
Sertleşen fasya yeniden eski haline döner mi?
Neredeyse dört yıldır yürüyüş yapamıyorum. Bırakın sportif amaçlı 7 km’lik tempolu yürüyüşleri, evden bakkala kadar yürüdüğümde bile bacağıma dayanılmaz bir ağrı giriyor.
Yeniden yürüyebilmek, bu ağrıdan kurtulabilmek için doktor doktor dolaşıyorum, defalarca bacak MR’ım çekildi, dolaşım sistemime bakıldı, belime bakıldı.
Uzun süre bir teşhis konamadı. En sonunda bir teşhisim oldu: Kronik Kapsül Sendromu.
Ama doktorum bunun da bilinen, sonucu garantili bir tedavisi olmadığını anlattı.
“Kapsül”den kasıt, kasları çevreleyen “fasya” (Latincesi facia) adı verilen dokuydu. Bu doku, tam olarak bilinmeyen bir sebeple sertleşip elastikiyetini kaybediyor, böyle olunca etrafını çevrelediği kasın çalışırken büyümesine ve genişlemesine izin vermiyordu, o izin vermeyince de eğer kasın içinden damar ve/veya sinir geçiyorsa onu sıkıştırıyor, ağrıya ve karıncalanma hissine neden oluyordu.
Üstelik benim alt bacağımdaki kaslarda yaşadığım sorun aslında vücudumun tamamında olabilirdi. Alt bacağımdaki sertleşmeyi ağrı olarak hissediyordum, çünkü oradan önemli bir sinir demeti tam kasların arasından geçiyordu.
***
Bu teşhisi alır almaz yaptığım ilk şey, hepimizin yapacağı şey oldu: Hemen Google’a girdim ve “Kronik Kapsül Sendromu”nu araştırdım.
Pek azını anladığım halde bir sürü bilimsel makale de okudum ve çok da yeni bir şey öğrenmedim açıkçası. Hepsi bu sendromun neden olduğunun bilinmediğini söyleyerek başlıyordu. Tedavi için cerrahi yöntem uygulanmış bazı hastalar vardı. Yani cerrah bu hastaların fasya dokusunu kesmiş, böylece kasın genişlemesine imkan vermek istemişti. Ama hepsinde rahatsızlık bir süre sonra yeniden nüksetmişti. Şimdilerde bir Botox tedavisi uygulanıyordu ama onda da başarı belirsizdi ve bu yöntem henüz deneme aşamasındaydı.
Baktım böyle bir çözüm yok; acaba fasya dokusunun yeniden eski elastikiyetine geri dönmesini sağlamak mümkün değil miydi? Bunu araştırmaya kalktım.
Belki benim beceriksizliğimdir bilmiyorum ama birdenbire bilimin alanından, makalelerden, bilimsel dergilerden dünyanın sağında solundaki ama elbette en çok Amerika’daki bir takım fizik tedavi uzmanlarının, doktor bile olmayan bazı spor hocalarının, fizyoterapistlerin, hemşirelerin doldurduğu bir alana girdim.
Gerçekten de Google’a veya herhangi bir yapay zekaya fasyanın yeniden canlandırılması ihtimalini sorduğunuzda karşınıza hemen hemen hiçbiri bana tam olarak güven vermeyen ama kendileri müthiş bir öz güvenle konuşan onbinlerce “uzman” çıkıyor, onlarca, yüzlerce tedavi yöntemi önerisi geliyor.
Ben, bilime inanan biri olduğum için bu önerilerin tamamını şüpheyle karşıladım ama yine de herkesin söylediğinde minik de olsa bir gerçek payı bulunabilir diyerek yerli yabancı onlarca farklı öneriyi okudum, belki yüzlerce farklı fizik tedavi ve antrenman önerisi videosu seyrettim.
Şu önemliydi: Benim yaşadığım derdi bire bir yaşayan veya benzerlerini yaşayan dünya üzerinde bir dolu insan vardı ve tıp onlara bir yardım üretmiyordu. Yardım bu sözde tıptan geliyordu. O da ne kadar yardımsa artık…
İzlediklerim içinde bana ikna edici gelen kimi öneriler yok değildi ama yine de aklım hiçbirine tam olarak yatmadı; çünkü hiçbiri bana fasyamın neden sertleştiğini ve ne yaparsam yeniden eski haline döneceğini bilimsel olarak söylemiyordu.
Bütün yöntemler şu veya bu kadar fizik tedaviye yaslanıyordu ve aslında deneme yanılmadan ibaretti.
Ben Google’da bunları aradım diye tabii ki başta Instagram olmak üzere sosyal medyam da, bana çeşitli fasya tedavileri satmak, tedavide kullanılan araç gereci temin etmek veya 28 günde beni derdimden kurtaracağını iddia ettikleri antrenman programları pazarlamak isteyen sürü sepet şeyle doldu.
Fasya dokusu büyük ölçüde sıvı (hyaluronik asit) ve kollajenden oluşuyor. Dolayısıyla bol bol su içmek ve kollajeni destekleyecek yiyecekler tüketmek ilk yaptığım iş oldu.
Ama bundan fazlasına ihtiyacım vardı. Fizik tedavi, tam olarak spor değil ama bazı esneme gerilme antrenmanlarının bana faydası olacağını için için biliyordum. Önüme düşen yüzlerce, binlerce öneri de bana çeşitli spor programları tavsiye ediyordu zaten.
***
Şimdi size basit bir esneme-gerilme egzersizi tarif edeceğim. Hemen yapın, kendinizi görün:
Düz bir duvara yaslanın, topuklarınızı da ayaklarınızı yan yana getirerek yaslayın. Yaslandığınızda şu iki şeye dikkat edin: 1. Belinizin altında elinizin girebileceği büyüklükte bir çukur olmasın, beliniz duvara mümkün olduğu kadar düz yaslansın; 2. Ensenizde de elinizin girebileceği kadar bir ‘köprü’ olmasın. Boynunuzu da düz yapmaya, çenenizi aşağı bastırmaya çalışarak ve gözünüzle önünüze düz bakar hale gelmeye çalışın.
Eğer bu ikisi için özel çaba göstermeniz gerekiyorsa, yani ne belinizi dümdüz yaslayabiliyor ne de kafanızı geriye atmadan duramıyorsanız, sizin de aynen benim gibi duruş bozukluğunuz var demektir.
Sürekli oturarak çalışmak, otururken de yüksekliği iyi ayarlanmamış bir ekrana uzun süre bakmaktan kaynaklanan bu bozukluk, bir günde değil ama uzun yıllar içinde vücutta ciddi sorunlara neden oluyor.
Merak etmeyin, biraz çabayla bunları düzeltmek mümkün.
Ben mesela, farklı antrenmanlarla belimi düz yaslayabilir oldum ama boynumu düzeltmekte ciddi zorlanıyorum. Boynumu düz yaslamaya çalıştığımda, ayak tabanım ve ‘calf’lerimden üst bacağımın arkasına, oradan belime, karnıma ve en önemlisi sırtımın ortasına kadar boylu boyunca bütün vücudumda gerilmeyi hissediyorum. Üstelik hiçbir zaman tam düz de yapamıyorum zaten.

Bu duruş bozukluğu, aslında kalçamızın düz durmak yerine öne doğru hafifçe eğilmesinden kaynaklanıyor. O eğilme zaman içinde bel omurlarında o kavisi yaratıyor, ayakta dururken üst vücut öne doğru hafifçe eğiliyor, bu arada kafa da öne gidiyor ve boyun omurlarının öne doğru eğilmesine neden oluyor. Kasları kuvvetlendirerek kalçamızı da, belimizi ve boynumuzu da düzeltmek elimizde.
Bu iki eğrilik, bütün vücudun kas sisteminin değişmesine, bazı kasların olması gerekenden daha kısalmasına, tamamen güç kaybetmesine neden oluyor. Daha doğrusu ilişki yumurta-tavuk ilişkisi; iki durum birbirini besliyor. Ama düzeltmenin yolu o kasları yeniden güçlendirmek, uzatmak. Bu düzeltme işleminde hayatınızda daha önce varlığını bile bilmediğiniz kaslarınızı fark ediyorsunuz. Eğer bir duruş bozukluğunuz varsa düzeltmek için hemen harekete geçin derim.
Fasyamı yeniden eski elastik haline getirip getiremeyeceğimi bilmiyorum ama duruş bozukluklarımı gidermeye çalışmak bedenimin başka yerlerine iyi geliyor. Bel ve boyun ağrılarım azalmaya başladı bile. Bu da bir kazanç.
***
Neyse ben fasyaya geri döneyim.
Fasyamı nasıl yeniden eski elastikiyetine kavuşturabileceğimi araştırmaya devam ederken çok yakın zamanda, 11 Mayısta The New York Times gazetesinde yayınlanan bir haber beynimde ışıklar yanmasına neden oldu.
Haber, benim derdimi yakından ilgilendiriyordu ve okurken dehşete kapıldığımı da itiraf etmeliyim.
Yarın daha uzun anlatacağım ama haberin özü şuydu:
Bilim, bundan 400 yıl önce, tam olarak 1622 yılında vücudumuzdaki “lenf” sistemini keşfetmişti. Bu sistem, dokulardaki fazla sıvıları alıp taşıyan ve bütün vücut boyunca yaygın bir dolaşım sistemiydi. Derken 6 yıl sonra, 1628 yılında bu kez kan dolaşımı sistemi keşfedildi. Atar damarlarımız ve toplar damarlarımızla, kalp ve akciğerle birleşen, kanımızın oksijenlenip o oksijenin (başka pek çok şeyle ve besinlerle birlikte) hücrelere ulaşmasını sağlayan sistem yani.
Şimdi aradan 400 yıl geçtikten sonra vücutlarımızda bir üçüncü dolaşım sistemi olduğu bulunmuştu. Bu sistem de cildimizin hemen altında, bütün vücut boyunca yayılan ve yine sıvıları taşıyan bir sistemdi. Hatta bazı doktorlara göre yeni bir “organ”dı bu.
Düşünün, 2026 yılındayız. Tıbbın elinde MR’lar, Tomografiler, ultrasonlar var ve bütün vücudu kaplayan bir “organ” ya da “dolaşım sistemi” daha yeni keşfediliyor.
“Interstitium” adı verilen bu sistem, fasya ile yakından bağlıydı.
Gelin yarın bu yeni “organ”ımızı konuşalım.

