21-07-2026
İsmet Berkan

Medyamız Yeni Parti Konusunda Özgür Özel’den Daha Aceleci

Medyamız Yeni Parti Konusunda Özgür Özel’den Daha Aceleci

Türkiye’de her Türk vatandaşının içinde, ama daha çok erkek vatandaşların içinde, gerektiğinde hemen ortaya çıkmak için bekleyen iki uzman kişilik bulunur.

Bunlardan birincisi ve en yaygını teknik direktörlüktür. Herkes, tuttuğu takım iyiye giderken susar ve takımın ayağı tökezlediğinde o ‘uzman’ hemen ortaya çıkar: Falancayı neden oynattı, oyuna neden geç müdahale etti, o sistemle değil bu sistemle sahaya çıksaydı daha iyi olurdu…

İçimizde uyuyan ve her an yüzeye çıkmaya hazır olan diğer ‘uzmanlık’ dalı ise siyasi analizciliktir.

Memlekette bir şey olduğu anda ikiye bölünürüz; bir kısım peşinen destek vermeye, diğer kısım ise olan biteni eleştirmeye her an hazırdır. Yeter ki bir fırsat çıksın.

Nasıl TV’lerdeki futbol programlarında hep erkek ‘konuşan kafalar’ varsa, siyaset programları da öyledir. Erkekler yan yana dizilir ve her gece birbirleriyle incir çekirdeğini doldurmayacak konularda kavgalar ederler.

Siyasi analizciliğin bir nevi milli spor olduğu ülkemizde herkesin merakı siyasette yaşanacakları önceden tahmin etmeye çalışmak; bir adım sonrası, hatta üç beş adım sonrası hakkında ‘bilgiye’ dayalı olduğunu iddia ettikleri öngörüler sıralamaktır.

Bu eleştirilerin tamamı benim için de geçerli. Ben de geçimini siyasi analizcilik yaparak, sosyal medya argosuyla ‘analiz kasarak’ temin edenlerden biriyim.

Kendime baktım, CHP hakkında mutlak butlan kararı 21 Mayıs akşam saatlerinde açıklanmış, ben Özgür Özel ve arkadaşlarının yeni bir parti kurmak zorunda kalacaklarını daha 23 Mayıs günü yazmışım.

Hayır, ilk yazan ben de değilim üstelik, benden önce davranıp beş adım sonrasını gördüğünü öne süren bir sürü başka insan olmuş.

Aradan geçti iki ay, henüz ortada yeni parti yok.

Bu konuda en yetkili ağız olması gereken Özgür Özel, başından beri aynı şeyi söylüyor: Önce CHP içinde kalmak için gereken bütün çaba sarf edilecek, bütün o ihtimaller tüketilecek, ancak ondan sonra yeni bir parti için düğmeye basılabilir. CHP’de kalma olanakları sonuna kadar kullanılmadan olmaz.

Arada bu konuda Kemal Kılıçdaroğlu’ndan ‘Ayrılmayın’ diyen bir mesaj geldi, Kılıçdaroğlu ve Özel’in olası kurultay takvimi konusunda dolaylı görüşmeler yürüttüğü ortaya çıktı vs. Ama bir sonuç alınamadı görebildiğimiz kadarıyla.

Kılıçdaroğlu cephesi, makul bir olağan kurultay takvimi açıklasa, mesela ‘Sürece ağustos sonunda başlıyoruz, kasıma kadar tamamlayacağız ve kurultayı kasım ayında yapacağız’ dese, bunu karara bağlasa, Özgür Özel ve arkadaşları yeni parti kurmaz, beklerler bana soracak olursanız.

Ama bu net açıklama ve karar Kılıçdaroğlu’ndan gelmedikçe, Özgür Özel ve arkadaşları acele etmek zorunda hissediyorlar kendilerini.

Pazar günü ve pazartesi günü necip Türk medyasında, Özgür Özel’in bugün CHP Meclis Grubu’nda yapacağı konuşmanın onun belki de bu gruptaki son konuşması olacağına, çarşamba günü yeni partinin kurulacağına dair haberler vardı. Aynı haberlerden bugün, yani 21 Temmuz Salı sabahı da medyada birkaç tane okudum.

Kurulacak yeni partinin adının ne olacağına bile karar vermiş gibi Türk medyası; görüşler ‘Yeni Parti’ ile ‘İstiklal Partisi’ arasında gidip geliyor.

Yeni Parti, rahmetli Yusuf Özal’ın kurduğu partinin adıydı, tüzel kişilik ne oldu acaba?

Kurtuluş yerine ‘İstiklal’ kelimesinin neden tercih edildiği belli: Türkiye’de silahlı sol hareketinin önemli unsurlarıydı Halkın Kurtuluşu ve ‘Kurtuluş’. Onlarla benzerlik istemediler belli ki.

Ama bütün bunlar da havada uçuşan şeyler. Belli ki Türk medyasının, muhalif-muvafık fark etmeksizin acelesi var, yeni parti bir an önce ortaya çıksın istiyorlar.

Oysa Özgür Özel’in acelesi yok. Pazartesi günü Bilecik’teydi Özel ve mahkemeden olağanüstü kurultay için çağrı heyeti atamasını isteyeceklerini söyledi. Çağrı heyeti başkanı olarak da eski genel başkan Murat Karayalçın’ı düşünmüşlerdi. Eğer mahkeme görevlendirirse (ki görevlendirmesi yasal zorunluluk aslında) CHP kongre çağrı heyeti partiyi 40 günde olağanüstü kurultaya götürecek.

Fakat Türk medyasının ve amatör olsun profesyonel olsun analizcilerin acelesinin de anlaşılır bir tarafı var…

Diyelim ki Karayalçın çağrı heyeti başkanı olarak atandı ve partiyi 40 gün sonra kurultaya götürdü, bu kurultayda da Özgür Özel yeniden genel başkan seçildi, bu Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşyasını toplayıp CHP’den evine dönmesinin garantisi değil ki…

Bunların provasını CHP İstanbul’da yaşadı daha önce. Önce olağanüstü kongre yapıldı ama mahkemenin atadığı kayyum Gürsel Tekin görevi bırakmadı. Üstüne bir de olağan kongre yapıldı, Gürsel Tekin hâlâ ‘Beni mahkeme görevlendirdi, mahkeme görevden alabilir’ diyordu.

Aynı şeyi Kemal Kılıçdaroğlu’nun da yapacağından, ‘Beni mahkeme görevlendirdi’ diyeceğinden ve olağanüstü kurultayın sonuçlarını tanımayacağından emin olabilirsiniz.

Türkiye’nin hukuksuzluk cehenneminin önemli bir unsuru, hukukun içinde yaratıldığı öne sürülen, bir sürüsü hukuk dışı olan bu labirentler. Ne İstanbul’daki Asliye Hukuk Mahkemesi ne Ankara’daki istinaf CHP ile ilgili bu kararları almaya yetkiliydi ama aldılar. Bu hukuksuzluktan faydalanmak isteyen Gürsel Tekin gibi, Kemal Kılıçdaroğlu gibi CHP’lileri bulmak da zor olmadı gördüğünüz gibi.

Siyasi analizcilerimiz ve necip medyamız işte bütün bunları öngörüyor ve o yüzden acele ediyor, Özgür Özel’in bir an önce yeni partiyi kurmasını istiyor.

Ama tabii Özgür Özel’in bize anlattığının da ötesinde bir oyun planı olabilir, partiyi kurmakta o yüzden acele etmiyor olabilir.

Göreceğiz.

Bir Fotoğraftan Çıkan İnsanlık Dersi…

Bir Fotoğraftan Çıkan İnsanlık Dersi…

Hakem maçın son düdüğünü çalmış, İspanya şampiyon olmuş.

Arjantinli bazı oyuncular bazı İspanyol oyunculara saldırmış, kavga gürültü çıkmış.

O sırada sahada yalnız bir adam var: Messi.

Önce öylece durdu kaldı. Sonra olduğu yere çöktü, çimlerin üzerine oturup ağlamaya başladı.

Onun ağladığını gören Lamine Yamal, sevinç içinde arkadaşlarına sarılmayı yarım bıraktı, ağır adımlarla Messi’ye yöneldi.

Messi onu görünce hemen ayağa kalktı. İki oyuncu saha ortasında uzun uzun birbirlerine sarıldılar.

Onları öyle görünce benim gözlerim doldu.

Sadece bir sportmenlik örneği değildi Yamal’ın yaptığı, büyük bir insanlık dersiydi. Ustasıyla ilk ve son kez aynı sahada oyun oynuyordu büyük olasılıkla ama Messi nerede olursa olsun onun gözünde saygı duyulacak bir figürdü.

En az bunun kadar çarpıcısı, Messi’nin de Yamal’a saygı duyduğunu, onun başarısını istediğini, onu beğendiğini maçtan bir gün önce söylemiş olmasıydı.

Yamal henüz 19 yaşında ve kariyerinin başlarında ama kazanmayı çok istediği hâlde kaybetmenin ne demek olduğunu, bir futbol maçındaki kaybı nasıl yaşamak gerektiğini biliyor.

Messi ise ondan da iyi biliyor. O yüzden kaybetmeyi, bazı takım arkadaşlarının yaptığının aksine başı dik ama gözü yaşlı biçimde kabullenmiş durumda; rakibini kutlayacak kadar da iyi bir sporcu.