
Hektor’un İntikamı
Film vesilesiyle Odysseus’u ve onun yolculuğunu konuşuyoruz, gelin onun niye ta Adriyatik’teki Ithaca adasından kalkıp Truwisa’ya geldiğini de konuşalım.
Önce isimde anlaşalım: Neredeyse bütün hayatım boyunca buranın adı Truva’ydı. Şimdilerde ise Troya diyoruz.
Truva, Fransızcadan Türkçeye geçmiş haliydi. Troya ise Yunancadan Türkçeye geçmiş hali.
Oysa buranın bir de buralılar tarafından kullanılan ismi var: Truwisa veya Wilusa.
Truwisa’yı, İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki ve Çorum’daki Hitit Müzesi’ndeki belgelerden, çivi yazılı tabletlerden de biliyoruz, Anadolu’daki Hitit Federasyonu’nun bir parçasıydı.
Tarihsel olarak baktığımızda Anadolu’da tarım Mezopotamya’nın neredeyse hemen ardından başladı. Neolitik devriminin ilk etkilediği coğrafya Anadolu oldu.
Anadolu’da bu yeni “teknoloji”yi öğrenen insanlar önce Anadolu içinde yayıldı, işte ucu Hititler’e kadar varan uygarlıklar kurdular.
Ardından Anadolulu çiftçiler Trakya üzerinden önce Yunanistan’a, ardından Batı Avrupa’nın en batı ucuna kadar göç ettiler.
O yüzden bugün genetik haritalarda “Anadolu çiftçi geni” diye bir gen var.
Biz Anadolu’da yaşıyoruz ama bu geni ancak yüzde 20-30 arasında taşıyoruz. Burası tarih boyunca bir geçiş yeri ve göç güzergahı olduğu için Anadolu çiftçi geninin seyrelmesi normal aslında.
Yunanistan’da, güney Balkanlarda, kuzey İtalya’da, Fransa’da bu genin varlığı açıkça görülüyor. İlginçtir, örneğin Akdeniz’deki İtalyan adası Sardunya’da bu gen neredeyse yüzde 80’e varıyor.
Uygarlıkların, Batı uygarlığının sadece fikri temelleri değil, insan kaynağı da esas olarak Anadolu anlayacağınız.
Truwisa, tabii katman katman bir kazı alanı. Homeros’un destanında anlatılan, bizim arkeologların altıncı katman olarak adlandırdığı katman. Yani aşağıda beş ayrı Truwisa şehri kalıntısı daha var.
Homeros Yunanistan’dan gelenlerin bu şehri almak için 10 yıl savaştığını söyler, ama İlyada destanında bu savaşın 51 gününü anlatır.
Akhalar Yunanistan’dan Truwisa’ya destanda anlatıldığı gibi kadın meselesi yüzünden değil Anadolu ile ticaret kapısını ele geçirmek için saldırdı. Ama Homeros’un hikayesi de çok güzel tabii, insan inanmak istiyor her şeyin sebebinin Helen isimli bir kadın olduğuna.
Rivayet odur ki, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinin ardından İstanbul’un savunma planlarını yapmak üzere Çanakkale’ye gelir ve bu arada Truwisa şehrinin kalıntılarının olduğuna inandığı yerde “Hektor’un intikamını aldım” der.
Hektor, destandan biliyoruz, Aşil’in öldürdüğü büyük Truwisa kahramanı.
Fatih Sultan Mehmet neden böyle dedi? Onu niye ilgilendiriyordu Hektor’un kanının yerde kalıp kalmaması?
Aslında yine rivayete göre, Fatih’ten yüzyıllar sonra Atatürk de aynı bölgede aynı şeyi söylemiş, yani “Hektor’un intikamını aldık” demiş.
Fatih Sultan Mehmet Çanakkale’yi veya Truwisa’yı değil İstanbul’u fethetmişti. ‘Hektor’un intikamı’ derken İstanbul’dan söz ediyordu.
Mustafa Kemal de kuşkusuz Yunanistan’a karşı elde edilen zafere gönderme yapıyordu.
Bugünkü Truwisa antik kenti kalıntılarından güneye doğru inerseniz, tam Bozcaada’nın karşısında sizi bir başka antik kent karşılar: Alexandria Troas.
Buranın adının “Troas” olması hiç de şaşırtıcı değil. Çünkü, Homeros’un destanından epey sonra Makedonyalı kral Alexander, daha “Büyük İskender” unvanını almamışken ordularıyla Anadolu’ya geçer ve bu şehri kurar.
Burası da bir liman şehridir, İskender’in orduları ikmalini buradan yapar.
Şehrin adını “İskender’in Troas Bölgesindeki Şehri” diye okuyabilirsiniz. Dünyada İskender adına kurulan ilk şehir burasıdır. (İskenderun’dan veya Mısır’daki Alexandria’dan çok önce.)
Şehir o kadar kullanışlıdır ki, bu işlevini neredeyse 19. yüzyıl sonuna kadar da sürdürür. Yani hem Anadolu’nun Helenistik çağında, ardından Roma ve Bizans çağlarında bu şehir canlı ve büyük bir şehirdir. Osmanlı da aynı şekilde bu şehri canlı tutmaya devam eder.
Bilin bakalım Osmanlı bu şehre ne isim veriyordu? “Eski Stampoli” diyordu Osmanlı buraya. “Stampoli” Yunanca bir tamlama, “Şehir” demek ama öyle herhangi bir şehir değil, İngilizceden bir benzetme kullanarak söyleyeyim “The Şehir.” (Hâlâ İstanbul adının nereden geldiğini merak etmeye devam ediyor musunuz?)
Hazır İstanbul’a kadar gelmişken son bir tarih ukalalığı daha yapayım:
İstanbul’dan yola çıkın, Silivri, Tekirdağ, Malkara, Keşan üzerinden İpsala’ya ulaşın ve Yunanistan sınırını geçin. Yunan tarafında başlayan yolun adı “Via Egnatia”dır.
Egnatia, Roma İmparatorluğu’nun önemli bir komutanı olan Ignatius’un adının Yunanca söylenişi. İstanbul’dan başlayıp bugünkü Arnavutluk’ta Draç (Osmanlı’nın verdiği isimle Dürres) limanına kadar ulaşan bu tarihin en eski otoyollarından birini yapan insan Ignatius.
O Ignatius ve onun milattan önce 2. yüzyılda açtığı yol sayesinde İstanbul minik bir yerleşim olmaktan çıkıp büyük bir liman ve ticaret kenti haline geldi, Roma İmparatorluğu bu şehir üzerinden Anadolu’da hâkimiyetini yerleştirdi, ticaretini Karadeniz’e genişletti. Roma İmparatoru Konstantin kente kendi adını verdi, Hazreti Muhammed burayı fethetmek istedi, ondan yüzyıllar sonra Fatih Sultan Mehmet fethetti.
Fatih “Hektor’un intikamını aldım” dedi mi, demedi mi? Atatürk aynı cümleyi kurdu mu kurmadı mı?
Bu soruların cevaplarının bir önemi yok.Önemli olan, Homeros’un da bize anlattığı şey: Tarih boyunca Anadolu ile onun batısında kalan “suyun ötesi” arasında bir yandan çekişme, bir yandan da uzun tarihe dayalı akrabalıklar, kardeşlikler oldu.
Yaşadığımız ülkelerin kıymetini bilelim.

