
Tarihî Bir Gün Yaşıyoruz, Neden Heyecanlı Değiliz?
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisine bir numaralı imzacısı Devlet Bahçeli, iki numaralı imzacısı Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş olan, AK Parti, MHP ve DEM milletvekillerinin tamamının imzasını taşıyan bir yasa teklifi sunuluyor.
Bu teklif, iki yıldır devam eden son “çözüm süreci”nin ikinci ama çözüme götürücü yönü nedeniyle birinci önemli adımı. Bu yasaya “Çerçeve Yasa” adını veren de var, “Kök Yasa” adını veren de. İkisi de aynı anlama geliyor: Bundan sonraki sürecin belirleyici kuralları ve adımları bu yasada yer alıyor.
Bu anlamda bugün aslında tarihî bir gün. Ama öyle bir gün yaşadığımızın ağırlığını ve sevincini gözleyememek tuhaf doğrusu.
Gelin madde madde gidelim:
1-Bir yanlış anlamaya kapılmayın, Türkiye bu süreçle Kürt sorununu çözmüyor. Süreç, esas olarak son 50 yıldır Türkiye’de Kürt sorununun başlıca taşıyıcısı olan PKK’nın tasfiyesi süreci.
2-PKK kendi kendini feshettiğini ve silah bırakmaya hazır olduğunu duyuralı çok oluyor. Hatta sembolik olarak minik bir grup silahlarını bırakıp yaktı bile. Ama 1970’lerin ortasından beri faal olan, 1984’ten beri önce devlete karşı, ardından her türlü sivil topluma karşı silahlı savaş yürüten ve lider kadrosu da çok değişmeyen uzun ömürlü bir silahlı örgütten söz ediyoruz. Onun tasfiyesi kolay değil; iki taraf arasında büyük güvensizlikler olması da doğal.
3-Türkiye’de devleti yönetenler ile PKK geçmişte de benzer süreçler yürüttü ama bu süreçlerin hepsi bugünkü aşamaya, PKK’nın tasfiyesi aşamasına gelemeden başarısızlığa uğradı. Bu kez Türkiye de PKK adına sürecin baş müzakerecisi olan Abdullah Öcalan da düğmelerini iliklemeye doğru yerden başladı, Meclis sürecin merkezi yapıldı. Şimdilik kazasız belasız ilerleniyor.
4-Yasanın metni henüz açıklanmadığı için yasada bir zamanlama öngörülüp öngörülmediğini bilmiyoruz ama böyle süreçlerde, süreci bozmaya yönelik provokasyonlar, dışsal nedenlerden kaynaklanan aksamalar ve gecikmeler doğal kabul edilmeli. O yüzden PKK’nın tasfiye sürecinin ne zaman tamamlanacağını kestirmek kolay değil. Ama yıllar sürerse şaşırmamak gerekir.
5- İlk aşamada, bugünkü yasayla birlikte PKK ve terör suçları nedeniyle hâlen cezaevlerinde olan 3.500 kişinin çeşitli ceza indirimleri yoluyla serbest bırakılmasının önünün açılacağı anlaşılıyor. Türk kamuoyunda erken tepkilere neden olabilecek bu durum için başta Meclis Başkanı olmak üzere pek çok isim haftalardır “Af getirmiyoruz” diye konuşuyor. Aslına bakacak olursanız 3.500 kişi PKK söz konusu olduğunda sembolik, geleceğe dönük güven artırma amaçlı bir rakam. Hem cezaevlerinde çok daha fazlası var hem de PKK’nın kamplarında, kadrolarında.
6-PKK’nın tasfiye sürecinin nihai hedefi PKK’lılara düne kadar silahla yapmaya çalıştıkları şeyi şimdi siyaset yoluyla yapmaları için gereken ortamı yaratmak, yani onları demokratik siyasetin içine dahil etmek.
7-Tam burası, aslında sürecin yumuşak karnı. Çünkü Türkiye’de ayrılmak, özerklik gibi talepleri demokratik siyaset yoluyla dile getirmenin önünde fiilî ve yasal engeller var ve bu engeller kalktığında bir daha da konmayacağından emin olmak isteyecektir Abdullah Öcalan da, PKK kadroları da.
8-Bir anlamda PKK’nın tasfiyesi süreci Türkiye’nin de bir daha otoriter ve sertlik yanlısı tutuma dönmemek üzere yeniden demokratikleşmesi sürecini otomatik olarak içeren bir süreç. Bir ülke yeniden özgürlükçü bir demokrasi olduğunda bunu sadece Kürt siyasi hareketinin özgürlüğü için yapamaz, tam tersine bu genel bir demokratikleşmeyi kapsamalı, hatta “Bütün Kürtler asimile olmalı” diyen ultramilliyetçi akımlar bile aynı demokratikleşmeden nasibini alabilmeli.
9-Esasen PKK’nın tasfiyesi, Türkiye’deki güvenlikçi rejimin bu olağanüstü güvenlik tedbirleri bahanesiyle özgürlükleri boğmasını kolaylaştıran ‘meşruiyet’i de ortadan kaldıracağı için, zaten ister istemez bir özgürleşme getirecek; şimdi uğraşılan, bu özgürleşmenin ve demokratikleşmenin daha hızlı olabilmesi.
10-Ama tabii açık çelişkiler de ortada. İktidarın ana muhalefeti (Önce CHP, şimdi Yeni Parti) bir çeşit “terör örgütü” muamelesine tâbi tutması, “yolsuzluk” bahanesiyle ana muhalefeti boğması, adaysız ve lidersiz bırakması, yürüttüğü her soruşturmayı toplu tutuklamalarla yürütmesi en büyük çelişki. Başka çelişkiler de var; Türkiye’de genel anlamda muhalif olan geri kalan bütün sivil kesimler de ciddi bir baskı altında, en temel demokratik haklar uzaktan veya yakından bir suçla bağdaştırılıp insanlar hapse atılıyor, düşünceyi ifade özgürlüğü en basit konularda bile alabildiğine kısıtlanıyor.
11-Çarpıcı örneklerden biri komedyen Deniz Göktaş’ın halen tutuklu olması. “Dine hakaret”le suçlanıyor ama bu suçlamayı haklı kılacak hiçbir şey yok ortada, olsa olsa dine yönelik bazı eleştiriler var. En az o kadar çarpıcısı, Fatih Altaylı’nın hapse atılmakla kalmayıp mahkûm da edilmesi. Altaylı’nın yaptığı kıyaslama ve tarihten verdiği örnek demokratik ülkeler için son derece sıradan bir şeydi ama mahkeme onu “Cumhurbaşkanına fiilî saldırıda bulunmak”tan mahkûm etti.
12-Ertuğrul Özkök’ün “Franco rejimi o öldüğü gün sona erdi, Türkiye’de de Tayyip Erdoğan’ın son derece kişisel yönettiği rejim onun şu veya bu sebeple iktidardan uzaklaştığı gün sona erer” demesi son derece sıradan bir siyasi gözlemken birden Özkök hakkında “Vay sen liderimizi nasıl Franco’ya benzetirsin” diye linç kampanyası açılması, Özkök’ün bir suç soruşturmasına tâbi tutulması Türkiye’de eleştiri özgürlüğünün ne derece kısıtlı hâle getirildiğinin en açık göstergesiyken PKK’lı veya DEM Partililerin yarın Kürt sorunu için siyasi mücadele yapması ne kadar mümkün olabilir?
13-Eline hiçbir zaman silah almamış, sadece siyaset yapmış olan Selahattin Demirtaş’ın bunca zamandır hapiste tutulduğu bir ülkede Kürt sorununun çözümü ve eşitlik için siyaset yapma ümidi ne kadar olabilir?
14-Kaldı ki, bugünkü çözüm süreci için toplanan Meclis Komisyonunun yazdığı raporun kendisi bu çelişkilere en çok dikkat çeken metin oldu. Metin özünde şunu söylüyor: Elbette demokratikleşme için Anayasa ve yasalarda bazı değişikliklere ihtiyaç var ama esas uygulamanın değişmesi, Anayasa ve yasalarda yazanların uygulanması lazım. Meclis bu raporu oy birliğiyle kabul etti.
15-Bu açık çelişkiler bir yandan Türkiye’de siyasetle uzaktan veya yakından ilgili herkesin dikkatini çekiyor ve bugünkü yasa bu konuları (doğası gereği) içermiyor. Bu durum bugün tarihî bir başlangıçta olmamıza rağmen bizi sevinç çığlıkları atmaktan alıkoyan başlıca sebep.
16-Tabii bir de bu sürece kökünden karşı olan Türk milliyetçileri var. Öz olarak “PKK’ya karşı savaşı Türkiye kazandı, öyleyse bugün bu tavizler sanki biz yenilmişiz gibi onlara neden veriliyor” diyorlar. Bu görüşün ama şu kadar ama bu kadar taraftarı olduğunu da biliyoruz. Bu görüşle tartışan, onları iknaya çalışan da yok şu anda.
17-Ne olursa olsun, nihayetinde PKK’nın tasfiye edilmesi Türkiye’nin geleceği için çok büyük ve önemli bir adım. Ama bu adım demokratik mücadele yolları gerçekten açılmadan atılmış sayılamaz. Önümüzde uzun ve ince bir yol var.
18-Tercih, nihayetinde tek bir kişinin, Tayyip Erdoğan’ın tercihi olacak. Bu yolu ya sonuna kadar yürüyecek ya da vazgeçmenin bedelini üstlenecek.

