
Yasanın Selahattin Demirtaş sınavı
Meclis’te bugün “Çerçeve Yasa” veya “Kök Yasa” olarak adlandırılan yasa teklifi görüşülecek ve büyük olasılıkla kabul edilip yasalaşacak.
Bu yasanın anlamı şu:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üç temel erkinden biri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, PKK/KCK’ya bir teklifte bulunıyor; kendisini ve bağlı bütün kuruluşlarını feshedip elindeki silahları da teslim ederse, hâlen cezaevinde bulunan daha hafif suçlardan mahkûm mensuplarına ve hâlen soruşturma veya yargılaması devam eden mensuplarına bir çeşit şartlı af getirmeyi öneriyor.
Şunu anlıyoruz: En önce yükümlülük PKK’da. Yasada öngörülen şartı yerine getirip getirmeyeceklerine önce onlar karar verecek.
Onların yasanın öngördüğü bu şartı gerçekten yerine getirip getirmediğini kontrol etme ve onaylama görevi devletin bir başka temel erki olan yürütmeye ait. Nihai karar Millî Güvenlik Kurulu’nda alınacak.
Eğer PKK yasanın getirdiği yükümlülüğü yerine getirir, yürütme erki de bunu tescil ederse bu kez görev üçüncü temel erk olan yargıya geçecek. Mahkemeler, kendilerine yasadan yararlanmak için başvuracak hükümlü ve şüphelilerin tek tek durumlarına bakacak ve onların yasa kapsamında olup olmadığına karar verecek.
İşin PKK tarafını bilmem; onlar bu yasanın temel mimarlarından biri olan ve yasaya onay verdiğini daha önce ilan eden Abdullah Öcalan’ı dinleyeceklerini söylediler. Dün de örgütten yapılan uzun yazılı açıklamada bir sürü laf söyleniyor ama nihayetinde bu yasaya açıktan karşı çıkılmıyor, hatta yasa “bir başlangıç” olarak olumlu bulunuyor.
İşin devlet tarafını ve bu tarafta işlerin ne kadar keyfî yürüyebildiğini ise hepimiz çok iyi biliyoruz.
Teklifin kendisi, başkanlık sisteminde yaşadığımız için şekil olarak milletvekilleri tarafından kaleme alındı ve sunuldu.
Ama hepimiz biliyoruz ki öyle olmadı. Bu teklif Devlet Bahçeli ve Numan Kurtulmuş’un ittirmesiyle Adalet Bakanlığı’nda hazırlandı; özel bir sunumla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunuldu; benzer şekilde İmralı’daki Abdullah Öcalan’a da gösterildi ve ancak bunların sonunda Meclis’e geldi. Son saniyeye kadar sır niteliğinde korundu, içeriğinden kimseye söz edilmedi; çünkü aslında teklifin altında imzası olanlar teklifi görmemişti.
Hadi bu durumu önemsemeyelim, Meclis’in kendi iradesini gönüllü olarak yürütme erkine devretmiş olmasını dert etmeyelim…
Peki yürütme ne kadar bu işin içinde? Şimdi “Barış gelecek, bu yasaya evet demeyenler terörlü Türkiye’yi istiyor” baskıları yapılıyor ama o yürütme erki bu süreci iki yıldır sürüncemede bırakan irade değil mi?
Yarın PKK ağzıyla kuş tutsa o yürütme yine de silahların bırakıldığını ve örgütün tamamen feshedildiğini tescil etmezlik ederse, bu tescili geciktirmeyi, zamana yaymayı tercih ederse ne olacak? Bu ihtimal daha en baştan PKK’yı güvensizliğe sürükleyen ve “ne olur ne olmaz” deyip silahlarının bir bölümünü bir tarafa gizlemeye iten bir şey hâline gelebilir mi?
Keyfîlik, kararların kurallara göre ve öngörülebilir şekilde oluşmaması burada bitmiyor.
Son aşama yargı.
Kaç kişi kaldı bu ülkede yargının kararlarını sadece ve sadece önündeki dosyaya ve kanun metnine göre verdiğini düşünen?
Kanun, sadece PKK/KCK örgüt üyeliğinden, örgüt propagandasından vb. mahkûm olan veya soruşturulan/kovuşturulanları içeriyor. Silahlı eyleme katılanlar, silahlı eylem kararı alanlar, yani her düzeyde lider kadrosu kapsam dışı.
Yani aslında muhalif basının bir kısmında günlerdir propagandası yapıldığı gibi PKK’lılar affedilmiyor; normal şartlarda ve normal bir demokraside düşünceyi açıklama kapsamında değerlendirilmesi gereken şeyleri suç kabul eden mahkeme kararları yüzünden hapiste olanlar serbest kalacak.
Bu kanunun 3.500 kişiyi serbest bırakacağı söyleniyor.
Baktığınızda bu kanunun kapsamına giren birkaç önemli isim hemen göze çarpıyor: Örneğin Selahattin Demirtaş, Ahmet Türk, Selçuk Mızraklı, Ahmet Özer gibi isimler ilk aklıma gelenler.
Bu isimlerin hiçbiri silahlı eylemle anılmıyor; onlar siyaset yaparken, düşüncelerini açıklarken “örgüt üyesi” olmak ve “örgüt propagandası yapmak”la suçlanıp hapse atılmış isimler aslında.
Peki her şey yolunda gidip de konu mahkemenin önüne geldiğinde acaba mahkeme bu isimlerle ilgili kararını kendi başına mı verecektir, yoksa Ankara’dan, Akın Gürlek’ten veya Tayyip Erdoğan’dan gelecek bir sinyali mi izleyecektir?
Kürt siyasi hareketinin belki Abdullah Öcalan’dan sonraki en önemli ismi olan Selahattin Demirtaş tam 10 yıldır hapiste. Keyfî bir intikam hissiyle ve bir nevi siyasi mühendislik çabasıyla hapse atıldığını hepimiz biliyoruz. Bugün aynı şeyi farklı yasa maddeleriyle Ekrem İmamoğlu da yaşıyor.
Bu seviyede keyfîliğin yaşandığı bir ülkede PKK’nın tasfiyesi sürecinin de aynı keyfîliğe bırakılmak zorunda kalması bizim büyük dramımız.

