
Hayal kurmamanın maliyeti
Evdeki çalışma odamda bir desktop bilgisayarım var; çoğunlukla onunla çalışıyorum.
Ama bir de laptopum var. Ev dışında olduğumda onu kullanıyorum.
Benim açımdan desktopumun ekranın çok daha büyük olması dışında iki bilgisayar arasında işimi yaparken hiçbir fark yok.
Zaman zaman bazı ufak tefek şeyleri telefondan da yapıyorum.
Çünkü hem bütün bilgilerim ve kullandığım yazılımlar bulutta.
Ben gazetecilerin haberlerini daktiloyla yazıp sonra teleksle gazetelerine gönderdiği devirlerden kalma biri olduğum için bu teknoloji beni şaşırtıyor ama şaşacak bir durum yok. Dünya üzerinde milyarlarca insan her an bulut bilişim kullanıyor.
Bir ara hesaplar yapılırdı, bulutta, yani uzaklarda bir yerlerde olan veri merkezlerinde biriken bilginin yüzde 80’inin cep telefonuyla çektiğimiz gereksiz fotoğraflar ve videolardan oluştuğu söylenirdi.
Bugün bu kinayeli eleştiriyi pek duymuyoruz; çünkü yapay zeka teknolojisi hiç de alışık olmadığımız kadar büyük bilgisayar gücü ve bilgi depolama kapasitesi gerektiriyor. O yüzden dünya, ama en çok birkaç tane Amerikan şirketi veri merkezlerine trilyon dolarlık yatırımlar yapıyor.
Geçenlerde haberini 10Haber’de yayımladık, bu yılın ilk üç ayında 4 şirketin yaptığı veri merkezi yatırımı 340 milyar doları bulmuştu. Bu rakam, bütün Türkiye’nin yıllık her çeşit yatırımından daha büyük bir rakam.
Aslında yapay zeka olmasa veya bu seviyede olmasa bile hem veri merkezlerine hem de bu merkezleri daha hızlı veri işler hale getirecek mikro işlemci teknolojisine yatırım yapmak gerekecekti. Bulut işi dünyada en hızlı büyüyen iş kollarının başında geliyor.
Veri merkezi yatırımı yapılırken ne her biri 250 bin dolar olan Nvidia işlemcilerin fiyatından, ne verilerin depolandığı depolama birimlerinin fiyatından ne de başka bir şeyden söz ediliyor. Yatırımın toplam bedelini veri merkezinin tüketeceği elektrik miktarıyla ölçüyorlar.
Bu da normal, çünkü veri merkezinin en büyük gideri elektrik. Hayır, oradaki bilgisayarları çalıştıran elektrik değil, bilgisayarları soğutmak için klimaların harcadığı elektrik.
Veri merkezleri için 30 trilyon dolardan fazla para harcanacak, sonra da harcanmaya devam edecek. Peki bu maliyeti azaltmak mümkün mü?
Elbette mümkün. Ama bunun için önce hayalperest olmalısınız.
Hayal şu: Veri merkezlerini alıp uzaya, dünya yörüngesine koysak, elektriği güneşten bedavaya elde etsek, uzay soğuk olduğu için zaten soğutma diye bir sorunumuz da olmasa ne olur?
Bu hayal, zaten hayalperest olan ve hayallerini gerçekleştiren insanların dünyasında artık çok da uzak bir hayal değil.
***
Elon Musk, Güney Afrika’da başlayıp Kanada’da süren macerasında Amerika’da daha üniversite öğrencisiyken geleceğin uzayda olduğunu düşünmüş, bir roket şirketi kurmayı hayal etmişti.
İnternet ödeme sistemi alanındaki ilk girişimini (PayPal) sattığında cebinde kalan 125 milyon doları bir an bile tereddüt etmeden o roket şirketini kurmaya ayırdı. Üç deneme yapacak kadar parası vardı ve SpaceX’in ilk üç denemesi başarısız oldu. O dördüncü deneme için borç buldu ve sonunda başardı.
Bugün o SpaceX toplam 1,77 trilyon dolar gibi inanılmaz bir değerle halka açılmaya hazırlanıyor. Uzay ekonomisinin en hazır, en ileri şirketi SpaceX, elbette rakipleri var ama rakiplerinin onu yakalaması zaman alacak.
***
Güney Afrika’da doğan, Kanada’da büyüyen ve ABD’de üniversite okuyan bir genç adamın kurduğu hayaller, dünyayı değiştiriyor. Musk’ı seversiniz sevmezsiniz başka mesele, onun yaptıklarını reddetmek kolay değil.
Elon Musk’a roket şirketi kuracak sermayeyi sağlayan şirketi PayPal’di. Onu sattığında elde ettiği parayı SpaceX’te kullanmıştı.
Bilen biliyor, PayPal uzun zamandan beri Türkiye’de kullanılamıyor. Sebebi, Türkiye’nin PayPal’den bütün verilerini fiziki olarak Türkiye sınırlarında bulundurmasını istemesi. Buna da gösterişli bir isim veriliyor: “Veri egemenliği.”
Oysa günümüz dünyasında fiziki olarak verinin nerede durduğunun bir önemi yok, işte anlatıyorum bu fakir bile verilerinin fiziki olarak nerede olduğunu bilmiyor, merak da etmiyor. Önemli olan o veriye ulaşabilmek.
Üç gün önce bir yakın arkadaşım yıllar önce başından geçen bir olayı anlattı.
Onun o zamanlar sahip olduğu bir tanıtım hizmeti şirketi, yabancı bir müşterisiyle sözleşmesini dolar bazından yapmıştı ama tabii faturalar TL olarak kesiliyordu.
O yüzden arkadaşımın şirketi her gün Merkez Bankası web sitesine giriyor, dolar kuruna bakıyor ve fatura kesiyordu. Bir süre sonra yazılımcılar bu işlemi otomatikleştirecek bir çözüm bulmuşlardı, yazılım kendisi gidip MB’nin sitesine bakıyor, oradan rakamı alıp faturayı otomatik oluşturuyordu.
Derken bir gün kapılarına polis dayanmıştı. Suçlama “Merkez Bankası sitesini hacklemek”ti. Yaptıklarının internet sitesine girip bakmak olduğunu anlatmak 2,5 yıllarını almıştı, yargılanmışlardı bu yüzden.
***
Bizim belki genetik kodlarımıza kadar işlemiş bir durum. Hayal kurmayı hiç teşvik etmeyiz.
Kazayla hayal kuran ve size hayalini anlatan biri olduğunda da, ona ilk tepkimiz bu hayalin neden ve nasıl gerçekleşmeyeceğini anlatmak olur.
Elon Musk aynı roket şirketini Türkiye’de kuramazdı. Roket şirketini bırakın, internette e-ticaret ödemelerinin kolaylaşmasını sağlayan PayPal’i de kuramazdı.
Bu şirketleri kurma hayali olsa bile polisin kapısına dayanacağından, roket yapmaya kalkarsa başının devletle belaya gireceğinden korkardı. Ve inanın, başı belaya da girerdi, casusluktan kim bilir başka ne suçlamalara kadar pek çok suçlamaya muhatap olurdu.
Farkında değiliz belki ama hayal kurmamanın hem tek tek bize hem de toplu olarak ülkemize aslında ciddi bir maliyeti var.
Sadece bilim, teknoloji ve iş hayatında kurulmak istenen ama engellenen hayallerden söz etmiyorum, her alanda bu böyle.
Çünkü bu ülkede hayal etmek teşvik edilmiyor, tam tersine genellikle cezalandırılıyor.
Başka ülkelerde başkaları hayal edip gerçekleştirdikten sonra biz bir bakıyoruz, “Meğer böyle de yapılabilirmiş” diyoruz ve hemen taklide girişiyoruz. O yüzden de hep arkadan geliyoruz.
Hem de çok arkadan.

