22-06-2026
İsmet Berkan

Tayyip Erdoğan’ın Stratejisi

Tayyip Erdoğan’ın Stratejisi

Önce işe strateji kavramının kendisinden başlayayım ki “Tayyip Erdoğan’ın stratejisi” derken neyi kastettiğim daha doğru anlaşılsın:

-Kendinize, şirketinize, partinize bir hedef seçersiniz. Bir hedefe sahip olmak aynı zamanda sizi bu hedefe ulaştıracak bir stratejiye de sahip olduğunuz anlamına gelmez.

-Belirlediğiniz hedefe nasıl ulaşacağınıza dair bir yol haritası hazırlarsınız. Bu yol haritası gerçekçi olmalı, yolda karşınıza engeller çıktığında ne yapacağınızı da önceden belirlemelisiniz. İşte o zaman bir stratejiniz olur.

-Stratejik hedefinize ulaşmak için yol boyunca atacağınız taktik adımları, o adımların yaratacağı olası sonuçları, beklediğiniz sonucun çıkmaması halinde sizi hedefinizden uzaklaştırmayacak uzlaşma noktalarını ve diğer taktik adımları da önceden tasarlamalısınız.

Şimdi bu tanım ışığında Tayyip Erdoğan’ın davranışlarına bakalım:

-Erdoğan’ın bir hedefi var: En azından beş yıl daha Cumhurbaşkanı olmak istiyor.

-2023 yılında ikinci kez Cumhurbaşkanı seçildiğinde, onu bu hedefe (üçüncü kez seçilmeye) ulaştıracak stratejik formül aslında görece basit, daha doğrusu son derece alışılmış ve standart bir yol haritasıydı: İktidarda icraatıyla başarılı olmak, halkın refah seviyesini yükseltmek, Türkiye’nin stratejik hedeflerine yaklaşmasını sağlamak, kendisine yönelik beğeniyi artırırken eleştirileri sınırlı tutmak…

-Ancak bu standart yol haritasında ciddi sorunlar var. Halkın refahını artıracak şekilde başarılı icraat yapmasının önünde çok sayıda engel var. Bir numaralı engel kendisi ve kendi politikaları. Geçen beş yılda uyguladığı politikaların önemli bölümünü ters yüz etmesi gerekiyordu Erdoğan’ın.

-Ekonomi politikalarını değiştirmekte tereddüt etmedi; faiz ısrarından vazgeçti, Mehmet Şimşek’i iş başına getirdi.

-Ama güvenlik ve hukuk devleti politikalarından vazgeçmedi. Mahkemeler toplumsal muhalefeti ve muhalif olmayı marjinalleştirici bir biçimde kararlar almaya devam etti; ifade özgürlüğü sınırlı kaldı, hukukun iktidarın emrinde olduğu inancı pekişti.

-Dış politikasında değişiklikler yaptı, ama köklü değişikliğe gitmeye gerek duymadı. Batı ile ilişkilerini bir ölçüde düzeltti ama bu düzeltmeyi yaparken özellikle Avrupa’ya “Ben sizin mülteci sorununuzu çözmenize yardım edeyim, siz de ülke içinde yaptıklarıma karışmayın, sizden başka talebim yok” demeyi sürdürdü.

-Güvenlik ve hukuk politikaları değişmeyince, Batı Avrupa ile ilişkilerin temel parametreleri de aynı kalınca Tayyip Erdoğan umduğu yabancı sermaye girişini sağlayamadı. Ekonomi görece istikrar kazandı ama halkın refahının artması ve memnuniyet seviyesinin yükseltilmesi başarılamadı. Böyle olunca temel stratejik hedefe ulaşmak zorlaştı.

-Bu durum neredeyse kesinleşince Erdoğan’ın stratejik hedefi aynı kaldı ama taktik adımları önceden düşünmediği, planlamadığı bir yöne döndü.

-“Kendi gücümle ve başarımla seçim kazanamıyorsam rakibimi zayıflatarak, onu yarış dışı bırakarak, A kadrosuyla değil B, C, hatta D kadrosuyla yarışa girmeye zorlayarak alternatifsiz kalma” yolunu denedi.

-En cüretli adım başlıca siyasi rakibi olan, üstelik erken bir vakitte adaylığını ilana hazırlanan Ekrem İmamoğlu’nu yarış dışı bırakmaktı. Onun sadece seçime katılma yeterliliğini (diplomasını) elinden almakla yetinmedi, İmamoğlu’nu hapse de attı.

-Ancak üzerinde yeterince düşünülmeden alelacele atılmış olan bu adım beklediği etkiyi yaratmadı, hatta tam tersi oldu. Üstelik bu adım bir anda ekonomik istikrarı da tehdit etti. Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan olma tehlikesi doğdu.

-O, İmamoğlu’nu elimine ettiğini düşünürken CHP ve onun Genel Başkanı Özgür Özel bütün muhalefetini İmamoğlu üzerine bina etmeye ve sokakta daha fazla taraftar bulmaya yöneldi.

-Taktik mecburen bir kez daha değişti; bu kez Özgür Özel’in elimine edilmesi gerekti. Uzun tereddütlerden ve İran savaşı nedeniyle ortaya çıkan yeni ekonomik tehdidin bir ölçüde hafiflemesinin ardından düğmeye basıldı, bir mahkeme kararıyla CHP yönetiminin değişmesi sağlandı.

-Erdoğan’ın bu son taktik adımı açısından şimdilik bir belirsizlik var. Özgür Özel’in ne ölçüde ayakta kaldığı ve gücünü ne kadar koruduğu ölçülmeye çalışılıyor. İlk belirtiler Özel’in gücünün azalmak bir yana arttığı yönünde ama henüz toz duman tam olarak yere inmiş, resim net görülmüş değil.

-Bu taktik adım atılırken umulan sonuçlardan biri Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP seçmen kitlesinin hiç değilse bir bölümü üzerinde etkili olması, sokaktaki muhalefeti bölmesiydi. Ama şu ana kadar bu gerçekleşmedi. Kemal Kılıçdaroğlu sokağa çıkamıyor, partisinin grup toplantısına bile gelemiyor.

-Girdiği bu yeni yolda stratejik hedefinden biraz daha uzağa düştüğünü gören Erdoğan bu yolda ısrar etmek veya tamamen vazgeçmek arasında sıkıştı kaldı.

-Etkili bir grup girilen bu yolda sonuna kadar gidilmesini telkin ediyor. O yolda sonuna kadar gitmek demek Özgür Özel’i belki hapse de atıp seçime katılamaz hale getirmek, hatta Mansur Yavaş’ı da seçime katılamaz hale getirip muhalefeti ana adaylarından yoksun kılmak demek. “Muhalefet zaten partisiz kalmış durumda, bir de adaysız kalırsa Erdoğan’ın kaybetmesi daha da zorlaşır” diyor bu çevre.

-Bir başka grup ise bu yoldan bir an önce çıkmayı, Kürtlerle devam eden Çözüm Süreci’ni de kullanıp hukuk devleti ve demokrasiye geri dönmeyi, bu yolla geçici de olsa bir ekonomik refah sağlamayı ve seçime öyle gitmeyi öneriyor.

-Erdoğan izleyeceği yol konusunda şimdilik kararsız. Bu yüzden biraz daha fazla zamana ihtiyacı olduğunu düşündü, bir danışmanı aracılığıyla ortaya bir seçim tarihi attı. Amacı öncelikle ittifak ortağının bu yeni tarih konusunda ne düşündüğünü öğrenmekti.

-Devlet Bahçeli ortaya atılan yeni tarihe şöyle cevap verdi: “Seçimlerin zamanında yapılmasıyla Cumhurbaşkanımızın danışmanının verdiği tarih arasında saat farkı bile yoktur. Değişik isimler yeni cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya çıkıyor, onlar üzerinde tartışma yapılıyor. Seçimden önce seçime girilmiş gibi gösteriliyor. Cumhurbaşkanımız görevdedir, biz de arkasındayız. Önemli olan seçimlerin zamanında yapılmasıdır.” Bu cevap çok belirsiz. Acaba yeni tarihi kabul mü etti Bahçeli, yoksa seçimin zamanında yapılmasını ve Erdoğan’ın yeniden aday olamamasını mı istedi?

-Erdoğan’ın seçime kadar geçecek süreyi uzatması muhalefetin toparlanmasına ve kenetlenmesine neden olabilir. Ama seçime çok hızlı da gidemez; çünkü seçim ekonomisi uygulayıp geçici de olsa bir refah yaratmak için süreye ihtiyacı var.

-Erdoğan’ın hangi yola sapacağına karar vermesi çok uzun sürmeyecektir.

-Eğer Özgür Özel’i ve Mansur Yavaş’ı hapse atmak gibi seçeneklere yönelecek olursa bu adımların ekonomik istikrarı tehlikeye atacağına, uzak bir ihtimal bile olsa sosyal istikrarsızlıklara (büyük sokak hareketleri) yol açabileceğine dair uyarılar Erdoğan’ın kararı üzerinde ne ölçüde etkili olur, bilmek mümkün değil.

ABD-İran barışını hepimiz istemeliyiz

ABD-İran barışını hepimiz istemeliyiz

Başkan Trump son derece tuhaf ve kanlı bir yol izledi ama bugün için İran’la barışı arayarak doğrusunu yapıyor.

Bu barışın asgari koşulunun 2015’te Başkan Obama’nın İran’la yaptığı (ve sonra Trump’ın kaldırdığı) anlaşma olduğuna kuşku yok.

O anlaşmanın hedefi de İran’ı dünyanın “normal” uluslarından biri yapmaktı, bugün de hedef bu.

İran bunu kabul eder mi, kabul etmesi için üzerinde yeterince baskı var mı gibi sorulardan kaynaklanan şüpheler var ama şunu unutmayın, İran’ın terör ihraç eden, bölgesiyle işbirliği yapmak yerine sürekli düşmanlık üreten bir ülke olması temel sorun. İran’ın bu yaptıklarından vazgeçmesi bütün dünya için bir kazanç sayılmalı.

O yüzden pazar günü İsviçre’de başlayan görüşmelerin devam etmesi ve belki de 60 günde bir sonuca ulaşması hepimizin temennisi olmalı.