25-04-2026
İsmet Berkan

Erdoğan’ın seçim sloganı da hazır

Erdoğan’ın seçim sloganı da hazır

Türkiye’yi bir çeşit vergi cenneti yapma projesi benim hatırladığım 1980’lerden beri var.

Fikir, tabii ki böyle başka pek çok cinlik gibi Turgut Özal’ın aklına gelmişti. O zamanlar Birleşik Arap Emirlikleri değil Singapur’a özenilirdi; uluslararası sermayenin bu küçük şehir devletine nasıl yağdığına gıpta edilir ve meselenin sadece uluslararası şirketlerden alınan veya alınacak kurumlar vergisinden ibaret olduğu düşünülürdü.

Kimse Singapur’un nasıl yönetildiğini, bu ülkedeki hukuk düzeninin nasıl çelikten yapıldığını ve ülkenin hiçbir biçimde yolsuzluğa izin vermeyen yapısını dikkate almazdı.

Turgut Özal’ın tek başına iktidar olarak bütün siyasi gücüne rağmen Türkiye o dönem vergi cenneti yapılmadı. Onun yerine “Serbest bölge” adı verilen transit ticaret bölgeleri kuruldu. Ne ölçüde başarılı olduğu tartışmalı bu serbest bölgelerin ama bugün hala uygulama devam ediyor.

Turgut Özal’ın zamanında yapmadığı veya yapamadığı vergi cenneti uygulamasını hayata geçirmek şimdi Tayyip Erdoğan’a nasip olacak.

Yanlış anlamayın, dün Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı yabancı şirket ve bireylere yönelik muazzam teşviklere kategorik bir itirazım yok; sadece uygulanabilirliği konusunda şüphelerim var. Attığımız taş umarım ürküttüğümüz kurbağalara değer.

Esasen, Tayyip erdoğan dönüp kendi 23 yıllık yönetimi dönemine bir baksa doğru cevabı görecek: 

Türkiye ile AB arasında tam üyelik müzakerelerinin başlamasının hemen ardından Türkiye kurumlar vergisinde indirime gitti. Bu indirim sadece yabancılara değil, bütün şirketlereydi.

O dönem Türkiye’ye yabancı sermaye yağmur gibi yağdı, koşa koşa gelip binlerce şirketi satın aldılar, kendileri yüzlerce şirket kurdu.

O sermaye, Türkiye’nin AB normlarına bağlanması sayesinde yağdı ülkemize, sadece vergi indirimi sebebiyle değil.

O normların en önemlileri hukuk devleti ve hukuk uygulamalarıydı.

Bugün ülkemiz bir savcının pek de delillere bile bakmadan bir yazı yazıp bir asliye hukuk hakiminin de imzalamasıyla şirketlere, varlıklara el koyan, sonra da bu kişiler hakkındaki yargılamanın bitmesini bile beklemeden o varlıkları satan bir ülke.

Bu şirket el koymalarıyla ilgili dönen rüşvet dedikodularına girmeyeceğim bile ama uygulama mafya tarzı bir çökme uygulaması, varlıkların el değiştirmesi uygulaması. Savcı ve mahkeme bir şirkete çöküyor ama ya ortada suç yoksa? Turgay Ciner’in başına gelenler, filmlere, kitaplara konu olacak cinsten şeyler.

Biz böyle bir ülkeyken, mesela Apple İrlanda’dan çıkıp İstanbul’a taşınır mı? Taşınsa milyarlarca dolar vergiden kurtulacağı halde gelir mi? Veya Oracle, BAE yerine İstanbul’u tercih eder mi? 

Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı teşvikler içinde en çarpıcılardan biri şu: Varlıklı bir yabancı olarak, varlıklarınızı Türkiye’ye getirip burada vergi mükellefi olursanız sizden 20 yıl boyunca (Türkiye’de elde edeceğiniz kazançlar hariç) vergi alınmayacak. Dahası şu: Oğlunuza, kızınıza servetinizin bir bölümünü devretmek isterseniz sizden sadece yüzde 1 veraset ve intikal vergisi alınacak.

Bu, aslında Rus oligarklardan Çinli zenginlere, Suudi şeyhlerden başka zengin bireylere kadar herkes için çok çekici bir imkan. Çünkü serveti henüz hayattayken çocuklara aktarmak zenginler açısından gerçekten büyük mesele. Jeffrey Epstein yaşasa Türkiye’deki bu vaade bayılırdı; pek çok müşterisini buraya yönlendirirdi eminim.

Ama bu muazzam teşvik bile sınırlı bir etki yaratacak korkarım. Çünkü hukuki güvence yok seviyesinde ülkemizde.

Neyse, yazmak istediğim şey bu değildi aslında. Tayyip Erdoğan’ın bu teşvikleri açıklarken yaptığı konuşmada bir cümle dikkatimi çekti, onun için yazıyorum bu yazıyı.

Erdoğan, “23 yıllık emeğimizin, 23 yıllık mücadelemizin meyvelerini bundan sonra daha fazla toplayacağız” dedi.

Bu cümle, bana soracak olursanız Tayyip Erdoğan’ın seçim kampanyasının ana izleği ve temeli olacak.

Hatırlayın, Erdoğan her seçime olumlu bir sloganla girdi.

“Ustalık dönemi” dedi; “Dünya lideri” oldu, “Türkiye Yüzyılı” dedi…

Şimdi de, “23 yılın meyvelerini toplama dönemi” diyecek.

Burada benim açımdan çarpıcı olan, Erdoğan’ın kurmay heyetinin geleceğe ümit vaat eden bu cümleyi bulmak için uğraşmış olması.

Hayır, resmen seçime hazırlanıldığını söylemiyorum ama onların bile akıllarının arka planında seçim hazırlığı yaptığı, kendilerini geleceğe hazırladıkları belli.

Kaldı ki, bana soracak olursanız seçim 2027 yılının Kasım ayında yapılacaksa eğer, zaten seçime şurada 18 ay kalmış durumda.

Hayırlı olsun.

İran elindeki en büyük silahı kaybetti ve henüz farkında değil mi?

İran elindeki en büyük silahı kaybetti ve henüz farkında değil mi?

Elimden geldiğince yabancı medyayı ve ABD ile İran arasında yaşananları analiz eden diğer çalışmaları izlemeye çalışıyorum, herhalde ben görmedim, Amerika’nın uygulamakta olduğu Hürmüz ablukasıyla ilgili bir değerlendirmeye rastlayamadım henüz.

Zaten biliyorsunuz ama ben yeniden hatırlatayım: ABD ve İsrail İran’a saldırınca, İran da “Yapılmaz” deneni yaptı, Hürmüz boğazını ticari gemi trafiğine kapattı.

Eskiden günde 130 geminin geçtiği boğazdan bugün günde bir gemi ya geçiyor ya geçmiyor. Ama aradaki dönemde, yani savaş sırasında İran’a ait petrolü ve diğer ürünleri taşıyan çok sayıda gemi aslında boğazdan geçti. Hatta “İran petrol ticaretini aynen sürdürüyor” yorumları yapıldı.

Hürmüz’ün kapanması ABD’deki benzin fiyatına kadar dünya çapında yakıcı etkiler yarattı ve Başkan Trump’ın İran’a ateşkes önerirken yegane talebi bu boğazın açılması oldu.

Ama boğaz açılmadı. İki sebeple: 1. Boğazın uluslararası suları mayınlarla kaplı, buradan geçmek güvenli değil. 2. Güvenli geçiş İran kıyılarına yakın bir rotadan yapılabiliyor ama ondan da İran para alıyor.

Boğaz açılmayınca Amerikan Başkanı bu kez kendi donanmasına İran’a yönelik bir blokaj emretti. İran’a ait petrol dahil mal taşıyan gemilerin Basra Körfezi’nden dışarı çıkmasına izin verilmiyor. ABD arada yaptırıma tabi olduğunu öne sürdüğü bazı tankerlere içindeki petrolle birlikte el koydu.

ABD’nin bu blokajı, aslında bu ülkenin Hürmüz’ün bir süre daha kapalı kalmasını kabullendiği anlamına geliyor. Meselenin bu yönüne nedense kimse değinmedi, değindiyse de ben fark etmedim.

Eğer ABD, Hürmüz’ün kapalı kalmasını umursamıyorsa veya sonuçlarına katlanacağını ilan ediyorsa, İran’ın da elinde büyük bir silahı yok demektir.

Aksine, Amerika “Ben ve dünya acı çekiyorsa sen daha fazlasını çekeceksin” diyor İran’a.

Ama İran hala elinde bu silah varmış gibi davranıyor.

Bakalım, yakında göreceğiz, İran için Hürmüz hala bir koz mu değil mi?