06-05-2026
İsmet Berkan

Dün siyasette çok tuhaf şeyler oldu

Dün siyasette çok tuhaf şeyler oldu

Şamil Tayyar eski bir gazeteci. Kendisini Sabah Ankara Bürosu’nda çalıştığı dönemden tanırım, iyi bir muhabirdi.

Sonra Ak Parti’de milletvekilliği yaptı. Derken yeniden listeye yazılmadı, yani milletvekilliği sona erdi. Ama Şamil Tayyar gazeteciliğe bir türlü dönemiyor, çünkü partisiyle ilişkisi milletvekili olmamasına rağmen devam etti.

Zaten artık kendisini gazeteci olarak mı, Ak Parti’nin içinden konuşan ve zaman zaman partisini eleştirmekten de kaçınmayan bir siyasetçi olarak mı gördüğü de belirsiz. Bazen bir rolü üstleniyor, bazen diğerini.

Sosyal medyada da aktif, iktidar yanlısı kanallara da sık sık siyasi değerlendirme yapması için davet ediliyor. İşte en son TGRT Haber’e çıktı.

İddiası şu: Aslında istinaf mahkemesi CHP ile ilgili yerel mahkemenin verdiği mutlak butlan kararını bozan, yani CHP’nin yeniden yargılanmasını isteyen kararını yazdı bile ama bu karar siyasi sebeplerle açıklanmıyor. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın yakın çevresinde bir grup kararın açıklanmasının ekonomi üzerinde olumsuz etki yaratacağını savunuyor.

Geçen gün bu konuyu yazdım. Bir mahkeme kararının Beştepe tarafından belirlenmesi başlı başına bir acayiplik zaten, bu durumu normal kabul etmek ve üzerine konuşmak ise acayipliği iyice katlıyor.

Ama benim ne dediğimin çok önemi yok, siyaset esnafı ve geçimini siyasetten temin eden medya bu konuyu konuşuyor.

Nitekim tam da bu konu dün MHP lideri Devlet Bahçeli’ye Şamil Tayyar’ın dile getirdiği iddia diye soruldu. Bahçeli, Abdullah Öcalan’a “statü” olarak “süreç koordinatörlüğü” fikrini ortaya attığı grup konuşmasını yeni bitirmiş, ayrılıyordu, gazeteciler sordu, o da şu cevabı verdi:

“CHP, Cumhuriyet’in kurulduğu günden bu yana önemli bir siyasi kurumdur. Bu kurumun içinin karıştırılması, parçalanması, hukuki yönden zedelenmesine veyahut başka amaçlarla kullanılmasına müsaade edilmemesini temenni ederiz. CHP ayrımdan, sert eleştirilerden, beraber olduğu insanları küçümseyerek yoluna devam edeceği yerde milletle buluşmayı tercih etsin. Ve CHP üzerine düşen tarihi sorumluluğu üstlenmiş olsun.”

Bu sözler, doğal olarak hemen “MHP lideri CHP hakkında mutlak butlan kararı verilmesine karşı” diye okundu ve yorumlandı.

Ama bu yorumlar belki de erkendi. MHP’nin “hukukçu” diye bilinen ve sosyal medya üzerinden son zamanlarda hukukun temel ilkelerini hatırlatan mesajlarıyla bilinen genel başkan yardımcısı Feti Yıldız klavyesinin başına oturdu ve hiç de hukukçu görüşü gibi durmayan şunları yazdı:

“Sayın Özgür Özel’in CHP Genel Başkanı seçildiği 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan 38. Kurultayda , “delege iradesinin mutlak butlanla sakatlandığı” iddiasıyla iptal davası açılmıştı. Yerel mahkeme, mutlak butlan talebini esasa girmeden reddetti.

Mahkemenin ret kararı istinaf incelemesi için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşındı. İstinaf mahkemesi inceleme sürecinde, İstanbul ve Ankara’daki ilgili yerel mahkemelerden tüm delil ve dava dosyalarını istedi. Mahkeme halen tüm bu belgeleri incelemektedir.

Mutlak butlan kararı çıkması ve kararın kesinleşmesi halinde Özgür Özel yönetimi yerine, Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi hukuken tekrar yetkili hale gelebilir.

Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ve CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nda “usulsüzlük” ve “oylamaya hile karıştırma” iddiasıyla açılan ceza davasında ise 12 sanık yargılanıyor. Davanın beşinci duruşması 6 Mayıs’ta yapılacak.”

Feti Yıldız’ın gözardı ettiği “hukuki gerçek” şu: CHP’nin 38. kurultayıyla ilgili hangi mahkeme ne karar verirse versin bu kararın mevcut CHP yönetimine bir etkisi olmaz. Ceza davasından ceza kararı çıkarsa bireyler ceza alır ama ‘mutlak butlan davası’ diye anılan davada sonunda mutlak butlan kararı çıksa dahi o karar CHP’nin geçmişte kalmış bir tüzel kişiliği ile ilgili olabilir ancak. Çünkü 38. kurultayla gelen yönetim çoktan yeni bir kurultayla yer değiştirdi, bugün CHP’de 39. olağan kurultayla seçilen yönetim iş başında.

Yani Feti Yıldız “Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi hukuken tekrar yetkili hale gelebilir” diyor ama aslında tam tersini söylemeliydi.

Neyse, meselenin hukuki tarafı bir yana, siyaseten Feti Yıldız’ın Devlet Bahçeli’nin lafının üstüne laf söylemesi ve onu açıkta bırakacak tarzda konuşması zaten düşünülemezdi. Yıldız’ın bu paylaşımı tabii hemen akla “Acaba Bahçeli sözlerinden pişman mı oldu” sorularını düşürdü.

Feti Yıldız bu paylaşımından kısa süre sonra bir paylaşım daha yaptı, Bahçeli’nin sabahki sözlerini tekrar hatırlatma gereği duydu. Yani acaba medya ve sosyal medya Devlet Bahçeli’nin sözlerini yanlış mı yorumlamıştı, Bahçeli “mutlak butlan”a karşı değil miydi? Kafalar karıştı.

Ama günün yegane tuhaflığı bu değildi. Sabah saatlerinde yine TGRT Haber’de konuşan kanalın Ankara Haber Koordinatörü Ahmet Sözcan, CHP’nin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na atfen onun “Ben bu işi kapatın desem siz gidip Özgür Özel’in arkasında hizalanacak mısınız? Herkesin hukuki olarak hakkını araması doğaldır. Yine aynı zamanda kurultayda bir haksızlık olduğundan şüphem yok” dediğini anlattı.

Bu tırnak içindeki laflar Kemal Kılıçdaroğlu’na atfen veriliyordu ama sanki Kılıçdaroğlu TGRT’ye demeç vermiş gibi internette yayınlanınca Kılıçdaroğlu cephesi yalanlama açıklaması yaptı, sözleri değil TGRT’ye demeç verildiğini yalanladı.

Her zaman olduğu gibi Kılıçdaroğlu bir yandan kendisine atfen sözlerin yayılmasını izliyor, bir yandan da “Bana atfen söylenen şeylere itibar etmeyin, ben bir şey söyleyeceksem kendim söylerim” demeye devam ediyordu. Bu oyun epeydir devam ediyor ve insan kime inanacağını şaşırıyor.

Ama kesin olan bir şey var: Kemal Kılıçdaroğlu bunca zamandan beri bir kez olsun ortaya çıkıp “Ben partimin başına kayyum olarak gelmeyi kabul etmem, o kurultay geride kaldı, parti yönetimi meşrudur” demedi, mutlak butlana itiraz etmedi.

Bunlar maalesef durduk yerde olan şeyler değiller.

Türkiye tuhaflıklar ülkesi ve dün siyasette yaşanan bu üst üste tuhaflıklar insanı tedirgin ediyor.

Gurur duyulacak bir başarı: Yıldırımhan füzesi

Gurur duyulacak bir başarı: Yıldırımhan füzesi

Dünya yüzeyinden her hangi bir şeyi uzaya yollamak istiyorsanız, karşınıza çıkacak en büyük güçlük dünyamızın kütle çekim gücüdür.

Dünyanın kütle çekim gücünden kurtulmak için sahip olmanız gereken hız saniyede 11,2 kilometre, yani saatte 40 bin kilometreden fazla olmalıdır.

Bütün kıtalararası balistik füzeler, adı üzerinde bir kıtadan diğer kıtaya ulaşabilmek için bu hıza ulaşıp uzaya çıkmak zorunda.

Şöyle örnek vereyim: İstanbul’dan uçağa biniyorsunuz ve mesela Pekin’e, mesela New York’a gidiyorsunuz. Yolculuğunuz 10 saatten fazla sürüyor ve uçak tonlarca yakıt yakıyor.

Oysa bir füze, benzer mesafeyi 35-40 dakikada kat ediyor. Bu süreyi bu kadar kısaltmanın sırrı füzenin uzaya çıkması. Füze uzaya çıkıyor, o arada dünya aşağıda muazzam bir hızda dönüyor ve hedef aşağıya geldiğinde füze yeniden atmosfere giriyor.

Uzaya çıkabilecek, yani dünyanın yer çekimini yenebilecek güçte roket yapabilmek, teknoloji açısından bir kritik eşik.

Bu eşikten öteye az sayıda ülke geçmiş durumda. Şimdi Türkiye de onlara katıldı.

İstanbul’da düzenlenen Saha adlı savunma sanayii fuarında Milli Savunma Bakanlığı’nın sergilediği Yıldırımhan adlı kıtalararası balistik füze, Türkiye’de roket teknolojisinin, roket motorundan tasarımına kadar elde edilen başarının büyük bir kanıtı.

Bence gurur duyulacak çok önemli bir başarı.