12-06-2026
İsmet Berkan

Projeleri parlayan, kendisi parlayamayan ülke

Projeleri parlayan, kendisi parlayamayan ülke

Çok tuhaf, tarihte eşine benzerine az rastlanır bir durumla karşı karşıyayız.

Yurt dışından bakıldığında Türkiye bir barış ve istikrar abidesi gibi gözüküyor. 

Burnumuzun dibinde halen üç savaş birden devam ediyor ama Türkiye bu savaşların hiçbirinde taraf değil; hatta bazılarında barış gelsin diye arabuluculuk yapan ülkelerden biri.

Bu savaşlardan en azından ikisi (ABD-İran ve Rusya-Ukrayna) dünyanın alışılagelmiş ticaret rotalarını, enerji akışını ve başka şeyleri engelledi, bozdu.

Bu ortaya çıkan yeni durumların her biri için Türkiye gayet yapıcı çözüm önerileri sundu. Örneğin Rusya-Ukrayna savaşı dünyanın buğday ve ay çiçeği ticaretini engellemişti; Türkiye savaşmaya devam eden iki ülkeyi birden ikna etti, bu ürünlerin ticaretini yeniden mümkün kılan çözümü buldu.

Türkiye bunu yapmasaydı sadece dünya çapında gıda fiyatlarında muazzam artışlar olmayacak, bazı fakir Afrika ülkeleri ciddi bir açlık krizinin pençesine düşebilecekti.

Bugün ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı anlamsız savaş yüzünden dünya petrol, doğal gaz ve gübre piyasası (yanısıra diğer petro kimyasallar da) fena halde sarsılmış durumda. Türkiye kısa vadede Irak petrol boru hattıyla ve kamyonlarla taşımacılıkla, uzun vadede ise Hicaz Demiryolu’ndan Irak’la açılmak istenen “Barış Yolu”na kadar yeni ulaştırma koridorlarıyla bir kez daha dünyanın bu sorununa çözüm üretiyor.

Bunlar, Türkiye’nin dünya barışına ve ticaretine yapıcı katkıları. Bu katkılar olduğu için de Türkiye takdir görüyor.

Yarın Gazze’de ve Barı Şeria’da durum düzelmeye başlar, bu arada Türkiye ile İsrail yeniden işbirliği yapabilir iki ülke olursa, Doğu Akdeniz’deki İsrail ve Mısır doğal gazı Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşabilir. Bu da Türkiye’nin sadece ticarete değil barış ve istikrara yeni bir katkısı olur.

Benzer şekilde Türkiye, Ermenistan’ın Batı dünyasına entegrasyonuna da yardımcı oluyor ağır ağır. Yarın öbür gün Kafkasya’da Azerbaycan-Ermenistan-Gürcistan-Türkiye dörtlüsü ortak bir ticaret bölgesi kurmak, sınırları fiilen kaldırmak gibi yaratıcı hamlelere girişebileceklerine dair işaretler veriyor.

Rusya-Ukrayna savaşı biter mi, nasıl biter kestirmek zor ama savaş devam ederken bile Karadeniz’de yeni bir güvenlik mimarisi oluştu, burada da Türkiye’nin ve Türk donanmasının rolü çok büyük. Bu rol, Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ni genişletme, ilerletme potansiyelini beraberinde getiriyor.

Bütün bu parlak projeleri yapan, yürüten, sürükleyen ülkenin adı Türkiye. Bunları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan iktidarı geliştiriyor.

Yurt dışından ülkemize bakanlar, bölgesine ve küresel sisteme böyle bir barış katkısı sunan güçlü ordusu ve giderek gelişen savunma sanayisiyle istikrar üreten bir ülke görüyor.

Ama aynı ülkeye biz içeriden baktığımızda bu yazıda söylenen o “parlak”lığı göremiyoruz.

Tersine, son 8 yıldır ekonomik istikrarını iyice kaybeden, giderek fakirleşen, vatandaşlarının kaçmak için fırsat kullandığı, zor bela birikmiş sermayesinin çoktan hızla kaçmaya başladığı, özellikle okumuş yazmış ve iyi yetişmiş kesimlerinin terk ettiği bir ülke burası.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yurt dışında sahip olduğu prestij ve ağırlıkla yurt içinde yarattığı duygu arasındaki derin mesafe üzerinde durulması, incelenmesi gereken bir şey bana soracak olursanız.

Türkiye, derin ve keskin siyasi bölünmesiyle ve belirli kesimler açısından Tayyip Erdoğan’ın neredeyse bir nefret objesi olmasıyla meşhur bir ülke. Ama son 7-8 yılda yaşadığımız şey, Tayyip Erdoğan nefretiyle izah edilebilir olmaktan çoktan çıktı.

Sadece 2024-25 yıllarında Türkiye’den 60 milyar dolara yakın yerli sermaye çıkışı oldu. Yerli sermaye sahiplerinin Tayyip Erdoğan’la öyle büyük bir alıp veremedikleri yok ama paralarını yurt dışına götürüyor, yatırımlarını oralara yönlendiriyorlar. Bunu “Erdoğan karşıtlığı” ile izah edemeyiz.

Tayyip Erdoğan iktidarına yönelik memnuniyetsizlik son 8 yıldır aşama aşama tırmanıyor. Böyle olduğu için ve bu durumun Erdoğan da farkında olduğu için o iktidarda tutunmak için giderek daha ağır ve daha ağır işler yapılıyor.

Erdoğan kendisine ilişkin memnuniyetsizlikleri azaltıp kendisinden memnun olanların sayısını arttırmaya çalışmak yerine kendisinden memnun olmayanları siyasi liderden ve siyasi örgütlerinden yoksun bırakmaya kadar vardırdı işi.

Mahkemelerdeki uyduruk davalarda uygulanan itirafçı yaratma baskısının artık şirazesinden çıkıp aileleri tehdide, kadınları çıplak aramaya, mala mülke el koymaya kadar varması, şuursuzluk ve iktidara sarılmak için yapılamayacak şey, aşılamayacak kırmızı çizgi olmadığının örnekleri. Ama bunlar aynı zamanda çok ciddi zayıflık işaretleri.

2018’den itibaren üzerinde ekstra baskı yaratmasın diye adım adım Türkiye’den dışlanan yabancı finans kapitali şimdi geri çekmeye uğraşıyor iktidar. Müthiş vergi teşvikleri verildi, daha yeni Cumhurbaşkanı uluslararası şirketleri ana karargahlarını Türkiye’ye taşımaya davet etti ama henüz ne gelen var ne başka bir şey.

Türkiye bir yandan BM İklim Zirvesi gibi prestijli bir oturuma ve dünya liderlerinin katılacağı NATO zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor, bir yandan içeride belki 70 yıldır olmadığı kadar ağır bir baskı ortamı oluşturuyor.

Dışarıdan bakınca çok parlak gözüküyor belki ama dışarıdan bakanlar bile sadece parlaklığı güzel sözlerle cilalamakla yetiniyor; ne yatırım için ne de Türkiye’nin vaat ettiği onca başka imkan için ülkemize geliyor.

Türk savunma sanayiine yabancı yatırım neden gelmiyor?

Türk savunma sanayiine yabancı yatırım neden gelmiyor?

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması, Başkan Trump’ın Avrupa’yı yalnız bırakmaya yeltenmesi, biliyorsunuz Almanya’nın 2. Dünya Savaşından sonra ilk kez yeniden bir askeri güç olma arzusunu uyandırdı.

Almanya şimdi “Avrupa’nın en güçlü ordusunu kuruyoruz” diyor ve deli gibi para harcamaya başladı.

Birkaç ay önce, Alman hükümeti sadece belli bir aşamadaki start-up şirketlere açık bir ihale düzenledi. İhalede aranan şey anti-dron teknolojisiydi.

Başlangıçta 750 milyon avroluktu ihale ama birkaç yıl içinde 3,5 milyar avroya kadar yükselecek alım vaadinde bulunuyordu.

Bu ihaleyi üç şirketin kazandığı açıklandı. Şirketlerden birinin başlıca destekçisi zaten Spotify’ın da sahibi ve kurucusu olan İsveçli yatırımcı Daniel Ek’ti. Diğer iki şirketten birinde Amerikalı tartışmalı yatırımcı Peter Thiel’ın hissesi vardı. Üçüncü şirkete ise ihalenin hemen ardından İngiltere ve Amerika’dan yatırım yağdı.

Biz Türkiye’de kendi savunma sanayimizle övünüyoruz ama Almanya’da birkaç ayda yaşanan şeyin benzeri tek bir olay bile yaşanmadı Türkiye’de.

Bunun bir sebebi, Aselsan başta olmak üzere birkaç devlet şirketinin savunma sanayii dediğimiz devasa alanın belki yüzde 80-90’ını kapsaması. Bu şirketler bırakın yabancıyı yerlinin yatırımına da açık değiller çoğunlukla.

Ama yine de, çok sayıda özel sektör şirketinin, bu arada bir kısmı start-up diye nitelenebilecek şirketlerin var olduğunu biliyoruz. Neden onlara yurt dışından kimse gelip stratejik ortak veya azınlık hissedar olmak istemiyor?

Veya şöyle söyleyeyim: Daha yakın zamanda birini benim de tanıdığım dört ayrı girişimci, savunma sanayii şirketlerini neden Avrupa Birliği sınırları içinde kurdular da Türkiye’de kurmadılar?

Geri dönüp, projeleri parlak olan ama kendisi parlamayan ülke yazısına yeniden bakıp düşünmekte fayda var bu sorunun cevabını.