
Bir günlüğüne Türkiye’yi boş verin, Amerikan iç politikasında çok ilginç şeyler oluyor
ABD’de Pensilvanya eyaletini Senato’da temsil eden iki isimden biri John Fetterman adlı bir Demokrat.
Fetterman seçimde bizim için tanıdık bir ismi, Başkan Donald Trump tarafından çok güçlü biçimde desteklenen Mehmet Öz’ü yendi ve senatör oldu.
Oldu ama son derece atipik bir senatör. Beynindeki bir ur nedeniyle ölümden döndü, bir dönem ağır saçmaladı, bugün de kendine özgü bir kişi olarak Senato’da.
Geçenlerde onunla ünlü komedyen John Stewart’ın yaptığı bir söyleşinin bir bölümüne denk geldim.
Malum, kasım ayında ABD’de seçim var. Bu ülkede milletvekilleri (Temsilciler Meclisi üyeleri) iki yıllığına seçiliyor. Yani Kongre’nin alt kanadı iki yılda bir baştan sona yenileniyor. Senatörler ise 6 yıllığına seçiliyor; dolayısıyla 2 yılda bir kasım ayında yapılan seçimlerde Senato’nun da görev süresi dolan bir kısım üyesi yenileniyor. Bu ikili seçimin yanı sıra bazı eyaletlerde eyalet valisi seçimleri ve eyalet parlamentosu seçimleri de var. Ayrıca kimi eyaletler bazı konuları referanduma sunuyor, onlara da oy verilecek.
Kısacası Amerika’da iç politika bir süreden beri çok canlı. Çünkü önce ön seçimler yapılıyor. Her partide her makam için rakipler birbiriyle yarışıyor, sandıklar kuruluyor, o sandıklarda vatandaşlar (öyle parti delegeleri vs. değil) oy kullanıp partinin adayını belirliyor.
Bu ön seçim süreci aslında seçimin en kanlı canlı, en heyecanlı bölümü. İşte Pensilvanya’da Demokrat Partili milletvekili adayları için yürüyen ön seçim sürecinde John Fetterman bazı aday adaylarını “Onlar Demokrat değil” diyerek suçladı, bazı aday adaylarını ise destekledi.
Sözünü ettiğim söyleşide komedyen John Stewart “Neden öyle dediniz?” diyerek Fetterman’a kendini açıklaması için bir fırsat verdi. Fetterman, “Demokrat değil” dediği aday adaylarının İsrail’i eleştirdiğini, Filistin ve Hamas yanlısı olduğunu, o yüzden onları sadece “Demokrat” olarak değil “Amerikalı” olarak bile görmediğini söyledi.
Fetterman, eleştirdiği adaylarla yüzde 90’a yakın aynı görüşteydi, yani ekonomi veya sosyal politikalar konusunda onlarla aynı düşünüyordu ama İsrail onun kırmızı çizgisiydi. Stewart “Ama İsrail bizim ülkemiz değil” dedi; Fetterman öyle düşünmüyordu.
Aslına bakacak olursanız bu konu sadece Pensilvanya’da değil, Amerika’nın dört bir yanında Demokrat Parti içindeki ön seçimlerin ana konusu. İsrail konusu yani.
Amerika’nın en büyük Yahudi lobisi olan AIPAC seçimlere yüz milyonlarca dolar para akıtır her seferinde. Demokrat Parti içindeki ön seçimde de İsrail yanlısı adaylara para akıtıyor. Ama mesela Michigan’da yapılan ön seçimde AIPAC’in 32 milyon dolar bağışladığı aday kaybetti; yerine Filistin yanlısı, Mısır kökenli Müslüman bir doktor ön seçimi kazandı.
İsrail-Filistin meselesi temelli bu ayrım Demokrat Parti’de kendilerine ‘demokratik sosyalist’ adını veren çok sayıda adayın ön seçimi kazanmasına ve bu arada Demokrat Parti’yi olduğundan daha sola çekmesine neden oluyor.
İsrail’e verilen ve verilecek destek konusu düne kadar Amerika’da Demokrat olsun Cumhuriyetçi olsun partilerin üzerinde tartışmadığı bir konuydu ama Binyamin Netanyahu’nun Gazze’de yürüttüğü ve soykırım girişimi olarak nitelenen savaş bu durumu değiştirdi.
Pek çok kişi Kamala Harris’in Donald Trump karşısında başkanlık seçimini kaybetmesini bu Filistin meselesine bağlıyor Amerika’da. Durum o kadar ilginç yani.
Bu İsrail bölünmesinin Demokrat Parti’yi daha sol bir çizgiye çekmesinin kasımdaki ara seçimde nasıl bir sonuç vereceğini hep birlikte göreceğiz ama bu yeni nesil solcu politikacıların halkla çok daha yakın temas içinde olduğunu, düne kadar Cumhuriyetçi Parti adayına oy verenlerden bile oy almayı başardığını not etmemiz gerek.
New York’ta Mamdani seçimi kazandıktan sonra icraatıyla da göz dolduruyor ve vaatlerini yerine getirmeye çalışıyor mesela. Ona çok sayıda Yahudi seçmen de oy verdi, unutmayın.
Bu seçime giderken Demokrat Parti’de açıkça Filistin destekçisi ve İsrail eleştirmeni olmasa bile pek çok aday adayı Yahudi lobisi AIPAC’ten uzaklaştı, ondan para almamayı tercih etti. Ki bu da önemli.
AIPAC’in etkisinin zayıflaması İsrail-Amerika ilişkileri açısından önemli değişiklikleri beraberinde getirebilir ama bu yazının konusu İsrail’in ABD’den aldığı kayıtsız şartsız destek değil; ben daha meşgul edici olan Amerikan iç politikasındaki önemli sola kayışı konuşmaya çalışıyorum.
Bazıları buna “Trump ve Elon Musk etkisi” adını veriyor. Trilyon dolarlık bir servetin tek bir kişinin serveti olarak tescil edilmesi aslında başka bir izahata gerek bırakmadan bu ülkedeki gelir eşitsizliğini ortaya koyuyor ve buna büyük bir tepki var. Benzer bir durum Trump’ın hiçbir ekonomik vaadini yerine getirememiş olması, onun yerine hem kişisel zenginleşmeye hem de zengin oligarklarla iş tutmaya başlamış olmasıyla bir araya gelince de yaşanıyor.
Trump’ı seçtiren geçmişte Demokratlara oy veren sendikalı işçiler ve mavi yakalı beyazlardı. Şimdi onlar hayal kırıklıklarını üstlerinden atamıyor ve kasım ayında ciddi bir siyasi depreme neden olabilirler.
İki yıl önce Trump’ın muazzam oy farklarıyla kazandığı bazı seçim çevrelerinde bu solcu Demokrat adaylar çok büyük sıçrama içinde.
Elbette bunlar sonunda Amerikan iç politikası ve bize yansıması genellikle çok sınırlı şeyler. Ama Amerikan desteğini kaybetmiş bir İsrail bizi ve bölgemizi yeniden düşünmeye itebilir.

