
Aleviler de desteklemiyorsa Kılıçdaroğlu’nun arkasında kim kaldı?
Hiç bu konulara girmek, bu tehlikeli sularda yüzmek istemiyorum ama perşembe günü öyle bir şey yaşandı ki biraz da mecburen bu yazıyı yazıyorum.
Herkesin bildiği bir sır; Kemal Kılıçdaroğlu, Tuncelili bir Alevi. Üstelik söylendiğine göre herhangi bir Alevi de değil, ailesi köklü bir soya dayanıyor.
Onun CHP’ye ilk genel başkan olduğu dönemde yakın danışmanlığını yapan, bence Türkiye’nin yaşayan en önemli sosyologlarından biri olan Prof. Dr. Sencer Ayata ile o zamanlar çok uzun bir sohbet yapmıştım.
Benim ilk gençlik yıllarımdan beri büyük saygı beslediğim bir isim olan Sencer Hoca’nın varlığı, benim açımdan Kılıçdaroğlu’na açılmış bir çeşit krediydi. İstanbul’da Bebek Kahvesi’nde çay ve ıhlamur eşliğinde yaptığımız saatler süren o sohbetimizde Türkiye sosyolojisi, CHP’nin durduğu yer vb. konularda çok şey konuştuk.
Sencer Hoca, Deniz Baykal’ın aile yakını. Ama ikimiz de Baykal CHP’sinin Türkiye sosyolojisine kafa tuttuğu, gerçek hayatla ve dolayısıyla toplumla barışık olmadığı için başarısız olduğu görüşünde birleşiyorduk ve Sencer Hoca, Kemal Kılıçdaroğlu CHP’sinin sosyolojiye kafa tutmayacağını, toplumla kavga etmeyeceğini söylüyordu.
Maalesef Türkiye sosyolojisinin bir başka gerçeği var: Sünni-Alevi gerilimi. Ülkedeki Sünni çoğunluğun hatırı sayılır kesimi Alevilere bazen gizli bazen açık açık ayrımcılık uygular. (İlk döneminde AK Parti’nin 330’dan fazla milletvekili vardı. Türkiye’nin herhangi bir yerinde sokaktan rastgele 330 kişi toplasanız içlerinde en azından 5-10 tane Alevi olur ama AK Parti grubunda ilaç için bir tane bile yoktu. 2007 seçiminde de AK Parti tek bir Alevi’yi bile parlamentoya layık görmedi. Sonrasında ise numunelik isimler aldı.)
Türkiye’deki bu ayrımcılığı besleyen açık ırkçı korkular, endişeler, hurafeler de hiç eksik olmaz.
Ve bu bir gerçekken, bir Alevi olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun varlığının bizatihi kendisi sosyolojiyle savaşmak anlamına gelmez miydi?
Sencer Hoca bu görüşümü kabul ediyordu ama o sırada Kemal Kılıçdaroğlu’na o kadar gönülden bağlıydı ki “Bu ayrımcılığı bitirse bitirse Kemal Bey bitirir, onu bitirmek istiyor zaten” demişti bana.
Yıllar önce yapılmış bir sohbetten kalan bu anıyı hatırlamama dün Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi toplumunun karşısına bile çıkamayışı sebep oldu. (Kılıçdaroğlu daha sonraki dönemde Sencer Hocayı adım adım uzaklaştırdı, ona danışmamayı seçti.)
2023’te, daha sonra Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaybedeceği ve bugün de hakkında mutlak butlan kararı verilen kurultaya doğru gidilirken, CHP’yi çok ama çok yakından izleyen bir gazeteci arkadaşımın isyanına tanık olmuştum: “Yahu neredeyse hiç Alevi yaşamayan il ve ilçelerde bile il ve ilçe yönetim kurullarının tamamı Alevilerden oluşuyor.”
Yüksek sesle söylenmedi ama Kemal Kılıçdaroğlu’na kendi partisinin içinden gelen en önemli eleştiri, onun seçimi kaybetmesinden çok, partiyi bir “Alevi partisi”ne çevirmiş olmasıydı. Pek çok CHP’li, partinin marjinalleşmesinin ve başka kitlelere açılamamasının temelinde bunu görüyordu.
Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkan olduktan sonra Türk siyasetinin en klasik formülüne, İngilizcede “clientelism” adı verilen, “Sen bana oy ver, ben sana çıkar (para veya güç) dağıtayım” formülüne sarılmıştı.
Böyle yapmayan siyasi parti yok Türkiye’de ama Kılıçdaroğlu’nun farkı bu “client”ların (İngilizcede ‘müşteri’ anlamına geliyor) neredeyse tamamının Alevi toplumundan insanlardan oluşmasıydı.
Türkiye’de merkez sol siyasetin çok iyi bildiği ama hiç konuşmadığı bir konu, Alevi toplumunun bu siyaset içindeki ağırlığıdır.
Şimdi gelelim güncel olana…
Malum, Kılıçdaroğlu mahkeme tarafından CHP’ye genel başkan atandığından beri kendisine minicik de olsa bir siyasi meşruiyet alanı arıyor; istiyor ki toplum CHP içinde onu da destekleyenler olduğunu görsün, bilsin.
Geniş bir kitleyle bayram kutlaması yapmak istedi, karşısına birkaç yüz kişi geldi. Meclis’te grupta konuşmak istedi, kitlesi yine çok zayıf kaldı.
Buna karşılık Özgür Özel arkasında on binlerle hareket ediyor sürekli ve Kemal Kılıçdaroğlu’na en ufak bir siyasi meşruiyet alanı bırakmıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun son teşebbüsü perşembe günü İstanbul’a gelmek, şehre “dev bir araç konvoyu” eşliğinde girmek ve Kerbela’nın yıl dönümünde, Aleviler için bu kutsal günde cemevinde yapılan törene katılıp konuşma yapmaktı.
Kimse çıkıp resmen açıklama yapmadı ama içeriden alınan bilgilere göre birden fazla Alevi derneği Kemal Kılıçdaroğlu’na “Törene gelmemesini” söyledi. Gelirse tatsız protestolar yaşanabilirdi, bunların cemevinde olmasını istemiyorlardı.
Kılıçdaroğlu çaresiz programını iptal etti; Meclis’e nasıl gelemediyse cemevine de gelemedi.
Bu son olay çok çarpıcı; çünkü artık Alevi toplumu içinde de Kılıçdaroğlu’na çok büyük bir tepkinin olduğunu görüyoruz.
Boyumdan büyük laf edip “Kılıçdaroğlu bir siyasetçi olarak sona erdi, artık hiç destekçisi kalmadı” demek istiyorum ama biliyorsunuz cennet vatanımızda hiçbir şey siyasetçinin siyasi ömrünü bitirmez.
O gücün yanında yer alacak, o güçten pay kapmaya çalışan çıkarcı “müşteri”ler her zaman bulunur.
DÜNYA KUPASI 2026

