11-05-2026
İsmet Berkan

Çok kıskandım: Bir millet bir değerine nasıl sahip çıkıyor?

Çok kıskandım: Bir millet bir değerine nasıl sahip çıkıyor?

Cuma günü, Sir David Attenborough’nun 100. doğum günüydü.

Bu isim ilk anda size bir şey ifade etmemiş olabilir. David Attenborough, herhalde halen hayatta olan en önemli doğa belgeselcilerinden biri.

Hepimiz onun doğa belgesellerini şu veya bu kadar seyrettik. Afrika’dan Antarktika’ya, Amazonlar’dan Güney Doğu Asya’ya onun adım atmadığı yer ve oradan bize anlatmadığı doğa hikayesi kalmadı.

Esasında o bir belgeselciden çok hikaye anlatıcısı olduğu ve hikayelerinin konusu da doğa ve canlılar olduğu için malzemesi neredeyse sonsuz. Amazonlardaki kuşların neden çok parlak renkli tüyleri olduğunu ondan yarı erotik bir hikaye olarak dinleyip öğrendik. Gorillerin toplumsal düzenini siyasi entrikalarla anlattı bize. Böyle sayısız öyküsü var Sir David’in.

Ömrünü adadığı kurumu BBC ve ülkesi İngiltere, David Attenborough’nun doğum gününü öyle bir kutladı ki, kıskanmadım desem yalan olur.

Şu videoyu izleyin mesela… Kral Charles bakın Sir David’in doğum gününü nasıl kutluyor?

100 yaşına gelen bu anıtsal televizyoncu, çok açık ki İngiltere’nin bir ulusal değeri. Ve bu değerin kıymetinin nasıl bilindiğini insan görünce, sahiden çarpılıyor.

Cuma gecesi, Sir David için Londra’da Royal Albert Hall’da bir doğum günü partisi düzenlendi. Bütün salon hep bir ağızdan ona “İyi ki doğdun” diye şarlı söyledi.

Prens William, inanılmaz duygu dolu çok güzel bir konuşma yaptı.

Salonda İngiltere’yi önemli bir ülke yapan, bu ülkeye “yumuşak güç”ünü sağlayan onlarca ünlü ve önemli insan David Attenborough’yu ayakta alkışladı, ona olan saygısını gösterdi.

BBC o gece yapılan konseri ve töreni canlı yayınladı. Yayın, ciddi reyting aldı, milyonlarca evde seyredildi.

Sosyal medyada ünlüsü ünsüzü milyonlarca kişi David Attenborough’nun doğum gününü kutladı. Günlerdir Instagram Sir David paylaşımlarıyla dolup taşıyor.

1926 yılında doğmuş, 1950 yılında BBC’de çalışmaya başlamış, burada çeşitli pozisyonlardan sonra ünlü BBC2 kanalını neredeyse sıfırdan kurmuş, yaşı yetenlerin aklında büyük yer eden ünlü Civilizations (Medeniyetler) belgeselinin yapılmasını sağlamış, sonra yöneticiliği bırakıp 1979’da belgeselciliğe başlamış bir isim David Attenborough.

Yetenekli bir aile. Ağabeyi Richard Attenborough çok önemli bir film yönetmeniydi. Gandi filmiyle iki Oscar aldı, defalarca Oscar’a aday oldu, defalarca İngiltere’nin Oscar’ı BAFTA’da ödül kazandı. Ağabeyi 2014 yılında 91 yaşında hayata veda etti, Sir David ne mutlu ki hala aramızda.

Üstelik hiç 100 yaşında gibi değil. Oldukça çevik, ne fiziken ne de aklen 100 yaşında gibi duruyor.

Tabii benim David Attenborough’nun ne önemli insan olduğunu anlatmam yersiz; neredeyse bütün dünya onun öneminin, hele iklim krizinin göbeğinde yaşarken bize onun anlattığı doğanın öneminin farkında.

Biz gündelik hayatın basit konuları hakkında bile dibine kadar kutuplaşmayı tercih eden, her konuda kavga eden, hep yüzü geçmişe dönük yaşayan bir ülkedeyiz.

Bir başka ülkenin 100 yaşına gelmiş bir değerini böyle alıp yüceltmesini, bunu da geleceğe doğru bakarak yapmasını seyretmek insanı başka bir dünyanın, başka türlü bir uygarlığın var olduğunu düşünmeye itiyor.

Ve ne yalan söyleyeyim, o medeniyeti kıskandırıyor.

‘Absürt’ün kitabını yazan dava!

‘Absürt’ün kitabını yazan dava!

Türk Dil Kurumu sözlüğü Fransızca kökenli “Absürt” kelimesine tek bir kelimeyle tanımlıyor: ‘Saçma.’

Dönüp aynı sözlükte ‘Saçma’ kelimesine de baktım. Onun için de şöyle diyor: “Akla ve mantığa uymayan, gereksiz, düşünülmeden söylenen (düşünce, davranış, söz); saçma sapan, abuk, abuk sabuk, abuk subuk, abidik gubidik, pestenkerani, vahi, absürt.”

Birazdan ben de orada olacağım, bugün Silivri’de Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ 20’şer yıl hapisleri istenen bir davada yargılanmaya başlayacak.

“Casusluk davası” diye bilinen bu davayı düşünürken aklıma gelen yegane kelime oldu ‘absürt.’

Çünkü bu dava bu kelimenin cisimleşmiş hali.

Temel suçlama şu: Hüseyin Gün diye birisi var, zaten itirafçı olmuş ve kendisinin “İngiliz casusu” olduğunu söylüyor, bu kişi 2019 yılında, hizmetinde olduğu ülkenin (İngiltere) çıkarlarına uygun olarak Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’a Belediye Başkanı seçilmesini sağlamış!

Sahiden mi?

Hepimiz o zaman hayattaydık ve İmamoğlu’nun ne kadar zorluklardan sonra seçim kazandığını biliyoruz.

İmamoğlu’na 31 Martta yapılan seçimi Binali Yıldırım’a karşı kazanması yetmedi, hatırlayın.

“İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” sözüyle meşhur Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kükremesiyle sözde bağımsız Yüksek Seçim Kurulu bu seçimin tekrar edilmesine karar verdi.

23 Haziranda yeniden seçim yapıldı ve Ekrem İmamoğlu o seçimi de kazandı.

Şimdi bir savcı diyor ki, “İngiliz ajanı Hüseyin Gün olmasa kazanamazdı.”

Oysa aynı savcının iddianamesine göre Hüseyin Gün, İmamoğlu’nun kampanya yöneticisi Necati Özkan ile ikinci seçimden, yani 23 Haziran 2019’dan sadece 12 gün önce ilk kez karşılaşıyor ve tanışıyor.

Düşünün ne becerikli bu Hüseyin Bey, sadece 12 günde İmamoğlu’na seçim kazandırıyor.

Oysa hatırlayın, İmamoğlu o seçimi zaten 31 Martta kazanmıştı.

Dava, TCK’nın casusluk suçunu düzenleyen 328/1 maddesiyle açılmış. Bu madde “Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin eden kimseye 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası verilir” diyor. Ama iddianame devletin hangi gizli bilgilerinin hangi yabancı ülkeye gönderildiğini söylemiyor.

Şaka değil, iddianame.

“Yurt dışına” sızdığı iddia edilen yegane şey 20 tane İBB çalışanının elektronik posta adresleri ve şifreleri. Bunlar da, defalarca kanıtlandı, yıllar ve yıllar önce, Ak Parti döneminde yabancı hackerlar tarafından elde edilmiş şeyler, çok da önemli değiller ayrıca.

Peki başka ne var? Havada uçuşan laflar var ama delil yok.

Bu dava “absürt” kelimesinin karşılığı olmaz da ne olur?