21-08-2026
İsmet Berkan

Bir devlet diğerine yapay zekayla saldırdı, bizim haberimiz bile olmadı

Bir devlet diğerine yapay zekayla saldırdı, bizim haberimiz bile olmadı

Yapay zekâ alanında öncü şirketler olan OpenAI, Anthropic ve Google’ın ulaşmaya çalıştığı bir dizi “kızıl elma” var. 

Bu “kızıl elma”lardan biri, yapay zekânın kusursuz bilgisayar kodu yazması. 

Evet, şu anda da kod yazan, isterseniz size bir internet sayfası tasarlayan, hatta mobil oyun yazan yapay zekâ araçları var. Ama bunların hiçbiri henüz kusursuz değil. Onların yazdığı kodu mutlaka bir insan bilgisayar mühendisinin kontrol etmesi, eksiklerini tamamlaması vs. gerekiyor. 

Peki şirketler neden yapay zekâya böyle kusursuz kod yazdırmaya çalışıyor? 

Sebebi ticari elbette. 

Elinizin altında böyle bir araç olunca bunu dünyanın milyonlarca şirketine kiraya verebilirsiniz. Kiralayan şirketler de, artık iş alanları hangisiyse, bu araçları kullanarak kendilerinin sınırlı ihtiyaçları için onlara kod yazdırabilir, yazılan bu kodu kullanarak kendi iç işleyişlerinde verimlilik artışı sağlamaya çalışabilir. 

Bilgisayar kodu, yani program yazabilmek bazı temel insan özelliklerini gerektiriyor.

Bunların en başında bir mantık dizgesi oluşturmak ve akıl yürütme becerisine sahip olmak geliyor. 

Mantık dizgesi oluşturmak, evet, insana özgü ama kuralları çok belli olduğu için kolayca yapay zekâ tarafından da becerilebilen bir şey. Akıl yürütmek, yani farklı kaynaklar kullanarak sorun çözmek ise daha zor. Bir ölçüde yaratıcılık gerektiriyor. 

Ve yapay zekâ akıl yürütme aşamasına yavaş yavaş geliyor. 

Bazı yapay zekâ araçları, yüksek yaratıcılık da gerektiren kimi matematik problemlerini çözebilir, hatta yeni matematik yaratabilir hale geldi. 

Tek başına matematiksel akıl yürütmeyi becermek, bütün gerçek hayat akıl yürütmelerini başarmak anlamına gelmiyor henüz. Ama yapay zekânın yeteneklerinin gelişmesine baktığınızda, bunun çok da uzak olmadığını görüyorsunuz. 

Yapay zekânın kusursuz kod yazması kendi başına masum bir şeymiş gibi duruyor ama değil. 

Çünkü kod yazma becerisi ile var olan kodlardaki güvenlik açıklarını bulma becerisi aslında aynı madalyonun iki yüzü. Her iyi kod yazarı, eğer isterse çok iyi bir hacker da olabilir yani. 

İnsan kod yazarları için geçerli olan bu ikili rol hali, yapay zekâ için de geçerli. 

Kusursuz kod yazan yapay zekâ, başka kodlardaki kusurları da kolayca bulur. 

Nitekim buluyor da. 

Bu durum tabii, bunca zamandır bütün bilgisayar kodlarını insanlara yazdırmış, dolayısıyla “kusurlu” kodlara sahip olan dünyamız için kısa vadede çok büyük bir tehdit, uzun vadede ise büyük bir güvence. 

Kısa vadede yapay zekânın kötü niyetli kullanıcıları, mevcut sistemlerdeki açıkları geçmişe göre çok daha kolayca bulup onlara saldırabilir. Bu imkân şu anda var. 

Uzun vadede ise bu saldırıların sonucu olarak dünyanın bütün kodları kusursuz hale gelebilir, geriye hiçbir güvenlik açığı kalmayabilir. 

Ama büyük iktisatçı John Maynard Keynes’in dediği gibi “Uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız…” Önemli olan kısa vade. 

Bugünlerde sık sık haberler okuyorsunuz, çeşitli yapay zekâ araçları, güvenlik testi ortamlarından nasıl “kaçıyor” ve gidip başka siteleri hack’liyor… 

Testlerden birinde, Anthropic’in ürünü olan Mythos, sahte çevrimiçi kimlikler oluşturarak ve bunları kullanarak yazılım projesinden sorumlu kişiye baskı yapıp kodu onaylatmak suretiyle, popüler geliştirici platformu GitHub’daki açık kaynaklı bir projeye kötü amaçlı kod yerleştirmeye çalıştı. 

Bu o kadar vahim bir olay ki, henüz yapay zekâ endüstrisi olan biteni tam kavrayabilmiş değil. 

Kendisinden kusursuz kod yazmasını istediğiniz yapay zekâ aracı, “rakip”lerin kodlarına sonradan kötü amaçla kullanacağı “kusur”lar eklemeye çalıştı. Açıkça kötü kalpli bir insan gibi hareket etti yani. 

Ama aslında temmuz ayında bundan da vahimi yaşandı. Yetenekleri henüz Anthropic’in Mythos’u, OpenAI’ın GPT 5.6 Sol’u kadar bile olmayan yapay zekâ araçlarını kullanan Çin hükümeti, Tayvan’ın bilgisayar altyapısına bilinçli bir saldırı düzenledi. 

Bu, bir devletin diğerine sadece yapay zekâ araçlarını kullanarak düzenlediği ilk siber saldırı olarak kayda geçti. (Belki kayda geçmeyen başka saldırılar da oldu ama bu olay kayda girdi.) 

Söylendiğine göre, hepsi açık kaynak kodlu en az 8 yapay zekâ aracı, birbirleriyle de koordinasyon halinde Tayvan hükümetine ait internet sistemlerinin haritasını çıkardı, 2500’den fazla Tayvanlı yetkili kullanıcının kimlik bilgilerini ve şifrelerini ele geçirdi, Tayvan’ın enerji altyapısına sızmayı başardı. 

Böyle bir dünyada yaşıyoruz artık ve bazı uzmanların söylediği gibi “Artık bütün devletler her an siber saldırıyla karşı karşıya olduğunu varsayarak hareket etmek zorunda.” 

İnsanın aklına ister istemez Türkiye Cumhuriyeti Devleti geliyor tabii. Acaba bizim bilgisayar sistemlerimiz, devletin temel güvenliği ile ilgili kurumların sistemleri, mesela İsrail’den gelebilecek, mesela İran’dan, Rusya’dan gelebilecek saldırılara karşı ne kadar hazır ve ne kadar güvenli?

YPG tarihe karışırken…

YPG tarihe karışırken…

Tarihi günlerden geçiyoruz ve nedendir bilinmez bu önemli günlere gereken önemi vermiyoruz.

Suriye’de iç savaş 2011’de başladı. Bu iç savaşın başlamasını izleyen günlerde PKK çok hızlı hareket etti ve Suriye’nin Kürt nüfusu içinde örgütlü olma iddiasındaki yüzlerce oluşumu birden yok ederek tek başına PYD isimli siyasi parti ve daha önemlisi YPG isimli silahlı oluşumu kurdu.

Uzun yıllar boyunca YPG aslında Türkiye için Kuzey Irak’taki PKK kadar, hatta son döneminde daha fazla tehdit oldu. Türkiye iki kez hedefi doğrudan YPG olan kapsamlı askeri harekatlar düzenledi Suriye’ye. Birincisinde Afrin kenti ve etrafından YPG temizlendi, ikincisinde Irak sınırından Afrin kentine kadar devam edebilecek uzun bir koridor elde edilmeye çalışıldı ama tam başarı sağlanamadı, yine de çok önemli bir bölge kontrol altına alındı.

Bu harekatların sebebi, sınır boyunca üslenmiş olan YPG’nin çok sayıda Türk kentine düzenlediği füzeli, roketli saldırılardı. Bu saldırıların önüne geçildi.

Bu arada Suriye sınırından Türkiye’ye ciddi PKK sızmaları oldu, terör eylemleri gerçekleşti.

2015 yılından itibaren Amerika’nın Türk ordusunu değil YPG’yi Suriye’de IŞİD’e karşı savaşta askeri müttefik olarak seçmesi ve onlara silah ile malzeme yardımına başlaması, eğitim vermesi Türk-Amerikan ilişkilerini kopma noktalarına kadar getirdi. YPG’ye karşı yapılan askeri harekatlar Türk-Avrupa ilişkilerini fazlasıyla gerdi, Türkiye’nin AB’den daha da uzaklaşmasına neden oldu. Kanada’dan Finlandiya’ya kadar bir takım ülkeler Türkiye’ye bazen örtülü bazen açık silah ambargoları koydular.

Türkiye’ye maliyeti çok ama çok büyük bir örgüt oldu PKK’nın Suriye’deki bu uzantısı.

Ve şimdi bu örgüt kendini tamamen feshetmenin, bütünüyle Suriye devlet sistemine katılıp o sistem içinde erimenin eşiğinde.

Aslında çok müthiş bir olay. Ama nedense Türk medyası bu konuda çok fazla söz etmiyor.