20-08-2026
İsmet Berkan

Siyasette son komplo teorisi: Yüzde 50+1 şartı kalkacak, Erdoğan öyle seçilecek!

Siyasette son komplo teorisi: Yüzde 50+1 şartı kalkacak, Erdoğan öyle seçilecek!

Herkes kâhin olmak, geleceği görmek istiyor. 

Bunun için de bugüne bakıp çeşitli belirtiler arıyor, sonra geleceğe ilişkin öngörüsünü şekillendiriyor. 

Malum, Meclis adına “Çerçeve Yasa” denen yasayı 467 oyla birden kabul edince birden ortaya yeni bir komplo teorisi veya gelecek öngörüsü çıktı. 

Tayyip Erdoğan yeniden seçilmek istiyordu ama bunu Anayasa’da yazılı yüzde 50+1 oy şartından kurtularak yapmak istiyordu. 

Peki, Anayasa’da yazılı bir şartı değiştirmenin yolu ne? 

Hiç kuşkusuz Anayasa değişikliği. 

Nasıl yapılacak Anayasa değişikliği? 

İşte Meclis’te çıkan 467 evet oyuna bakanlar, benzeri bir uzlaşmanın Anayasa’yı da değiştireceğini söylüyor. 

Doğrudur, Anayasa’yı Meclis’te, bir referanduma gitmeden değiştirmenin koşulu 400 oy bulmak. 

Peki, bu oy bulunabilir mi? 

Bazıları “Evet” diyor, “DEM Parti’nin Anayasa değişikliğine oy vermesi sağlanabilir.” 

Hoş, DEM Parti’nin blok hâlinde Anayasa’ya evet oyu vermesi bile referandumsuz bir değişikliği mümkün kılmaya yetmiyor (oylar 380’de kalıyor) ama gelin bu akıl yürütmeye yakından bakalım. 

DEM Parti, Anayasa’ya ne yazılırsa Tayyip Erdoğan’ın yüzde 50+1’den kurtulma isteğine yeşil ışık yakar? 

Deniyor ki: “Eğer Anayasa’nın başına tam da Abdullah Öcalan’ın istediği gibi ‘Biz Türkler ve Kürtler Türkiye Cumhuriyeti’ni birlikte kurduk’ yazılırsa, Anayasa’nın vatandaşlığı belirleyen maddesi Kürtleri de kapsayacak şekilde değişirse, DEM Parti bu değişikliğe oy verir.” 

Evet, elbette DEM Parti böyle bir değişikliğe oy verir ama acaba MHP verir mi, AK Parti verir mi? 

Olması bana göre imkânsız ama hadi diyelim AK Parti-MHP-DEM Parti hiç firesiz böyle bir Anayasa değişikliğine evet oyunu verdiler. Dediğim gibi, yine de değişikliğin referandumsuz kabulü için gereken 400 oy bulunamıyor. 

Oysa konusu ne olursa olsun herhangi bir referandum, Tayyip Erdoğan’ın seçim kadar çekindiği bir şey. 

Çünkü konusu ne olursa olsun yapılacak bir referandum, Tayyip Erdoğan’a evet-hayır referandumuna dönüşür. 

Hele o referandum, Anayasa’ya “Türkler ve Kürtler bu devleti birlikte kuran iki eşit kurucu halktır” diye yazılması konusunda olursa, buna büyük bir çoğunluğun hayır oyu vereceğine şimdiden kesin gözüyle bakabiliriz. 

Dolayısıyla, Anayasa’dan Cumhurbaşkanı seçimi için yüzde 50+1 oy şartı getiren maddeyi kaldırmak veya değiştirmek öyle kolay bir şey değil. 

Bugünkü kutuplaşma ortamında herhangi bir Anayasa değişikliği için uzlaşma ortamı bulmak; bırakın 400 oyu, 367 oy bulmak bile çok ama çok zor. 

467 oyluk Çerçeve Yasa uzlaşmasını bile iktidarın sanki kendi başarısı olarak sahiplenme çabasını görünce insan Türk siyasetinin uzlaşmaz çelişkilerini daha iyi anlıyor aslında. 

İktidar kanadı, yapsa yapsa Anayasa’ya dokunmayan bazı seçim kanunu değişiklikleri yapabilir; onlar da ne kadar işine yarar bilinmez.

Türk medyası neden nal topluyor?

Türk medyası neden nal topluyor?

İsrail, Türkiye sınırına 70 km mesafedeki askeri üssü pazartesiyi salıya bağlayan gece yarısından biraz sonra saldırdı.

Yani haber salı sabahı vardı zaten. 10Haber, salı günü gündüz saatlerinden itibaren bu haberi girdi, çarşamba sabahı ise sitenin birinci haberiydi, İsrail’in yaptığının nasıl Türkiye’ye yönelik bir provokasyon olduğu, ABD Büyükelçisinin açıklamaları, Türk Dışişleri’nin ve 8 Arap ülkesinin kınamaları, İsrail Başbakanlık ofisinin açıklaması her şey haberin içinde vardı. Hatta ben de dün köşemi bu konuya ayırdım.

Ama dün, yani çarşamba sabahı, olayın üzerinden 24 saatten fazla geçtikten sonra bile Türkiye’nin koca koca haber sitelerinde bu haberden tek satırla olsun söz edilmiyordu.

Hele iktidara yakın duran yayın organlarında durum iyice çarpıcıydı. Türk Dışişleri’nin açıklamasına bile yer vermemişlerdi.

Bu sabah, yani İsrail’in saldırısının üzerinden 48 saatten fazla zaman geçtikten sonra haber her yerde var.

Neden son derece kısıtlı imkanlarla çalışan 10Haber, böyle bir rutin olayda bile Türk medyasının geri kalanına nal toplatmıştı?

Sorunun cevabını düşünürken aklıma ilk gelen şey, geri kalan sitelere devletin tepesinden talimat gittiği, haberin yayınlanmasının istenmediğiydi.

Ama bu sabah haber var; herkeste neredeyse aynı bakış açısıyla: Netanyahu seçim kazanmak içim tehlikeli bir oyun oynuyordu.

Evet benim dünkü köşe yazım da tam bunu söylüyordu ama iktidara yakın medyanın neredeyse cümle cümle aynı haberi yapması bana çarpıcı geldi.

Medyanın medya olmaktan çıktığı, her şeyin yukarıdan gelen rüzgarlara ve bazen de açık talimatlara göre yapıldığı bir dönemde yaşadığımızı biliyoruz.

Ama burada önce gizlenen, sonra ise biraz değiştirilerek verilen haber öyle herhangi bir haber değil; sonunda savaş çıkabilirdi, ABD Büyükelçisinin hatırlattığı gibi Türk uçakları havalanabilir, Türk füzeleri İsrail uçaklarını düşürmeye kalkabilirdi. Vahim bir gerilimdi.

Yarın öbür gün savaş çıksa yine gizleyecek mi bu medya?