
NATO zirvesinin bir tane sorusu var: Avrupa’yı kim savunacak?
Amerikan Başkanı Donald Trump, kendi ülkesindeki müesses nizam temsilcilerinden bir hayli farkı düşünüyor, “Amerika’nın NATO’ya hala ihtiyacı var mı?” diye soruyor.
Amerika zamanında NATO’yı babasının hayrına kurmadı. Nasıl 2. Dünya Savaşı’na müttefiklerin yanında babasının hayrına katılmadıysa, NATO’yu kurarken de kafasında Amerika için bir gelecek tahayyülü vardı.
Nitekim, Amerika öncülüğündeki 2. Dünya Savaşı galipleri cephesinin bir bölümü, diğer galip Sovyetler Birliği ile ayrıştı. Bu ayrışma, daha savaş bitmeden yapılan Yalta Konferansında netleşti, taraflar Avrupa’yı ve dünyayı paylaştı.
Amerika’nın Ağustos 1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atmasının iki gerekçesi vardı: 1. Teslim olmak bilmeyen ve ABD’ye savaşın insan maliyetini çok arttıran Japonya’yı teslime zorlamak; 2. Sovyetler Birliği savaşa katılıp Japonya’ya saldırmazdan önce savaşın bitmesini sağlamak.
Sovyetler Birliği ile Amerika sadece Avrupa’yı paylaşmadılar, Pasifik’i de paylaştılar. Ama bizim konumuz NATO ve Avrupa, o yüzden oralara girmeyelim.
NATO biliyorsunuz ‘Kuzey Atlantik Savunma Örgütü’ demek. Amerika, bu örgütü Avrupa’yı savunmak için değil kendini savunmak için kurdu. Öyle olduğu için de örgütün en büyük yatırımcısı ve bir yerde de “sahibi” oldu.
Şimdi Başkan Trump’ın şahsında temsil edilen bir grup, Amerika’da Amerika’nın kendini savunmak için artık NATO’ya ihtiyacı olmadığını söylüyor.
Bunu da iki temel fikre dayandırıyor: 1. Rusya eskisi kadar büyük bir tehdit değil; 2. Tehdit temelde Çin’den bekleniyor ve bu ülke sadece Kuzey Atlantik’te değil, daha çok Pasifik’te kontrol edilmesi gereken bir ülke.
Önce bir şeyi hatırlatayım: Amerika’da çoğu insan Trump’la aynı fikirde değil; Rusya’nın önemli bir tehdit olduğunu ve sadece Kuzey Atlantik’in değil Avrupa’nın da savunulması gerektiğini söylüyorlar. Çin’den gelecek tehdit konusunda ise hemen hemen aynı düşünüyorlar.
Aslında Trump’ın Avrupa’yı savunmaya devam etmekte tereddüt göstermesini yabana atmamak gerek. Rusya, 4 yıldır Ukrayna bataklığına saplanmış bir eski usul askeri güç. Rusya’yı durdurmak için NATO’nun veya müttefiklerin doğrudan savaşa girmesi bile gerekmedi, askeri yardım Ukrayna’yı ayakta tutmaya yetti.
Rusya, konvansiyonel bir tehdit değil ama elbette nükleer tehdit. Eh bunun için de Amerika kendini zaten savunuyor. Soğuk Savaştaki gibi Avrupa’ya nükleer füzeler yığmaya gerek yok.
Bu anlatmaya çalıştığım askeri denklem nedeniyle Trump Amerikası başından beri NATO’dan şikayetçi. Şimdi Ankara’daki zirvede Trump şikayetlerini yeniden söyleyecek, Avrupalılar araya Tayyip Erdoğan’ı da sokarak Trump’un Avrupa’yı (askeri olarak) terk etmemesini sağlamaya çalışacak, büyük ihtimalle biraz daha zaman kazanacaklar.
Ama temel mesele şu: Avrupa, Amerika’ya bundan 77 yıl önce ifade ettiği anlamı ifade etmiyor. Ekonomik olarak küçülen ve gerileyen, askeri olarak zaten pek az varlığı bulunan bir ikinci sınıf güç.
Avrupa 2. Dünya Savaşı sonrası kalkınma ve zenginleşmesini neredeyse hiç askeri harcama yapmamasına borçlu. Ülkeler savunma yükümlülüğünü Amerika’ya devredip ekonomiye odaklandı.
Ama şimdi Amerika “Ben gidiyorum” diyor ve Avrupa ülkeleri bir yandan askeri harcamalar yapıp bir yandan da halklarına refah dağıtmaya devam etmenin yollarını arıyor ve bulamıyor.
Ankara’da salı günü başlayacak zirve, Amerika’nın NATO’daki varlığını biraz daha azaltma zirvesi olacak. Zirvenin Türkiye açısından önemi, Türkiye’de yapılması.
Türkiye NATO’nun ikinci büyük askeri gücü ama bu çok da övünülecek bir şey değil aslında. Türkiye, NATO’nun en fakir ülkelerinden biri çünkü.
Ve açıkçası NATO’nun koruma şemsiyesinin küçülmesi veya tamamen ortadan kalkması en fazla bizi rahatsız eder. Çünkü savunma ve güvenliğe daha fazla pay ayırmak demek, halkı fakirliğe mahkum etmek demek aynı zamanda.
Ama benden duymuş olmayın: Amerika ufak ufak Avrupa’dan çekiliyor. Bakın, kıtadaki savaş uçaklarının sayısını azalttılar bile.
DÜNYA KUPASI 2026

