
Ich bin Ein Berliner
Başlıktaki söz “Berlinliyim” anlamına gelen basit bir Almanca cümle ama bu cümleyi meşhur eden isim Amerikan Başkanı John F. Kennedy’ydi.
Sovyetler Birliği ve Doğu Almanya Berlin’in ortasına, şehri ikiye bölen bir duvar yapmıştı. Amerika ve İngiltere, Batı Berlin’deki insanlar hayatta kalabilsin diye hava yoluyla aylarca şehrin yiyecek ve içeceğini taşımıştı.
Derken ABD Başkanı Kennedy şehre geldi ve işte meşhur “Ben bir Berlinliyim” diyen konuşmasını yaptı, şehirle dayanışmasını ilan etti. Berlin, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanan soğuk savaşın sembolik merkeziydi.
Ben de bir nevi Berlinli sayılırım. Son 10 yıldır bu şehre sık sık gidip geliyorum; yılda bazen iki-üç kere bir hafta on günümü burada geçiriyorum.
Benim gençliğimde Münih için “68. vilayet” denirdi ama bugün bütün Avrupa’da ve bütün Almanya’da en yoğun Türkiye kökenli nüfusun yaşadığı şehir Berlin. Kabaca 400 bin Türk yaşıyor 4 milyondan az nüfuslu bu şehirde.
Berlin, şehir doğu-batı diye ikiye bölünmüşken, ortasından da duvar geçerken de çok kez gittiğim bir şehirdi. Duvar 1989’da, yani bundan 37 yıl önce yıkıldı, iki Almanya birleşti, Berlin birleşti.
Fakat bugün, aradan onca zaman geçtikten sonra gittiğinizde, şehri hiç tanımasanız bile o an şehrin doğusunda mı yoksa batısında mı olduğunuzu anlayabilirsiniz aslında. Doğu Berlin bugün hala biraz daha köhne, biraz daha fakir, biraz daha ucuz malzemeyle ve kötü kaliteyle inşa edilmiş gibi.
Berlin’in tarihi Spree nehrinin kenarında minik bir ticaret kasabası olduğu 13. yüzyıla kadar gidiyor ama modern Berlin 17. yüzyıldan itibaren, esas olarak art arda gelen iki Prusya Kralı, 1. Friedrich Wilhelm ve onun oğlu 2. Friedrich Wilhelm tarafından kurulmuş bir şehir.
Baba Friedrich hayli açık kafalı bir kraldı, şehre Yahudileri ve Fransa’dan kaçan protestan Hugenot’ları yerleşmeleri için davet etti. Bu şehrin bugünkü kozmopolit yapısının başlangıcıydı.
Oğlu 2. Friedrich, askerlikten ziyade müzik ve felsefeye ilgi duyan bir eşcinseldi, o yüzden babasının büyük zulmünü gördü. 18 yaşındayken bu zulümden erkek arkadaşı ve bir başka ortak orkadaşıyla birlikte annesinin ülkesine, İngiltere’ye kaçarak kurtulmak istedi. Ama aralarına aldıkları üçüncü isim (Teğmen Peter Karl Christoph von Keith) son anda onları ihbar edince, babası onu erkek arkadaşı Teğmen Hans Hermann von Katte’nin idam edilmesini seyretmeye zorladı.
2. Friedrich, çok büyük bir Alman imparatoru olarak tarihe geçti. Tepeden inme Aydınlama devrimlerini yapan, bugünün modern Almanya’sını ortaya çıkaran isim oldu, ayrıca çok önemli askeri başarılar elde edip ülkesini Avrupa sahnesinin önemli bir ülkesi haline getirdi.
Onun döneminde Berlin daha da kozmopolit, Avrupa’nın dört bir yanından eşcinsellerin devlet zulmü görmeden yaşayabileceği bir yer olarak göç ettiği bir şehir oldu. Sadece eşcinseller değil, görüşleri veya yazdıkları nedeniyle soruşturmaya uğrayan yazarlar, sanatçılar, düşünürler de hep bu şehre akın etti.
Berlin, 2. Friedrich’in ölümünden (1786) beri neler yaşadı, nelerden geçti ama Naziler dahil gelen hiçbir iktidar şehrin bu kozmopolit, çok sesli, çok yönlü ve özgürlükçü tarafını yok edemedi.
Bugün Berlin, Almanya’da hiç Almanca bilmeden ama Türkçe veya İngilizce dillerinden herhangi biriyle gayet rahat ömür boyu yaşayabileceğiniz yegane şehir.
Dediğim gibi şehrin nüfusunun yüzde 10’dan fazlası Türkiye kökenli; ben Berlin’e gidip geldikçe o Türklerle sohbet etmeye, onların hikayelerini dinlemeye bayılıyorum.
Onlarla konuşurken her seferinde yeniden fark ediyorum ki Türkiye’den Almanya’ya işçi göçü evet 60’larda başlamış ama aslında hiç durmamış. Belki yavaşlamış, azalmış ama bugün bile Almanya’ya çalışmaya gidenler var.
İlk nesilden hala bazı temsilcilere rastlıyorum sokakta, ama onların çocukları ve torunları bugün Almanya’da hayatın her alanında.
Opera sanatçıları, besteciler, müzisyenler, tiyatrocular, sinema ve dizi oyuncuları, doktorlar, avukatlar, mühendisler, bilim insanları, siyasetçiler, iş dünyasına atılanları… Hayatın her alanında Almanya ile entegrasyonu başarmış, ırkçılıkla karşılaşsa bile kendi varlığını kabul ettirmiş çok önemli bir toplum Almanya Türk toplumu.
Son 10-13 yıldır (Gezi olaylarından itibaren) Berlin’e göç etmeye başlayan bir başka Türkiyeli topluluk daha var. Onlar da ya siyasi ve adli nedenlerle ya Türkiye’de kendilerini boğulmuş hissettikleri için ya da çocuklarına daha iyi bir hayat ve eğitim sağlama ümidiyle göç eden daha çok beyaz yakalı Türkler.
Türkiye’den Almanya’ya ama zorunlu ama gönüllü siyasi sürgüne gitmek yeni bir şey değil maalesef. Ülkemizin siyasi ortamı malum, 70’li yıllardan itibaren özellikle sol görüşlüler Avrupa’ya kaçmak zorunda kaldıklarında en çok gittikleri yerlerden biri de Almanya’ydı. (Ama sadece solcular gitmedi Almanya’ya, buraya 12 Eylül darbesi sonrasında ciddi bir ülkücü ve islamcı göçmen de geldi. 2016’dan beri de ciddi bir FETÖ’cü göçmen grubu var.)
İşte o solcu siyasi göçmen ailelerden birinin kızı, Elif Eralp bugün Berlin Başbakanı olmak için yarışıyor ve o yarışın en önde gelen adayı aslında.
Eralp 12 Eylül darbesi sonrası Almanya’ya kaçmak zorunda kalan bir solcu Türk ailenin kızı, başarılı bir avukat ve Almanya’da Sosyal Demokrat Parti ile Yeşiller’den kopanların kurduğu, ülke siyasetinde etkisi giderek artan Sol Parti’nin Berlin siyasetinde önemli bir ismi. Halen Berlin Senatosunda görevde zaten, 20 Eylülde yapılacak Berlin Eyalet Seçiminde partisinin başbakan adayı olarak da şu anda önde görünüyor.
Berlin, evet aynı anda hem bir şehir hem de eyalet. Şehri bir Başbakan yönetiyor, ciddi bir bütçesi var. Almanya’da pek çok eyalet gibi Berlin eyaleti de borçlarla ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya. Şu an şehrin başbakanı olan CDU’lu politikacı şehrin özellikle kültür sanat bütçesinde milyarlarca avroluk kesintiye gitti sözde tasarruf için, ama şehre asıl gücünü veren şeylerin başında kültür sanat geldiği için çok da eleştirildi.
Dünya çapında bir sol sosyalist yükselişe, en azından şehirler bazında, tanıklık ediyoruz. Elif Eralp eğer seçilmeyi başarırsa, sadece Türkiye kökenli olduğu için değil, soldan geldiği için de önemli bir başarı elde edecek.
Unutmayın bir başka Türkiye kökenli ailenin çocuğu Cem Özdemir de şu an Almanya’da bir eyaletin başbakanı.
Yeni bir dünyanın ayak sesleri geliyor Batıdan.

