27-07-2026
İsmet Berkan

Yeni Parti’yi “yeni” yapacak olan şey…

Yeni Parti’yi “yeni” yapacak olan şey…

Geçen gün de yazdım, 1983’te ANAP’ın, 2002’de ise Ak Parti’nin kuruluşuna gazeteci olarak tanıklık ettim.

ANAP kurulurken taze bir muhabir sayılırdım. Parti İstanbul’da Adnan Kahveci’nin Harbiye’deki ofisinde kuruluyordu. Gazetem beni oraya yolladı ve içerisinin arı kovanı gibi olduğunu gördüm.

Darbe yönetimi, partilere kurulmaları için çok kısa bir süre vermişti, o yüzden bütün partiler kuruluşlarını tamamlamak, yeterince il ve ilçede örgütlenebilmek için zamana karşı yarışıyordu. 

Benim muhabir olarak izlemekle görevlendirildiğim ANAP, Türkiye’nin çeşitli bölgelerine kurucu isimlerden oluşan çeşitli ekipler yolluyordu, onlar o bölgedeki il ve ilçelerde örgütlenmeyi sağlıyordu.

Adnan Kahveci’nin önerisiyle daha sonra ikisi de ANAP hükümetlerinde bakanlık yapacak olan Veysel Atasoy ve Mustafa Taşar’dan oluşan ekibe katıldım, Batı Karadeniz turu yaptık.

O zaman İstanbul dışında bu partiye nasıl br ilgi olduğunu gördüğümde çok şaşırdığımı hatırlıyorum. Oysa o tarihte ANAP ciddiye alınmıyor, Türkiye için istenen 2,5 partili düzenin buçuk partisi olacağı düşünülüyordu. Zaten o yüzden benim gibi genç ve tecrübesiz bir muhabir ANAP’a “bakıyor”du. Diğer gazeteler için de durum farklı değildi; en tecrübeli siyasi muhabirler ya Turgut Sunalp’in MDP’sine ya da Necdet Calp’in HP’sine görevlendirilmişti.

Ama biz ANAP’a bakan tecrübesiz muhabirler, daha kuruluş aşamasında görüyorduk, bu parti seçimde herkesi şaşırtacaktı.

Ak Parti’nin kuruluşunu taşrada izlemedim, ama kurucu genel başkan olarak Tayyip Erdoğan il il, ilçe ilçe dolaşıyordu ve karşısındaki kalabalıkları görmemek imkansızdı.

Erdoğan’ın aylar süren bu çabasına ve gördüğü ilgiye bakınca çok da fazla uzman olmaya gerek yoktu; Ak Parti gümbür gümbür geliyordu.

Şimdi Yeni Parti kuruldu. Gerçi kurulalı daha üç gün oldu ve Özgür Özel henüz sahneye çıkmadı bile ama Anadolu’nun çeşitli yerlerinden akan haberler, bu yeni partiye muazzam ilgi olduğunu gösteriyor.  İlçelerde, illerde hızlı bir örgütlenme var.

Benim kişisel tecrübem bir partiye kuruluşunda gösterilen ilginin çok önemli bir gösterge olduğunu söylüyor. Yeni Parti o bakımdan güçlü bir başlangıca adım atmış gibi duruyor. Ama daha dün bir bugün iki, biraz daha izlemek lazım.

Pazar günü, siyaseti yakından takip eden ve uzunca süre kendisi de bizzat siyasetin içinde bulunmuş bir dostumla sohbet ederken ona söyledim.

Bana göre vatandaş yeni kurulan bir partide iki şeye bakar: 1. Beni temsil ediyor mu? 2. İktidar ümidi veriyor mu?

Bu ikisi bir aradaysa o partiye hücum olur.

Tersten bakalım: Türkiye’de hatırı sayılır miktarda insan yakın zamana kadar CHP’nin kendilerini temsil ettiğini ve Özgür Özel yönetimindeyken iktidar ümidi de verdiğini düşünüyordu. Bugün CHP’nin kendilerini temsil ettiğini düşünseler bile Kemal Kılıçdaroğlu onlara iktidar ümidi vermediği için bu partiden hızla uzaklaşıyorlar.

Nasıl ANAP’ın 1983’te kendisinin merkez sağ geleneği ve hatta Süleyman Demirel ekolünü temsil ettiğini kimseye ispat etmesi gerekmiyor; nasıl Ak Parti’nin 2002’de kimseye kendi dindarlığını anlatması gerekmiyorduysa bugün Yeni Parti’nin de CHP geleneğinden geldiğini kimseye kanıtlaması gerekmiyor.

43 yıl önce ANAP’ın, 24 yıl önce Ak Parti’nin ve bugün Yeni Parti’nin sınavı, zaten temsil ettikleri kitlelerin dışında kalanları kendilerine kazanmak.

Özgür Özel bunun için “Türkiye ittifakıyız” diyor; bu sözün altının biraz dolması lazım. Yeni Parti’nin kadrolarının yeni insanlardan oluşması lazım, eskiyi bire bir tekrarlamak parti açısından hata olur.

Türkiye’de her değişim döneminde “kurucu siyaset”e ihtiyaç olmuştur, bugün de var. Ama Yeni Parti açısından bu kurucu siyaset de kendiliğinden ortaya çıkmış durumda zaten. 

Bana soracak olursanız, ortaya Yeni Parti diye bir parti çıkmasını zorunlu kılan şartları ortadan kaldırmak o “kurucu siyaset”in bizatihi kendisi. Türkiye’nin demokrasi ve özgürlük açığı Yeni Parti’de cisimleşiyor. Şimdi Yeni Parti’nin bu metazori kurucu siyaseti hatasız bir iletişim diline çevirip siyasal iletişimini yapabilmesi gerek.

Yeni Parti’yi “yeni” yapacak olan işte o dil olacak.

Ne zamandan beri reklam vermek “medya beslemek” oldu?

Ne zamandan beri reklam vermek “medya beslemek” oldu?

Bu konuya girmeyeyim, bunu yazmamayayım diyordum ama işler çığrından çıkmaya başladı.

Mutlak butlan kararı sonrası CHP’ye genel başkan olarak tayini çıkan Kemal Kılıçdaroğlu, medyada yeterli desteği alamamaktan şikayetçi, dönüp dönüp bazı medya kuruluşlarına eski CHP yönetiminden para alma suçlaması yöneltiyor.

Türkiye’de internet medyası ve haber TV’leri her gün hayatta kalma mücadelesi veriyor. Maalesef ülkemizde hem medyamızın okuyucu nezdinde önemi ve geçerliği ciddi bir erozyona uğradı, hem de o medyanın ana gelir kaynağı olan reklam pastası geçmişle karşılaştırılamayacak ölçüde küçüldü.

Türkiye’de ister muhalif olsun ister muvafık, medyanın ana reklam vereni aslında Google. Buradan gelen reklamların yayın bedelleri ise komik seviyelerde. İstatistiki olarak bakınca reklamverenlerimiz reklamlarını haber medyasından çok mobil oyunlara yöneltiyor.

Geçmişte medyanın tek tek büyük reklam verenleri olurdu. Artık tek tek bir mecrayı arayıp “Size reklam veriyoruz” diyenlerin sayısı çok azalmış durumda. Dediğim gibi TV ve outdoor dışındaki mecraya reklam verenlerin yüzde 80’i bu reklamlarını mobil oyunlara veriyor, reklamlar Google veya ona benzer kurumlar tarafından bu oyunlar arasında otomatik dağılıyor.

CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı tartışma sonrası bir “Hangi medya organına ne kadar para verildi” listesi dağıtıldı.

Bir gördük ki, sanki harçlıkmış, sanki o medya organının “yandaş”lığını garanti altına almak için dağılıyormuş izlenimi verilen o paralar seçim döneminde CHP’nin yaptığı reklam kampanyasıymış.

Nitekim aslan payını kimsenin aklına “CHP’ye yakın kanal” demek gelmeyecek olan TV 8 almış bu bütçeden.

Reklam vermek, kendini tanıtmaya çalışmak ne zamandan beri “medya beslemek” oldu?

Reklam yatırımı hedefli yapılması gereken, kendi tüketici kitlesine en kısa yoldan ulaşmaya çalışmayı gerektiren bir yatırım. Kimse kimseye harçlık vermiyor, iyilik olsun diye para harcamıyor.

Son olarak Gürsel Tekin’in diline doladığı gazete ve web siteleri de, CHP’nin “müşteri”sine ulaşmasını sağladığı için bu reklamları almışlar belli ki, çünkü hiçbiri kenarda köşede kalmış, aslında hiç izlenmediği halde para almış yerler değiller.

Bu ilkel tartışma, reklam vermeyi ulufe dağıtmak gibi gösteren zavallı durum umarım bir an önce sona erer.