abdullah Öcalan ile MHP lideri Devlet Bahçeli açtı. Tayyip Erdoğan, gönüllü mü gönülsüz mü olduğunu hala tam söyleyemeyeceğimiz bir tutum aldı, pencerenin açılmasına onay verdi. Onun onayı olmasa zaten bu duruma gelemezdik, bunu kenara kaydetmek lazım.
İktidarın gösterişli bir isimle “Terörsüz Türkiye” adını verdiği ve doğası gereği bir “süreç” olan bu yeni imkan, objektif olarak baktığınızda gerçekten bir pazarlık ve al-ver süreci değil.
Öcalan tarafından kurulan denklem oldukça basit aslında: Bunca yıl silahla yapmak istediğimiz şeylerin silahsız bir siyasetle savunabilmemizin önünü açın, örgüt silahını bıraksın, dağdan inip düz ovada siyaset yapsın.
Tam da bu basit denklem yüzünden, süreç bir savaş sonrası galip ile mağlubun oturduğu bir barış masasına hiç benzemiyor.
Türkiye, öteden beri yasa önünde eşitliğe dayalı bir demokratik hukuk devleti olduğu iddiasında. Öcalan da, “Madem iddianız bu, bu iddiayı gerçekleştirin” diyor ve söz veriyor: “Bir daha şiddete başvurulmayacak.”
Dediğim gibi denklem basit ama işi zorlaştıran unsurlar yok değil. Bunların bir kısmı esasa ilişkin, bir kısmı sembolik.
Örneğin, ömür boyu hapse mahkum olarak cezaevinde yatan Abdullah Öcalan’ın durumu ne olacak, bütün bu süreci başlatıp yürüten başlıca isim olarak Öcalan’ın bir “statü”sü olacak mı?
Veya gerek Türk tarafında ve gerekse Kürt tarafında silahlı güçlerin pozisyonuna ilişkin güvensizlik nasıl ortadan kaldırılacak? Hangi güven arttırıcı önlemler gerekli?
PKK’nın silah bırakacak militanlarının ve lider kadrolarının hukuki durumu ne olacak? Tamamen af mı edilecekler, yoksa bazıları hapse mi girecek?
Şu anda süreci zorlayan veya sürecin duraksamasına neden olan konular bunlar gibi duruyor ama bu yanıltıcı.
Esas mesele sürecin çekirdeğindeki demokratikleşmede, özgürlükler rejiminin ülkemize geri gelmesinde.
Tayyip Erdoğan, 2016 yılından itibaren demokrasi ve özgürlüklerin canı istediğinde kapatabildiği bir musluk olduğunu ve bu musluktan akan suyu kısmanın kendisine bir siyasi bedel ödetmediğini fark etti.
O gün bugündür Türkiye bir demir yumrukla yönetiliyor ve artık Erdoğan iktidarının etrafında bu demir yumruğu sık sık kullanmayı adet edinmiş çok sayıda yönetici birikti.
Bu atanmış yöneticilerin önemli bir kısmı yaptıkları şeyin ileride onlara bedel ödetecek ağırlıkta şeyler olduğunun farkında ve demokrasi musluğunun yeniden açılması ihtimalinden çekiniyorlar. O yüzden Tayyip Erdoğan etrafında özgürlük ve demokrasiye karşı bir direniş çemberi var. Sanıldığından çok daha kuvvetli bu çember.
Özgürlüklerin istisnaya dönüştüğü bu korku ortamına son 8-10 yılda o kadar çok yatırım yapıldı ki, Tayyip Erdoğan dahil geniş iktidar çevresi başka türlü iktidarı sürdürmenin bir yolunu artık bilmiyor.
Bir anlamda, demokrasi ve özgürlüklerden korkuyorlar. Gerçek bir demokratik ortamda yapılacak seçimde iktidarı kaybetmekten çekiniyorlar.
İşte bu demokrasi ve özgürlük korkusu, bugün Türkiye’nin önünde açılan tarihi fırsat penceresinin gereği gibi değerlendirilmesinin önündeki en büyük engel.
Ama bence Türkiye için kötümser olmaya gerek yok.
Türkiye, bu fırsat penceresini mutlaka kullanacak.
Şimdiden anlaşıldı: Türkiye’yi ‘Terörsüz Türkiye’ hedefine ancak ve ancak demokrasi ve özgürlüklerden korkmayanlar ulaştıracak.
O kişi Tayyip Erdoğan’sa eğer, o yapacak.
O yapmazsa, ki yapmamasını beklemek için çok sebep var, arkada CHP var, onlar yapacak.
Tarih, onu yazacak lideri bekliyor.

