
Üşüyorum, serviste önde oturmak istiyorum
Ağrı soğuk yer. Irmak öğretmen de üşüyordu.
Yeni ortaya çıkan ses kaydında beni en çok çarpan yer bu oldu.
“Okul zaten soğuktu” diyor 24 yaşında aramızdan ayrılan Irmak Koparan, “Servisin kliması da önde başka, arkada başka çalışıyordu. Önde oturmak ve ısınmak istiyordum. Arkada üşüyordum” diyor.
Ne kadar insani değil mi?
Ama tek üşüyen veya tek önde oturmak isteyen Irmak öğretmen değildi. Çalıştığı okulun müdiresi de önde oturmak istiyordu.
İkisi arasında sessiz bir savaş vardı. Müdire hanım bir zaman sonra erkenden servisin ön koltuğuna çantasını koymaya, yani bir anlamda yer tutmaya başlamıştı.
“Ne önemsiz şey” demeyin, kendi hayatınıza bakın. Hepimizin hayatı bu minik minik, uzaktan bakınca ölmeye değmeyecek minik çatışmalarla dolu.
Kimi her gün arabasını evinin önüne park etmek ister, başkaları park ettiğinde sinirlenir. Kimi belediye otobüsünde oturarak yolculuk yapmak ister, oturabilmek için bir savaş verir, başkalarını iter.
Irmak öğretmen başı açık, güzel bir genç kadın.
Ağrı’nın Hamur ilçesindeki okulun müdiresi başı kapalı, muhafazakar bir başka genç kadın.
Belki de Irmak öğretmeni “hafif” buluyor, sadece dış görünüşüne bakıp belki de onu kendi içinden yargılıyor, belki oturduğu makam sebebiyle bir büyüklük kompleksinde, herkes ona otomatik olarak saygı göstersin istiyordu.
Bunları bilmiyoruz ama bu mikro davranşların insan ilişkilerinde ve çatışmalarında önemli roller oynayabildiğini biliyoruz.
Aslında intiharlar hakkında yazmak, hele hele yargılar vermek doğru değil. Bir insanın kendini öldürmesi hiçbir zaman tek bir nedene bağlanamayacak bir şey.
Ama Irmak öğretmenin durumunda gördüğümüz, “mobbing” adı verilen yıldırmaların onun ruh durumunda ciddi dalgalanma yarattığı.
Düşünün, üniversite okumuş ve bir meslek edinmeye çalışmışsınız. Sonra sınavlardan geçmişsiniz, o mesleği yapmaya hak kazanmışsınız. Ve nihayet sözleşmeli öğretmen olarak atamanız yapılmış.
Ağrı’nın uzak bir köyüne gitmekten de yüksünmemişsiniz; çünkü önünüzde bir ömür var, idealleriniz var, mesleğinizi iyi yapmak, evlenip mutlu bir yuva kurmak, pek çok şey geçiyor aklınızdan.
Ve tek tek baktığınızda bugün hepsi önemsiz gibi duran minik çekişmeler tırmanıyor tırmanıyor, bir taraf gücünü ve etkisini kullanıyor, siz kendinizi bir böcek gibi, çaresiz bir insan gibi hissetmeye başlıyorsunuz.
Örneğin ilçe merkezindeki okulda Irmak öğretmenle müdireyi çatışmaya götüren konulardan biri, müdirenin işi bitene kadar servisi bekletmesi. Tabii bütün öğretmenler de mecburen bekliyor müdire hanımın işinin bitmesini. Ancak o gelince servis hareket ediyor.
Büyük bir mesele mi? Hayır. Ama diyorum ya, hayat bu mikro meselelerden oluşuyor esasen.
Reşat Nuri Güntekin’in ünlü Çalıkuşu romanında Anadolu’da ücra bir köyde eğitim mücadelesi veren Feride öğretmen anlatılır.
Bugün Türkiye’de yüz binlerce Feride öğretmen var Anadolu’nun dört bir yanında aynı mücadeleyi veren, karşılarındaki öğrencileri için ellerinden geleni yapmaya çalışan.
Irmak öğretmenin öyküsü Çalıkuşu romanından ayrılıyor.
Romanda Feride de engellenmeye çalışılır ama o sağlam idealleriyle ağır ağır bütün engelleri aşar. Irmak öğretmen ise o engelleri aşamıyor.
İlçe merkezindeki okulda müdire ile çatışması tatsız bir noktaya varıyor, iddiaya göre müdire ona serviste tokat atıyor, “Çingene” diye hakaret ediyor.
Bunun üzerine lojmanı olmayan köy okuluna geri yollanıyor. Köyde lojman olmayınca yeni görev yerine ilçe merkezinden gidip gelmesi gerek.
Her gün taksiye binip 50 kilometre gitmek, sonra da o yolu geri dönmek kolay mı? Kaç para maaş alıyor ki bunu yapmaya devam edebilsin Irmak öğretmen.
Onu 50 km yol gidip gemeye zorlayanlar, aslında ondan mesleğini bırakmasını, istifa edip evine dönmesini istiyorlar. Mobbing tam da bu: Yıldırma ve bırakmaya zorlama.
Ne ona köyde bir lojman veriliyor ne de ulaşım sorununa bir çözüm aranıyor.
Herhalde kendini değirmenlerle savaşmak zorunda kalan biri gibi hissetti Irmak öğretmen.
Oysa tek yapmak istediği ana sınıfı öğrencilerini hayata hazırlamaktı, okula hazırlamaktı.
Tabii herkes bugün onu suçluyor ama okul müdiresinin ağzından ne yaşandığını, onun aynı olayları nasıl yaşadığını ve ne hissettiğini bilmiyoruz.
Acaba Irmak öğretmenin ölümünden kendini az da olsa sorumlu gördü mü, yoksa haklı olduğunu mu düşünüyor?
Kesin kanaatlerle yazması çok zor konular bunlar.
Kulağımda Irmak öğretmenin sesi çınlıyor: “Üşüyorum, önde oturmak istiyorum.”
Kimse üşümesin.

