24-06-2026
İsmet Berkan

Seçimin Tarihi Nasıl Tahmin Edilir? Hangi Tahmin Daha Doğrudur?

Seçimin Tarihi Nasıl Tahmin Edilir? Hangi Tahmin Daha Doğrudur?

İngilizcede “educated guess” deniyor; yani birtakım bilgiler eşliğinde tahminde bulunmak.

Bizde bu aralar en gözde tahmin oyunu, olası erken seçimin tarihi hakkında yapılanlar.

Kuralı bir daha hatırlatayım: Tayyip Erdoğan siyaseti bırakıp emekli olmak gibi bir arzu içinde değil; o bu arzu içinde olsa bile Devlet Bahçeli onu bırakacak gibi görünmüyor. O yüzden Erdoğan’ın üçüncü dönem seçilebilmesi için seçimin mutlaka erken, yani normal zamanı olan 7-14 Mayıs 2028’den önce yapılması gerekiyor.

Bu yazı boyunca tartışılacak olan şey seçimin erken yapılıp yapılmaması olmayacak o yüzden. Seçimin ne kadar erken yapılacağını konuşacağız.

Biliyorsunuz, geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hukuk danışmanı Mehmet Uçum ortaya 16 Nisan 2028 tarihini attı; yani seçimin normal gününden iki veya üç hafta öncesini.

Bu tarih bizim en uzak tarihimiz olsun. Yani erken seçimin olası tarihleri hakkında bir zaman çizelgesi yapacak olursak çizginin sağ ucuna 16 Nisan 2028’i yazalım.

21 Mayıs 2026’da CHP için mutlak butlan kararı çıktığından beri belirli çevrelerde bir “baskın seçim” beklentisi var.

Baskın seçim dediğiniz, Meclis’in 360 milletvekilinin oyuyla seçim kararı almasından 45-60 gün sonra yapılacak seçim.

Meclis hâlen açık ama tatile girmeye hazırlanıyor, benim görebildiğim bir seçim oylaması hazırlığı şu anda yok. Ve biliyorsunuz, Cumhur İttifakı’nın Meclis toplamı şimdilik 322. Yani seçim kararı aldırılması için dışarıdan en az 38 milletvekilinin oy vermesine ihtiyaçları var. Bu kadar milletvekilini ikna etmek için bir hazırlık süresi gerekir ve o hazırlığı şu an görmüyoruz.

Meclis eğer seçim kararı almadan tatile girerse yeniden açılacağı 1 Ekim’e kadar da seçim kararı alma olasılığı düşük olur. Bu durumda bu yılın kasım ayında bir baskın seçim yapılması olasılığı çok azalır, hatta yok seviyesinde diyebiliriz.

Ama seçim kararı için sadece siyasi duruma bakmak yetmez. Karar gazetesi yazarı İbrahim Kahveci köşesinde Türkiye’deki reel faizlerin rekor seviyelere gelmesinden hareketle mealen, “Şirketler kesimi bunu kaldıramaz, gelecek daha da kötü olacak ve biz henüz en kötüyü görmedik” diyerek bu sebeple baskın seçim olasılığının zamanında seçime göre daha ağırlıklı ihtimal olduğunu yazdı.

Aslında İbrahim Kahveci’nin yürüttüğü mantık (“educated guess”) hiç de yanlış değil. Reel faiz ansızın düşse bile 2021-2025 dönemindeki gibi negatif faize dönüşmeyecek; öyle olunca da faiz indirilse bile şirketler kesiminin düzelmesi, yeniden yatırımlara başlanıp istihdam yaratılması epey zaman alabilecek, üstelik başarı kesin değil.

Oysa şimdi toplumsal muhalefet hazır örgütsüz ve lidersiz kalmışken seçime gitmek Erdoğan’ya aradığı şansı maksimize etme imkanı verebilir.

İbrahim Kahveci’ninkine benzer bir akıl yürütmeyi tersten Fatih Altaylı yapıyor. O da diyor ki “Mehmet Şimşek’in gittiği gün seçim startı verilmiş demektir.” Altaylı’ya göre Erdoğan yoğun bir seçim ekonomisi uygulayacak, bunu yapmak için de Şimşek’i göndermesi gerekecek. Ben o kanıda değilim. Tayyip Erdoğan’a 2017 referandumunu ve 2018 seçimini Mehmet Şimşek’in uyguladığı seçim ekonomisiyle kazandırdı. Aynı yola bir daha girebilir, yani hükümetten gitmesi gerekmiyor.

Ama Fatih Altaylı’nın yürüttüğü mantık gereği Tayyip Erdoğan’ın (Şimşek’le veya Şimşeksiz) bir süre seçim ekonomisi uygulaması, bir ferahlama sağladıktan sonra seçime gitmesi gerek.

Bu da en azından 6 aylık uygulama demek. Öyleyse zaten 2027 yılına sarkıyoruz seçim için.

Aslında ben de bu ayın başlarında (5 Haziran’da) “İşsizlik bu seviyedeyken seçim kazanmak mümkün mü?” başlığıyla yazdığım bir yazıda, Tayyip Erdoğan’ın bu yıl içinde baskın seçime gitme ihtimalinin düşük olduğunu, şirketler kesimini rahatlatıp istihdamda yeniden artış sağlamadan seçime gitmeyeceğini söylemiştim. Benim seçim tarihi için tahminim 2027 Kasım ayıydı.

Yani olası seçime ne kadar yakın ne kadar uzak olduğumuz konusunda temelde iki tahmin var: Biri, “ekonomi nasıl olsa düzelmez, hatta daha kötüye gidecek, iyisi mi hemen seçim yapsın” diyen görüş; diğeri “ekonomide bir ferahlama olmadan seçime gitmez, öyleyse önümüzde zaman var” diyen görüş.

Bu iki görüşten hangisinin galebe çalacağı tek bir sebeple önemli: Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde bulunduğu durum…

CHP’de partileri ellerinden alınan Özgür Özel ve arkadaşlarının sabrı tükeniyor. Özel salı günü Meclis Grubunda daha önce Ekrem İmamoğlu tarafından kullanılan ve tarihte Kartacalı ünlü komutan Hannibal’e atfedilen sözü kullandı: “Ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız.”

Hannibal bu sözü İspanya’dan yola çıkıp her yeri işgal ede ede Alp Dağları üzerinden filleriyle Roma’ya inmek isterken söylemişti. Onun geçit vermez dağlara karşı kararlılığıydı bu sözler.

Ekrem İmamoğlu’nun başından beri CHP’den ayrılıp yeni ve merkez siyasete daha açık bir parti örgütlemek istediği anlaşılıyor; şimdi Özgür Özel de yavaş yavaş o fikre geliyor anlaşılan.

Ama seçimin 2027 Kasım ayına, hatta belki 2028 Nisan ayına kalacak olması onların bu aceleciliğini frenleyebilir. Öyle ya, Kemal Kılıçdaroğlu olağanüstü kurultaya geçit vermiyor ama eylül ayında olağan kurultay sürecini başlatıyor. Bu da en fazla 2027 ilkbaharında tamamlanacak bir süreç.

Eğer seçim Kasım 2027 ve sonrasındaysa Özgür Özel ve arkadaşlarının partilerini geri aldıktan sonra seçime hazırlanmak için yeterli zamanları ve en önemlisi paraları olacak demektir.

Merkez Bankası’nın Rezervi İdealden Uzaksa Seçim Ekonomisi Mümkün mü?

Merkez Bankası’nın Rezervi İdealden Uzaksa Seçim Ekonomisi Mümkün mü?

An itibarıyla Türkiye’de ekonomi çok zorlu bir denge üzerinde duruyor: Doların fiyatında olası bir sıçrama yaşanmasın diye Merkez Bankası da Hazine de elinden geleni yapıyor.

Bu da Merkez Bankası’nın bir dış şok geldiğinde doların fiyatını savunmak için rezervlerini sürekli kullanmak zorunda kalması anlamına geliyor. Zaman zaman banka rahat nefes alıyor; siyasetten veya adliyeden bir dış şok gelmeyince hemen piyasadan dolar toplamaya başlıyor. Örneğin geçen hafta bankanın 9 milyar dolara yakın dolar satın aldığı anlaşıldı.

Banka bugüne kadar Ekrem İmamoğlu’nun hapse atılmasını, İran’la çıkan savaşı ve son olarak da CHP için mutlak butlan kararı verilmesini yönetebildi. Ama her seferinde daha fazla dolar satmak, piyasayı kendi kararlılığına inandırmak için daha fazla cephane kullanmak zorunda kaldı.

Yine de benim kanaatime göre esas şok seçime dair bir işaret geldiğinde yaşanacak; çok sayıda Türk seçim ekonomisi uygulanacağı ve bunun da gelecekte yüklü devalüasyon getireceği gerekçesiyle dolar satın almaya başlayacak. İşte o gün Merkez Bankası’nın dayanıp dayanamayacağını, dayanırsa üzerindeki baskıya kaç gün veya kaç hafta direnebileceğini göreceğiz.

Normalde böyle bir baskıya direnmek için bankanın cephane sandığının dolu olması gerekir ama görüyoruz ki Merkez Bankası rezerv artırmakta zorlanıyor. Nitekim bugün 10Haber’de yer alan habere göre bankanın rezervleri IMF hesabıyla “ideal” olmaktan şu anda 123 milyar dolar uzakta.

Seçim ekonomisi uygulamayı zorlaştıran, Tayyip Erdoğan’a baskın seçim yaptırmayan bir başka faktör de bu.