
Eğer elimizde Siper diye bir savunma sistemi varsa, S-400, Patriot veya başka bir sisteme neden ihtiyacımız olsun?
Türkiye’de maalesef o kadar çok kişi o kadar yüksek perdeden boş konuşuyor ki, daha alçak sesle ama içi dolu sözler duyulmuyor.
Örneğin günlerdir NATO zirvesi ve Başkan Trump’ın ziyareti sebebiyle S-400’leri, Türkiye’nin hava savunmasını, İtalya-Fransa ortaklığında üretilen SAMP/T sistemlerine ortak olma ihtimalimizi, Patriot füzelerini konuşuyoruz.
Bütün bu konuşmalar içinde neredeyse hiç geçmeyen bir kelime var: Siper.
Siper, Türkiye’de Aselsan öncülüğünde, Roketsan ve TÜBİTAK’a bağlı SAGE’nin büyük katkılarıyla üretilen bir uzun menzilli hava savunma sisteminin adı.
Bundan sadece bir ay önce, 16 Haziranda Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Halum Görgün, kendi sosyal medyasından öğlen saatlerinde sessiz, sakin ama çok önemli bir duyuru yapıp bir de video paylaştı.
Bu duyuru sanki son derece sıradan bir şeymiş gibi yer aldı medyada. Bugün bilir bilmez yüksek strateji konuşan TV’lerdeki konuşan kafalar da, gazetelerde üst perdeden Çelik Kubbe övgüleri yazanlar da bu duyurudan söz etmediler.
Üst üste SİPER atışları!
Dağıtık mimaride çalışan ve stratejik seviyede kritik rol oynayan, uzun menzilli bölge hava ve füze savunma sistemi SİPER, manevra yapan hedefi 150+ kilometre menzilli SİPER BLOK II Füzesi ile başarıyla imha etti. pic.twitter.com/CLfi3XK1tI
— SavunmaSanayiST.com (@SavunmaSanayiST) June 16, 2026
Oysa, Haluk Görgün’ün 16 Haziranda duyurduğu gelişme Türkiye’nin bu alanda bir zamanlar inanılmaz ve erişilmez gibi gözüken bir eşiği aştığını gösteriyordu.
İzninizle bu hakkı verilmemiş önemli gelişmeyi biraz tarihiyle birlikte anlatmak istiyorum:
-Türkiye ve Türkiye’nin hava savunmasını planlayanlar açısından ülkemize yönelik konvansiyonel başlık taşıyan balistik ve/veya orta menzilli füze tehdidine ilişkin ilk algılama bundan 40 yıldan fazla zaman önce yaşanan İran-Irak savaşında oldu.
-Hem İran’ın hem de Irak’ın füzeleri vardı ve birbirlerine fırlatıp muazzam zarar veriyorlardı. Türkiye birdenbire bu tehdidi iliklerinde hissetti.
-O zamanlar Türkiye’nin doğru dürüst bir “Füze Savunma Komutanlığı” bile yoktu. Neden sonra İstanbul’da Alemdağ’da bir askeri birim oluşturuldu, ama onlar da daha çok Amerika’dan gelen Stinger tipi kısa menzilli omuzda taşınan savunma silahlarının eğitimini veriyordu. Orta ve uzun menzil konusunda ne yapacağımız belirsizdi.
-Türkiye’nin bu konudaki arayışı 90’lı yıllarda belirginleşti. Hele Birinci Körfez Savaşı’nda Amerikan yapımı Patriot füze savunma sistemleri görüldükten sonra Türkiye bu sistemleri almak istedi.
-Ama Amerika satmadı. Kongre engelini aşmak da kolay değildi, Amerikan yönetimi de net bir evet cevabı vermiyordu.
-El altından Çin dahil pek çok ülkeyle konuşuldu ama bir NATO üyesinin NATO dışı silah alması zor bir karardı. 90’ların hükümetleri buna yanaşmadı, Genelkurmay da bütün temaslarına rağmen kesin bir “Ne pahasına olursa olsun almalıyız” raporu vermedi bu NATO dışı silahlar için.
-NATO, ihtiyaç ortaya çıktığında Türkiye’ye Patriot bataryaları yolluyordu. 2003’teki Irak işgali sırasında örneğin üç ayrı batarya geldi.
-Ama işler 2011 sonrası Suriye iç savaşıyla değişti. O sırada Türkiye’ye gönderilmiş Patriot bataryalarının hiçbir gerekçe gösterilmeden geri alınabildiği görüldü ve Türkiye kendi balistik füze savunmasına sahip olma konusunda kararını verdi.
-Daha önce defalarca yazdığım için kısaca geçeceğim. ABD’den Patriot alınamadığı kesinleşince önce 2013 yılında Çin’den bir sistem alınmasına karar verildi. Ama hem içeriden hem dışarıdan öyle tepki yükseldi ki bu alım iptal edildi, yeniden ihale düzenlendi.
-Türkiye, Fransa-İtalya ortak yapımı SAMP/T sistemlerini almak ve üretici ortak olmak istedi ama iki Avrupalı müttefik buna yanaşmadı.
-Yeniden çıkılan ihalede Patriot alımı yeniden söz konusu oldu, bir kez daha bu sistemlerin Türkiye’ye satılmayacağı görülünce bu kez Rusya’dan S-400 alımına gidildi. Dünyadan, en çok da Amerika’dan yine büyük tepkiler geldi ama Tayyip Erdoğan hükümeti bu tepkileri dinlemedi, 2,5 milyar dolarlık bu alım yapıldı, sistem 2019 yılında Türkiye’ye geldi, kuruldu, denemesi yapıldı ve teslim alındı.
-Bu kesin alım için yapılan deneme S-400’lerin hedef bulma radarının ilk ve son kez çalıştırılması oldu. Sonrasında bu sistemler depoya kaldırıldı. “İstediğimiz an yeniden kullanırız” dendi ama o radarlar 365 gün 24 saat çalışmadıkça sistem kullanılıyor sayılmazdı.
-S-400 alımının Türkiye’ye maliyeti çok ama çok yüksek oldu. Amerika resmen Türk savunma sanayisine yaptırım uygulamaya başladı, Türkiye kurucu ortağı olduğu ve 9 milyar dolar gelir beklediği F-35 programından dışlandı, parası ödenmiş, üretilmiş altı adet F-35 uçağı Türkiye’ye verilmedi. Oysa Türkiye toplamda 100’e yakın F-35 alacaktı. Hatta bu uçakların dikey kalkış yapabilen versiyonlarından da alacaktık. Bu uçaklar için bir kısa pistli uçak gemisi inşa ediyorduk o sırada. Sonuç olarak o “uçak gemisi” artık helikopter gemisi oldu, üstünden Bayraktar’ın kanatları katlanabilen TB-3’leri havalanıyor.
-Türkiye, daha en başta yapması gerekeni yapmaya karar verdi, kendi uzun menzilli balistik füze savunmasını geliştirmeye koyuldu.
-Bu sistem, Roketsan ve Aselsan’ın kısa ve orta menzil için zaten geliştirmekte olduğu Hisar adı verilen füze sistemi üzerine bina edildi ama daha sonra Hisar adı yerine Siper adı kullanılmaya başlandı.
Hava Kuvvetleri Komutanlığı envanterindeki SİPER Uzun Menzilli Hava Savunma Füze Sistemi, yüksek süratli ve manevralı hedef senaryosu icra eden Süper Şimşek hava hedefini 100+ kilometre menzilli SİPER BLOK-I Füzesi ile başarıyla imha ederek Tam Harekat Kabiliyetine ulaştı! pic.twitter.com/f6vIouYg44
— SavunmaSanayiST.com (@SavunmaSanayiST) June 16, 2026
-Halen elde Siper-1 ve Siper-2 adı verilen iki sistem var. İşte Haluk Görgün bu iki sistemin deneme videolarını paylaştı 16 Haziranda.
-Siper-1, 70 kilometre menzilli, 20 bin metre irtifaya kadar yükselen, uçaklara, dronlara ve füzelere karşı etkili bir sistem. Siper-2 ise daha uzun menzilli, 100 kilometreye kadar ve 30 bin metre irtifada etkili. Bir de halen geliştirme aşamasında olan Siper-3 var. Onun menzili 180 kilometreyi bulacak.
-Sistem temelde üç parçadan oluşuyor. Birinci önemli parça radar elbette. Bu radar, hedef arıyor ve buluyor, dost hedefle düşman hedefi birbirinden ayırabiliyor ve sonrasında füze ateşlendiğinde füzeyi hedefe yönlendiriyor.

-İkinci önemli parça yine bir kamyon üzerine yüklü olan füze fırlatıcı. Her bir batarya 20 füzeyi aynı anda taşıyıp ateşleyebiliyor. Füze yükleme süresi de oldukça kısa.
-Üçüncü parça komuta kontrol modülü. Adından da anlaşılacağı gibi burada da füzelerin ateşleme sistemleri kontrol ediliyor, yönetiliyor.
-Sistemin güzelliği dağınık bir mimariye sahip olması. Yani bu üç parçanın bir arada durması gerekmiyor, her biri başka bir yerde olabilir.
-Sistemin ikinci büyük güzelliği, hem radarının hem de komuta kontrol modülünün bağımsız çalışabildiği gibi Türkiye’nin kendi entegre radar ve komuta sistemine bağlanabilmesi, yani diğer radarlardan bilgi alabilmesi, Ankara’da veya başka bir yerdeki genel komutanlığın gerektiğinde yereldeki bir modüle komuta edebilmesi. Bu dağınık mimarinin yarattığı esneklik, düşmanın bu füze sistemlerini bulup yok etmesini de zorlaştırıyor.
-Çelik Kubbe olarak adlandırılan çok katmanlı hava savunma sisteminin en üst katmanını işte bu Siper füzeleri oluşturacak.

-Bu sistemin ilk iki füzesinin (Siper 1 ve Siper 2) başarılı denemeler yapmasının önemini anlatmaya aslında kelimeler yetmiyor. Türkiye, evet belki 40 yıl sürdü, ama sonunda aradığını kendi imkanlarıyla yapmayı başardı. Şimdi yapılması gereken, yurt dışından sistemler aramak, onlara milyarlarca dolar akıtmak değil bu sistemleri mükemmelleştirmek.
-Tayyip Erdoğan, S-400 alımıyla çok büyük bir stratejik hata yaptı ve bu hatanın ülkemize maliyeti de büyük oldu ama bu sistemler o gün yapılan hatanın artık telafi edilmekte olduğunu gösteriyor.
-Eğer Türkiye sahiden S-400’leri elinden çıkartmayı da başarır ve bu sayede Amerika’nın CAATSA yaptırımlarından kurtulabilirse, bu adım Türk savunma sanayiinin önünü daha da açacak, kaybettiklerimizi yerine koymamıza yardımcı olacaktır.
-Geçmişi değiştirmek elimizde değil ama hiç değilse geleceği kurtarabiliriz.
DÜNYA KUPASI 2026

