27-06-2026
İsmet Berkan

Mahallemizin Kadir Abi’si

Mahallemizin Kadir Abi’si

Uzunca bir süre İstanbul’da Cihangir’de oturdum. Semti bilenler için söyleyeyim, Akyol Sokak’ta, muhteşem manzarası olan, terası evin kendisi kadar olan, çok güzel hatıralarımın geçtiği bir evdi. 1986’dan 1999’a kadar orada yaşadım.

Evimin terası, sahiden evin kendisi kadar büyüktü. Müthiş komşularım vardı; en alt katta yönetmen Halit Refiğ ve eşi Gülper Refiğ otururdu. Gülper Hanım’ın onlarca kedisi vardı, daha doğrusu mahallenin bütün kedileri beslenmeye ona gelirdi. Bir büyük yönetmen olduğu kadar bir büyük bilge de olan Halit Bey’in bir ucu sonunda hep Kemal Tahir’e bağlanan az sohbetinde bulunmadım.

Onların bir kat üstünde Türk sinemasının önemli yapımcısı ve bir dönem hepimizin müdavimi olduğu Çiçek Bar’ın sahibi Arif Keskiner otururdu. ‘Arif Abi’ veya ‘Çiçek Arif’ bu hayatta tanıdığım için kendimi şanslı hissettiğim insanlardandı. Onun hikayelerini dinlemek insanı başka bir yere götürürdü.

Ben apartmanın en üst katında otururdum ve terasım bahar aylarından kışa kadar, hatta bazen kış aylarında bile İstanbul’un sürekli parti yapılan mekanlarından biriydi. Kalabalık partiler eksik olmazdı ama neredeyse her hafta sonu pazar günleri gündüz saatlerinde başlayıp gece yarılarına kadar yenen yemeklerle de meşhurdu evim.

Böyle yemeklerden birinde hararetli ve yüksek sesli tartışmaya da dönüşen sohbet sırasında dışarıdan bir yerden ‘Sakin olun gençler’ diye bir ses duyuldu.

Suspus olduk, bu sesin nereden geldiğini bulmaya çalışıyoruz.

Karanlıkta, benim terasın bittiği yerden bir kafa bize uzandı.

Meğer yan apartmanın benim terasımla hemen hemen aynı hizada bulunan dairesinde de modacı Canan Yaka ile Kadir İnanır yaşarmış. O gece öğrendik. Yandaki balkondan bize seslenen de Kadir İnanır’dan başkası değildi.

Ben Kadir İnanır’la böyle tanıştım.

O zamanlar cep telefonu yok; bazen evden beni arar, ‘Evdeysen geliyorum’ der, bir şişe viskiyle gelirdi. Ama getirdiği şişeyi değil, benim malt viski koleksiyonumdan viskileri içerdi. Daha doğrusu onları uzun uzun koklayarak tadım yapmaya bayılırdı.

Bir bardağı koklayıp sonra gözünü kapatıp hayallere daldığı olurdu.

Siyasetten spora, kadın-erkek ilişkilerinden paranın hayattaki anlamına kadar o kadar çok konuda o kadar çok konuşurduk ki hep ‘Kadir Abi’ diye hitap ettiğim Kadir İnanır’a kendimi çok yakın hissetmeye başlamıştım.

Bir yandan beyazperdedeki o maço, sert, lider karakterli, her masanın ve girdiği her ortamın baş kişisi Kadir İnanır vardı; bir yanda kırılganlıklarını, heves edip başaramadıklarını, yalnızlığını hiç saklamayan, dobra bir adam.

Sizin için tekme tokat kavgaya girmekten de çekinmeyecek ama çıkmak üzere olan bir kavgada da herkesi barıştıracak bir adam. Çelişkileri olan, çelişkileri yüzüne vurulunca her zaman alınganlık göstermeyen ama çoğu zaman da burnundan kıl aldırmayan karmaşık bir karakter.

Ona bakınca bazen filmlerindeki karakterleri görürdünüz, bazen de o filmler ve çizilen persona ile hiç ilgisi olmayan saf ve meraklı bir insanı.

Bütün kariyeri boyunca 200 filmde rol almış; bu 200 ayrı karaktere bürünmüş demek aynı zamanda. Ama belki de bin bir ayrı yüzü vardı Kadir İnanır’ın.

Ben 1999’da Cihangir’den Arnavutköy’e taşındım, ondan önce yarı Ankara’da yaşamaya başlamıştım, o yüzden 90’ların ilk yarısındaki kadar çok görüşemiyorduk, o çat kapı bana gelmiyordu.

Arnavutköy’de mahallede bir gün yürürken Kadir Abi ile karşılaştım. Sarıldık öpüştük; ‘Hayrola, buraya mı taşındın yoksa’ dedim. Hayır, taşınmamıştı ama burada çok dostu vardı, haftada en az bir gün onlarla burada buluşuyordu.

Buluşuyoruz dediği, arkadaşlarıyla saatlerce Arnavutköy’de özel bir mekanda kâğıt oynuyorlardı. Onun bin bir yüzünden, bin bir çeşit dostluklarından biri de buydu, onu da gördüm.

Arkadaş gruplarını hiç birbirine karıştırmaması, buna özel önem vermesi bana hep çok ince bir davranış olarak geldi.

Bin bir kişi Kadir İnanır’ın arkadaşı, dostu olduğunu düşünüyordu, ki öyleydi, ama hiçbiri birbirini tanımıyordu.

Bazen kalabalıklar içinde ne kadar yalnız olduğunu söylerdi. Kendi dediğine göre tek başına mezarlıklara gider, tanımadığı insanların mezarları arasında dolaşır, bazılarına da dua edermiş.

Ölüm bu dünyadaki her şeyin geçiciliğinin elle tutulur haliydi ona göre.

Nur içinde yatsın.

Türkiye’yi Avustralya değil Paraguay yenilgisi eledi

Türkiye’yi Avustralya değil Paraguay yenilgisi eledi

Dünya Kupası 48 takımla başladı, şimdi 32 takımla devam ediyor. Grup aşamasında 24 takım gruplarında ilk iki sırayı aldıkları için, 8 takım ise ‘en iyi üçüncü’ler arasında yer aldığı için son 32’de.

Baktığınızda 4 puan alan pek çok takımın ‘En iyi üçüncü’ olarak son 32’ye kalabildiğini görüyoruz. Hatta, çok özel bir durum ama Yeşil Burun Adaları grubunda sadece 3 puan aldığı halde grup ikinci olarak çıktı buradan.

Böyle bakınca, Türkiye’nin Paraguay’a yenilmeyip berabere kalması halinde 4 puan alarak grubundan çıkabileceğini görüyor ve daha da üzülüyor insan.