14-08-2026
İsmet Berkan

Tarikat-Siyaset-Ticaret: Söyleyin Ahbap’tan Farkları Ne?

Tarikat-Siyaset-Ticaret: Söyleyin Ahbap’tan Farkları Ne?

Haftalardır oturup kalkıp Haluk Levent’e kızıyoruz. Sebebi belli: Toplumun ona olan güvenini boşa çıkardı, kendisine yardım için emanet edilen paraları şahsi borçlarını kapatmak için kullandı, o paralarla kumar oynadı diye…

İşte en son örnek geçen gün haber oldu: Ahbap Derneği kasasında duran 44 milyon lirayı “Gazze’ye yardım” adı altında önce dolara çeviriyor, sonra o dolarla sözde altın alıyor, şimdi o altınların yerinde yeller esiyor. Hepsi Haluk Levent’e gitmiş.

Temiz duygularla yardım etmek, doğrudan yardımseverlik veya bir davaya yapılan iyi hizmete para vermek hepimizin zaman zaman yaptığı şeyler.

Kategorik olarak bir dinî cemaatin yurt açmak, Kur’an kursu düzenlemek, sunduğu hizmeti genişletmek için yardım adı altında para toplamasıyla diyelim Ahbap Derneği’nin, diyelim İHH’nin, diyelim Kızılay’ın veya AFAD’ın para toplaması arasında bir fark yok.

Hepsi yardım amacıyla verilen, bağışlanan paralar.

Kategorik olarak bunlar arasında bir fark yok ama uygulamada var: Bugün ciddi para kayıplarıyla gündemde olan Ahbap Derneği de, İHH de veya Kızılay, AFAD gibi resmî yardım toplayan organizasyonlar da aslında kâğıt üzerinde bu yardım paraları için hesap vermesi gereken, devletin kurumları tarafından düzenli olarak denetlenen yerler. Buna karşılık dinî cemaatlerin böyle bir denetimi yok. O yüzden bu cemaatler topladıkları paraları ne yaptıkları konusunda hiç şeffaf değiller.

Uğur Mumcu bu durumun teşhisini daha 1980’lerde koymuş, daha sonra kitap haline de dönüşen yazdığı yazı dizisine “Tarikat-Siyaset-Ticaret” başlığını koymuştu.

Ben Cumhuriyet gazetesinde çalıştığım dönemde Uğur Mumcu’nun günlük köşe yazılarının ve yazı dizilerinin yazı işlerindeki editörüydüm uzun süre. Bu yazı dizisini de yayına ben hazırladım, o süreçte Uğur Abi ile bazen günde beş kere konuşurduk.

Ben, ondan farklı olarak o zaman da dinî cemaatler konusunda daha yumuşak görüşlere sahiptim; bu organizasyonları yasaklamaya da, yok etmeye de imkân yoktu, sadece Türkiye’de değil dünyanın bütün ülkelerinde ve dinlerinde bu cemaatleşmeler vardı. Ama bu yapıları şeffaf olmaya, gün ışığında hareket etmeye zorlamak mümkündü. Onların yasaklı olması onları yer altına itiyor, yer altına inince de bunu bir avantaja çevirip yolsuzlukların, her türlü hırsızlığın odağı haline getiriyordu.

Mensupları cemaate iyi niyetlerle, kendi inançları doğrultusunda “doğru” olduğunu düşündükleri işleri yapmaları için para akıtıyordu. Ama bu para çoğu zaman cemaatin lideri ve ailesinin zenginleşmesine giden yolu açıyordu.

Süleyman Hilmi Tunahan mütevazı devlet memuru maaşıyla geçinen, devlet memuru olarak camilerde verdiği vaazlarla bugün Süleymancılık diye bildiğimiz yapıyı ortaya çıkaran kişiydi ama aynı Tunahan’ın ailesi bugün torunlarının torunları dahil zenginlik içinde yaşıyor. Bu zenginliğin kaynağı cemaatin verdiği bağışlar.

Uğur Abi’nin zamanında doğru saptadığı gibi, belli bir kritik kütleye ulaşan dinî cemaat hemen siyaset üzerinde baskı oluşturmaya başlıyordu ve bu baskısını da kendi maddî çıkarı için kullanıyordu. Ticarete atılıyor, ayrıcalıklı şirketler kuruyor, paraya para dememeye başlıyordu.

Sadece Süleymancılar değil. Bakın Fethullah Gülen cemaatinin maddî gücüne. Bu güç sayesinde bugün sürgünde yaşayan bir terör örgütü olan FETÖ hâlâ ayakta duruyor. Bu zenginliği oluşturan unsurun önemli bölümünü “himmet” adı altında cemaatten toplanan para oluşturuyor.

Veya dönün Menzil Cemaati’ne bakın. Bu cemaatin lideri öldü, cemaat çocukları arasında ikiye bölündü ve hayli çekişmeli bir miras davası devam ediyor çocuklar arasında.

Peki ama o mirasın kaynağı ne? Tabii ki cemaatin verdiği bağışlar. O bağışlar cemaat liderinin şahsî mal varlığına dönüşmüş.

Türkiye’de hemen hiçbir şey göründüğü gibi olmadığından, perşembe sabahı Süleymancıların lideri ve üst düzey kadrosuyla 33 şirketine karşı yapılan adlî operasyonun da gerçek sebebini bilmiyoruz.

Bildiğimiz şu: Bu Nakşibendi cemaatinin birtakım isimleri ve şirketleri şimdi “kara para aklamak”la, yani “suç geliri edinmek”le suçlanıyor.

Yazının başından beri anlatmaya çalıştığım gibi, aslında Türkiye’deki mevcut irili ufaklı bütün cemaatleri aynı şeyle suçlamak, bir anda onlara operasyon yapmak, şirketlerini basmak mümkün.

Hemen hepsi aynı şeyi yapıyor: Cemaatten topladıkları bağışlar şahsî servete dönüşüyor, bir cemaatin varlığı sayesinde elde edilen güç siyasî güce çevriliyor ve siyasetten türlü çeşitli ticarî ayrıcalıklar elde edilip servet büyüdükçe büyüyor.

Meselenin dinle bir ilgisi yok. Mesele para.

Bütün dinî cemaatlerin şeffaflaşması, özellikle akçalı işlerini hep gün ışığında görmesi lazım.

En çok gelir vergisi ödeyenlere bir bakış: 34 kişide sadece üç kişi…

En çok gelir vergisi ödeyenlere bir bakış: 34 kişide sadece üç kişi…

Her yıl olduğu gibi gelir vergisi rekortmenleri listesi yayımlandı ve son birkaç yıldır olduğu gibi listenin çoğunluğu isimlerini açıklamadı. Bu yıl 100 kişilik listede sadece 34 kişinin adını biliyoruz, kalan 66 kişiyi bilmiyoruz.

Listenin ilk sırasında Selçuk ve Haluk Bayraktar kardeşler var. İkisinin toplam ödediği gelir vergisi 5,5 milyar lirayı buluyor. Bu verginin oranının yüzde 40 olduğunu hatırlayacak olursak, iki kardeşin toplam brüt gelirinin 13 milyar lirayı bulduğunu görebiliriz.

Hep söylüyorum: Bu bir insanın geçinmesine fazla fazla yetecek, gereksiz büyüklükte bir gelir. Sadece Bayraktar kardeşler değil, adını bildiğimiz 34 kişiden 31’i aslında sahip oldukları hisse senetlerinden elde ettikleri temettü gelirlerinin vergisini ödüyor. Bu kadar çok temettü geliri elde etmek gerekiyor mu, sahiden bilmiyorum. O para şirketlerinin içinde kalsa ve sermayeye eklense ya da ilave hisse senedine dönüşse daha iyi olmaz mı, sorusu hep aklımda.

Ama bu yazının konusu bu değil. Yazının konusu adı açıklanan 34 kişiden 3’ü aslında.

Onların ilk sırasında Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç var. Ömer Koç 414 milyon lirayı aşkın gelir vergisi ödüyor ve bu vergiyi aldığı ücretten ödüyor. Ömer Koç aynı zamanda holding hissedarı ama belli ki temettü almamış, sadece maaş alıyor. Demek ki yıllık brüt maaş geliri 1 milyar liranın biraz üstünde. Bu gelir Ömer Koç’u listenin 13. sırasına yerleştirmiş.

Onun gibi ücret geliri elde eden bir başka isim listede 23. sırada yer alan avukat Gönenç Gürkaynak. 285 milyon liranın üzerinde vergi ödüyor, demek ki yıllık kazancı 700 milyon liranın üzerinde.

Bir avukat olarak kendisinin bu listede bu denli yüksek sırada olmasını dün bizzat Gönenç Gürkaynak da yadırgadığını söyleyen bir sosyal medya paylaşımı yaptı. Yaklaşık 6 milyon dolarlık vergi, yani yaklaşık 14 milyon dolarlık gelir onun bilgi ve emeğinin karşılığı kuşkusuz ve Türkiye gibi bir ülkede aslında bu gelir çok da yüksek değil. Süper Lig’de top koşturan pek çok yabancı futbolcunun yıllık geliri Gönenç Gürkaynak’tan daha yüksek aslında ama onları listede göremiyoruz.

Koca listede maaş geliri beyan eden üçüncü isim Ayşe Gülçin İmre Hoppe. Kendisi AVM Holding Yönetim Kurulu Başkanı olarak 150 milyon liradan biraz fazla gelir vergisi ödeyecek. Yani yıllık geliri 350 milyon liradan fazla. Kısacası geliri 7,5 milyon dolardan bir miktar az.

AVM Holding hakkında fazla bir fikrim yok ama büyük hissedarı Veli Ergin İmre’nin Ayşe Gülçin İmre Hoppe’nin iki katı kadar vergiyi “menkul sermaye iradı” olarak ödediğini ve listenin 20. sırasında olduğunu görünce Ayşe Gülçin İmre Hoppe’nin ücret kazancını normal karşılamak gerektiğini düşündüm.

Ve yine aynı şeyi söyleyeceğim: Ondan çok daha fazla kazanan futbolcular ve teknik direktörler var Türkiye’de.

Peki onlar listenin neresinde? İsimlerini mi gizlediler, yoksa ödedikleri vergi ilk 100’e girmelerine yetmiyor mu?