02-06-2026
İsmet Berkan

Kılıçdaroğlu ne kadar direnebilir? Direnirse ne olur?

Kılıçdaroğlu ne kadar direnebilir? Direnirse ne olur?

Çok uzun uzun konuşmaya gerek yok, aslında her şey ortada.

Mahkeme tarafından CHP Genel Başkanlığına atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir siyasi meşruiyeti olmadığı ortada. Zaten hukuki meşruiyeti de bana göre yok.

Arkasında ne partinin Meclis Grubu duruyor ne de bir zamanlar CHP’yi birlikte yönettiği Parti Meclisi.

Kendi eliyle seçeceği bir merkez yönetim kurulu atamakta bile zorluk çekiyor, mahkeme tarafından genel başkan olarak atanalı 13 gün oldu, daha MYK açıklamadı.

Tam tersine, olmasını en istemediği şeyler oluyor.

Özgür Özel partinin gerçek lideri olarak ortada. Bugün de Meclis Grubunu toplayıp konuşacak.

Sekiz saatten kısa sürede 718 delege imzasını verdi, olağanüstü kurultay istiyor. Onlara partinin 111 milletvekili de katıldı.

Parti Meclisi’nde çoğunluk kurultay istiyor. 

Bütün bu talepler ortadayken, tek başına bir insan olarak Kemal Kılıçdaroğlu ne kadar direnebilir?

Akıl, mantık, temel sağduyu direnemeyeceğini, hatta direnmemesi gerektiğini söylüyor.

Kılıçdaroğlu eğer içtenlikli bir CHP üyesiyse, partisiyle birlikte demokrasiyi ve meşru yönetilme hakkını savunuyor olmalı. En başta kendisinin meşru olması gerekmiyor mu? Partiyi sahibine, üyelerine ve delegelerine bir an önce teslim etmeli, onların kararına boyun eğmeli.

Türkiye çapında insanlar sandığın önlerinden alınmasından, yönetimi belirleme haklarının ortadan kalkmasından endişe ederken, halka bu endişeleri giderme sözü veren CHP’nin kendisi, sandığı CHP’lilerin önünden kaldırırsa olur mu?

Ama tabii insan tabiatıyla ilgili hiçbir şeye şaşırmamayı öğrendik.

Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin sesine kulağını tıkayabilir ve tek başına direnmeye kalkabilir. “Asla yapmaz” diyemiyoruz.

Delegeden gelen kurultay talebini geri çevirebilir.

Bu durumda kanuna göre, delegelerin Asliye Hukuk mahkemesine başvurup partiyi kurultaya götürmek üzere bir “Çağrı heyeti” atanmasını isteme hakkı var.

Mahkeme, eğer kendisinden istenirse bu talebe olumlu karşılık verir mi, kestirmek zor ama Kılıçdaroğlu direnirse izlenecek yol mecburen bu.

Partinin sahipleri, yani üyeleri ve onları temsil eden delegeleri “Partimiz çalındı, geri istiyoruz” demek durumunda kalabilir.

Mahkeme bu çağrıya olumlu yanıt vermezse veya kararını geciktirirse ne olur?

Benzeri bir durumu 2015 yılında Milliyetçi Hareket Partisi yaşadı.

MHP’nin Haziran 2015 seçiminde hükümet formüllerine katılmaması seçimin Kasım ayında tekrar edilmesi için Tayyip Erdoğan’ın işini kolaylaştırdı. Bu parti içi eleştirileri beraberinde getirdi. Kasımda MHP oy kaybedince de Meral Akşener ve Koray Aydın liderliğinde MHP’de bir ayaklanma çıktı, yeteri sayıda delegenin imzasıyla kongre çağrısı yapıldı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu çağrıya uymayınca o delegeler gitti Asliye Hukuk mahkemesine başvurdu ve bir çağrı heyeti oluştu.

Tam kongre yapılacaktı, Ak Parti iktidarı yardıma koştu, konuyla ilgisiz bir ilçe olan Gemerek’te bir mahkemeden tedbir kararı alındı, Devlet Bahçeli’nin MHP’nin başında kalması sağlandı.

Bunun üzerine Meral Akşener ve Koray Aydın gidip İyi Parti’yi kurdular.

Şimdi, 9 yıl sonra Tayyip Erdoğan’ın eline bir kez daha aynı imkan geçti, daha doğrusu bu imkan yaratıldı.

Ve CHP içinden de bir yeni parti çıksın, bu parti bölünsün arzu ediliyor. Bu çok belli.

Belli olmayan şu: Bu olası bölünme Tayyip Erdoğan’a umduğu başarıyı getirir mi, getirmez mi?

2015’te iktidarı kaybetmenin eşiğine gelen Ak Parti, önce MHP’deki bölünme, sonra 15 Temmuz darbe girişimiyle yeniden hayat bulmuş, kendini bugüne kadar getirmiş durumda.

Acaba 2026’da, yeniden iktidarı kaybetmenin eşiğinde duran Tayyip Erdoğan ve Ak Parti, CHP’deki olası bir bölünmeyle yeniden hayat bulur ve ömrünü bir beş yıl daha uzatabilir mi?

Yoksa, partilerine Tayyip Erdoğan’ın yardımıyla el konulmuş olan ve yeni bir parti kurmak zorunda kalan ama bu arada CHP adının yüklerinden de arınan eski CHP’liler tam tersine daha büyük bir ümit mi olur halk için?

Ekrem İmamoğlu, gazeteci arkadaşımız Murat Sabuncu’ya “Ya bir yol bulacağız, ya bir yol yapacağız” derken, yeni parti ihtimalinden söz ediyor aslında.

Özgür Özel de, Ekrem İmamoğlu da şimdilik “Ya bir yol bulma” aşamasındalar ve anlaşılan o ki CHP’nin  kaderi Kemal Kılıçdaroğlu’nun ferasetine kalmış durumda.

O feraset ortaya çıkmazsa, kaçınılmaz biçimde “Yol yapma” aşamasına geçebilir CHP’nin bir bölümü.

Kritik günlerden geçiyoruz.

Unutulan savaşlar ve barışlar…

Unutulan savaşlar ve barışlar…

İsrail, Gazze için oluşturulan ateşkese uymuyor, anlaşmanın ikinci aşamasına geçmiyor, bunu yapmak bir yana Gazze’deki işgalini genişletiyor.

Gazzeliler, ateşkesin üstünden geçen bunca zamana rağmen hala çadırlarda yaşamaya devam ediyor, dışarıdan gelecek yardıma muhtaçlar. Biz Gazze ekonomisinden ve oradaki insani durumun düzeldiğinden söz etmeye imkan yok.

Aynı İsrail Batı Şeria’daki işgal ve ilhakı da sürekli genişletiyor, her gün biraz daha Filistin toprağı eksiliyor, Filistinliler sürülüyor, yerlerine yerleşimdi adı verilen işgalciler gelip evlerini dikiyorlar.

Yine İsrail Güney Lübnan’da hem önemli bir işgali sürdürüyor hem de düne kadar Hizbullah bahanesiyle Beyrut’un dış mahallelerine kadar her yeri bombalıyor.

Öte yandan İran ile ABD arasında da bir ateşkes yok. ABD, Basra Körfezine giriş çıkışları denetlemeye, İran’a çok sert bir deniz ablukası uygulamaya devam ediyor. Bundan on milyonlarca İranlının hayatı olumsuz etkileniyor, ülke ekonomisi çökmenin eşiğinde.

ABD ile İran arasındaki durum “Ne savaş ne barış” diye adlandırılıyor ve Başkan Trump sık sık “İran’la anlaşma yapmak için acelesi olmadığını” söylüyor…

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş cephelerde donmuş durumda olsa bile Rusya’nın Ukrayna’ya havadan yağdırdığı ölümler devam ediyor.

Bütün bunlar çok yakın çevremizde yaşanıyor ve unuttuk bile.