13-08-2026
İsmet Berkan

Uluslararası Yatırım Dünyasında Birbirinin Tersi İki İlginç Eğilim

Uluslararası Yatırım Dünyasında Birbirinin Tersi İki İlginç Eğilim

Büyük veya küçük olmanız çok fark etmez; eğer birikimlerinizi değerlendirmek isteyen bir yatırımcıysanız aslında binlerce, on binlerce ayrı seçeneğiniz var. Para piyasalarından fon ve tahvil piyasalarına, hisse senedi piyasalarından emtiaya kadar sahiden on binlerce farklı alana paranızı yatırabilir, gelir elde etmeye çalışabilirsiniz. Bugün bu yazı öyle on binlerce seçenek hakkında değil; son bir-iki yıldır yatırım piyasalarında en gözde alanlardan biri olan yapay zekâ yatırımlarıyla ilgili. Yani yatırımın sınırlı bir alanıyla ilgili. Başta söylemiş olayım.

Yapay zekâ endüstrisi bize büyük bir hikâyeyi satmaya çalışıyor: Bu teknoloji öyle dönüştürücü olacak ki bütün endüstriler, hatta kapitalizmin kendisi kökünden değişecek. Bu değişim hayatın her alanında hissedilecek; hatta o kadar ki her işi bizim adımıza robotlar yapacağı ve üreteceği için çalışmamıza da gerek kalmayacak, para bile işlevini kaybedecek.

Bu son iddiayı Elon Musk ortaya attı; “Para diye bir şey kalmayacak, çünkü ihtiyaç olmayacak” dedi. Üstelik bunun için 10 yıl sonrasına tarih bile verdi. Musk bu iddiayı ortaya atınca Nobel Ödüllü iktisatçı Daron Acemoğlu da ona “O zaman trilyon dolarlık servetini 2036 itibarıyla bağışlayacağını ilan et” dedi. Musk’tan cevap gelmedi.

İnsanlık tarihi boyunca bütün teknolojik sıçramaların belirli bir örüntüyle ilerlediğini biliyoruz. İlk döneminde bu teknolojiye ulaşmak pahalıdır ama zaman içinde (bazı alanlarda çok hızlı biçimde) teknolojiye ulaşmanın maliyeti düşmeye başlar. Rekabetin ve teknolojinin getirdiği verimlilik artışının doğal sonucudur bu.

Fakat yapay zekâ endüstrisinde bunu henüz görmedik. Bu endüstrinin arkasındaki başlıca güç üreticisi olan, yarattığı işlemcilerle yapay zekâyı var eden şirket Nvidia, yavaş yavaş arkasından bir rekabet geliyor olsa da bir nevi tekel konumunu sürdürüyor. Dolayısıyla Nvidia’nın ürettiği işlemcilerin fiyatı düşmek bir yana daha da artıyor; çünkü bunlar neredeyse karaborsaya düşmüş durumda. Nvidia, işlemci teslimatlarını bir koruma ordusunun eşlik ettiği zırhlı araçlarla yapmaya devam ediyor.

Bu hafta başında dünyanın dev finans kuruluşları ve yatırım fonları olan Apollo Global, KKR, Brookfield, BlackRock ve Goldman Sachs gibi yapılarla Nvidia bir anlaşma duyurdu. Buna göre Nvidia, kendi işlemcilerini kullanarak kurduğu veri merkezlerinin kazancını karmaşık bir finansal mühendislikle bir çeşit türev yatırım ürününe dönüştürecekti. Saydığım bu yatırım fonları ve finansal kuruluşlar da o türev ürünü pazarlayacak, toplamda 500 milyar dolara varan bir yatırım fırsatı yaratacaktı.

500 milyar dolar dile kolay bir sayı.

Financial Times gazetesinin konuyla ilgili haberinde aynen şu cümle yer alıyordu: “Financial Times’a konuşan ve anlaşmada yer alan finans yöneticileri; bu büyük ortaklığın temelinde, yapay zekâ patlamasını destekleyen bileşenleri güvence altına alma talebi nedeniyle çip fiyatlarının bir çok analistin tahmin ettiğinden daha uzun süre yüksek kalacağı beklentisinin yattığını söyledi.”

Yani finans uzmanlarına göre Nvidia’nın işlemcilerinin değeri uzun süre düşmeyecek, yapay zekâ endüstrisine yatırım iştahı ise arttıkça artacaktı.

Oysa hepimizin tarihten gördüğü —az önce de anlatmaya çalıştığım gibi— bunun tam tersi. Yani bugün pahalı olan teknolojinin (Nvidia’nın 250 bin dolarlık işlemcisinin) fiyatı yarın mutlaka düşmeli.

Aslında fiyatın uzun süre yüksek kalacağını söylemek, yapay zekânın temel vaadi olan “dünyayı ve bütün endüstrileri dönüştürme” iddiasıyla da çelişkili. Fiyat yüksek kalırsa yapay zekâ devrimi hayatın her alanına yayılamayabilir.

Öte yandan tersi olursa, yani Nvidia işlemcilerinin fiyatları düşmeye başlar, hatta eski modellerine olan ilgi sona ererse bu kez yaratılacak olan 500 milyar dolarlık türev piyasası çöker.

Yatırımcı için zor bir karar bu yeni çıkacak kâğıtları almak veya almamak.

Ama dünya yatırım piyasasında, yapay zekâdaki büyümeye malzeme sağlayan bakış açısına ters bir yaklaşım da yükseliyor.

Bazıları da diyor ki: “Madem yapay zekâ dünyayı baştan sona değiştirecek, biz gözümüzü yapay zekâdaki gelişmelerden etkilenmeyecek alanlara dikelim; esas onların değeri çok artacak, o yüzden şimdiden o alanlara yatırım yapalım.”

Nedir o alanlar? İlk akla gelenler spor ve canlı, yüz yüze yapılan eğlence (konser, parti, gece kulübü vb.) endüstrileri.

İşte son örnek: Bob Iger ile Jason Kushner’in 12,5 milyar dolar gibi inanılmaz bir bedelle LA Lakers basketbol takımını satın alması.

Şöyle düşünün: Acun Ilıcalı, İngiltere’de Hull City’yi 2022 yılında 24 milyon avroya satın aldı. Bugün, aradan dört yıl geçtikten sonra takım Premier Lig’e yükseldi ve değeri bir anda katlandı. Eğer Premier Lig’de kalıcı olmayı başarırsa Acun Ilıcalı başka hiçbir yatırımından elde etmediği kârı Hull City’den elde edebilir.

Abu Dabili Şeyh Mansur, Manchester City’yi 2008’de görece önemsiz bir paraya satın aldı; sonra yıllar içinde bu kulübe muazzam (1 milyar doların üstünde) yatırım yaptı, şampiyonluklar kazandı. Derken 2015’te şirketin yüzde 13,79 hissesini Çin devlet şirketlerinden CITIC’e 265 milyon sterline sattığında şirket değeri 3 milyar dolar olarak hesaplandı. Şeyh’in bu işten ciddi kârlı çıktığına, yaptığı yatırımların karşılığını aldığına kuşku yok. (Türkiye’de de Göztepe artık kâr ediyor, yabancı yatırımcısına güzel para kazandırmaya başladı.)

Sadece spor değil yükselen. Yakın zamanda ABD’de, New York şehri yakınlarında dev bir konser-parti mekânı dâhil ülkenin başka yerlerinde de böyle mekânlar işleten bir şirket milyar dolara el değiştirdi. Arkadaki mantık aynıydı: Yapay zekâ ne seviyeye gelirse gelsin insanlar sokağa çıkıp eğlenmek, konser izlemek isteyecekti; bu alandaki talep artacaktı.

Tek başına Taylor Swift konserlerinin 1,5 milyar dolar, Bruce Springsteen konserlerinin 800 milyon dolarlık ekonomi yarattığı düşünülecek olursa bu konserlerin biletlerini pazarlayan şirketin borsa değerinin ikiye katlanması beklendik bir durumdu.

Ama burada da bitmiyor. Amerika’nın küçük kasabalarından şehirlerine kadar dört bir yanındaki tesisatçı, elektrikçi, marangoz gibi küçük zanaatkârları bir araya getiren, aynı anda hem şirket hem de kooperatif gibi örgütlenen devasa servis şirketleri ortaya çıkmaya başladı. Burada da mantık; yapay zekânın bu alanlara el atamayacağı, insan becerilerine her zaman ihtiyaç duyulacağı yönünde.

İki hafta önce The Wall Street Journal’da okudum; bu küçük zanaatkârların gelirlerinde belirgin bir artış var artık.

Çok ilginç bir durum aslında. Kimseye yatırım tavsiyesi verecek değilim ama bu ikilem de hoşuma gidiyor: Paranızı yapay zekânın geleceğine mi, yoksa yapay olmayan insan ihtiyaçlarına mı yatırırdınız?

Çocuğum üniversitede ne okusun?

Çocuğum üniversitede ne okusun?

Hepimiz farkındayız, bizim çocukluğumuzun herkese eşit verilen ücretsiz ve kaliteli eğitimi artık yok. Evet elbette devlet okulları içinde hala çok başarılı olanlar var ama bu okullar genel öğrenci nüfusu içinde çok küçük bir gruba hitap ediyor.

Lise eğitiminden vazgeçtim, üniversite eğitimi artık hem ülkemizde hem dünyada çok pahalı. Diyelim Amerika’da çocuk okutmak artık çocuğu için 500 bin dolar eğitim yatırımını gözden çıkartamayanlar için imkansız gibi bir şey.

Hadi bütün fedakarlıkları yaptınız ama çocuğunuzun iş bulması o kadar da kolay değil artık. Eskiden üniversitedeki sıra arkadaşı rakibiydi çocuğunuzun, bugün yapay zeka var rakip olarak.

Geçen gün Instagram’da karşıma çıkan bir videoda öngörülen gelecek ise can sıkıcıydı; çünkü Microsoft’un AI biriminin CEO’su Mustafa Süleyman (Kendisi DeepMind’ın iki kurucusundan biri) 4 ve 5 yaşındaki çocuklarına üniversite eğitimleri için şimdiden para biriktirmeye başlayıp başlamamayı soran muhabire “Hayır” cevabını veriyordu.

Ona göre eğitim baştan sona değişecekti ve bu değişimi yapay zeka sağlayacaktı. Sınıf ortamı artık bilginin edinildiği değil yapay zekadan edinilmiş bilginin sindirildiği, yorumlandığı yere dönüşecekti.

Hayat hızlı ilerliyor anlayacağınız…