22-08-2026
İsmet Berkan

Mühendisin doğayla savaşı bir yere kadar… Bakın bugünlerde Panama Kanalı’nda neler oluyor…

Mühendisin doğayla savaşı bir yere kadar… Bakın bugünlerde Panama Kanalı’nda neler oluyor…

Mühendislik bir bilim değil, bir uygulama alanı. Ama çok önemli bir alan. İnsana bugünkü uygarlığını hediye eden şeylerden biri mühendislik.

Mühendislik için şöyle demek belki mümkün: İnsanın doğaya ve doğanın güçlerine karşı verdiği mücadelenin sergilenmesi.

Karakaya Barajı’nı ilk olarak 1986’da gördüm. İnşaatı henüz tamamlanmıştı. Gözlerimi alamadım barajdan.

Sarp ve ulaşılmaz dağların arasında, deniz seviyesinden yüzlerce metre yüksekte ve kendisi de inanılmaz 173 metre yüksekliğinde dev bir yapı bu.

Dağın arasında 525 metre yüksekte akan nehrin önüne tam 173 metre yüksekliğinde bir set kuruyorsunuz. Bu setin arkasında suyu 693 metre yüksekte biriktiriyorsunuz ve sonra o suyu borulardan yukarıdan aşağıya bırakıyorsunuz; borudan akan su türbinleri çeviriyor, elektrik üretiyor.

Muazzam bir şey. Doğaya ve doğanın güçlerine karşı elde edilmiş büyük bir zafer.

Böyle zaferlerden dünya üstünde ve ülkemizde çok var. Onların arasında çok meşhur olan bir tanesi Panama Kanalı.

Atlantik Okyanusu ile Pasifik Okyanusu’nu birbirine bağlamak, birinden diğerine kısa yoldan geçişi sağlamak için düşünülen bu kanal 1914 yılında tamamlanmış.

Kızıldeniz’i Akdeniz’e bağlayan, dolayısıyla Avrupa’ya ulaşmak isteyen gemilerin Afrika’yı dolaşmasını gereksiz kılan Süveyş Kanalı ondan çok daha eski ama görece çok daha kolay bir proje Panama Kanalı’ndan.

Panama Kanalı’na giren gemiler, buradan geçebilmek için kademe kademe 26 metre yükseltiliyor. Çünkü kanalın ortasında insan eliyle yapılmış bir baraj gölü var, o gölün yüksekliğine gelmeleri gerekiyor.

Sonra da aynı 26 metreyi tırmandığı gibi iniyor gemiler kanalın öteki ağzında.

Panama, dünya üzerindeki konumundan ötürü su bolluğu bakımından şanslı bir ülke, buraya çok yağmur yağıyor. Bu sayede o baraj gölü sürekli dolu kalıyor, gemiler de rahatça geçebiliyor.

Ama bu yıl durum farklı. Dünya, küresel bir iklim olayı olan El Niño’yu aslında aralık ayında bekliyor ama bu yılın El Niño’su etkilerini erkenden hissettirmeye başladı ve Panama’ya yağmur yağmadı. Daha doğrusu umulduğu kadar yağmadı.

Böyle olunca Gatún Gölü adlı baraj gölünde su seviyesi düşmeye başladı.

Bir yanıyla, “Eh, fena mı, gemileri 26 metre yerine daha az yükseltmek gerekecek” diye düşünebilirsiniz ama bu doğru değil. O gölün su seviyesi boşuna denizden 26 metre yüksekte tutulmuyordu. Su seviyesi düştüğünde bir sürü gemi çeşidi için yeterli derinlik kalmamaya başlıyor.

Aslında bu yıl yaşanan, kanalın işletmeye açıldığı 1914’ten beri ilk kez yaşanıyor. O yüzden Panama Kanalı İdaresi, gemi geçişlerini sınırlamaya başladı.

Yılda 14 binden fazla geminin geçtiği kanalda bu trafiğin kısıtlanması, dünya ticareti üzerinde çok yönlü etkiler yaratacak bir şey.

Düşünün, aslında Süveyş Kanalı’nda da trafik seyreltilmiş durumda. Çünkü kanalın giriş noktası olan Bâbülmendep Boğazı’nda da Husiler gemileri vurabiliyor.

Mühendisler doğaya karşı savaşarak bu iki kanalı insanlığın hizmetine sunuyor, insanlığın daha düşük navlun fiyatlarıyla ürün satın almasını sağlıyor ama aynı insanlık ve aynı mühendislik başka tarafta yaptıklarıyla bir yandan iklim krizini yaratıp Panama’da bile kuraklığa neden oluyor, bir yandan insan eliyle çıkarılan savaşlar yüzünden Süveyş’te de geçişler aksıyor.

2030’a kadar tahsisli koruma…

2030’a kadar tahsisli koruma…

İki haftadır İstanbul Güvenlik Şube’den polisler bana ulaşmaya çalışıyordu; nihayet üç gün önce ulaştılar ve İstanbul Valiliğinden gelen bir zarfı teslim ettiler.

Zarf, hakkımdaki koruma kararının valilik komisyonu tarafından bir yıllığına daha uzatıldığını bana tebliğ eden kararı içeriyordu. İlla elden teslim edilmesi gerekiyordu.

Benim hakkımdaki bu koruma kararı 19 Ocak 2007’de Hrant Dink’in öldürülmesinin hemen ertesi günü alındı. Aradan 20 yıl geçti neredeyse, hakkımdaki koruma kararı devam ediyor. Birkaç kez artık bir tehdit kalmadığını söyleyerek koruma kararını kaldırtmaya çalıştım başarılı olamadım; şimdi polisler bir kez daha dilekçe vermemi önerdi, belki bu sefer başarırım hakkımdaki koruma kararını kaldırtmayı.

Dün ortaya çıktı ki, Süleymancılar operasyonunda firari olarak aranan iki kişi yurt dışına çıkma hazırlığında yakalanmış. Onları Marmaris Bozburun’a götüren araç saptanmış. O araç, meğer eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e tahsisli, koruma aracıymış.

Otomobil devlete değil bir oto kiralama şirketine ait. Üzerinde çakar lambası ve plakasına kayıtlı bu lambaları kullanabileceğine dair resmi karar olan bir araç.

İdris Naim Şahin İçişleri Bakanlığından ayrılalı herhalde 10 yıldan fazla zaman geçti. Zaten onunkisi kısa bir bakanlıktı. Ama bu aracın koruma statüsü 2030’a kadarmış.

Türkiye gibi terör tehdidinin sürekli bulunduğu bir ülkede eski bir içişleri bakanının korunmaya devam edilmesinden daha doğal br şey olamaz. Hatırlayanlar çıkacaktır, DevSol Nihat Erim’i o başbakanlıktan ayrıldıktan onlarca yıl sonra öldürüp sansasyon yaratmıştı.

Bu gerçeği biliyor olmama rağmen yine de insan yadırgıyor tabii, Beşir Atalay’ın yerine İçişleri Bakanı olup 1,5 yıl bakanlıktan sonra görevini Muammer Güler’e devreden İdris Naim Şahin için 2030’a kadar tahsisli koruma aracı olmasını. Bu araç İstanbul’da üstelik, Şahin ise daha çok Ankara’da. Yani Ankara’da da ayrıca yakın korumaları ve orada da kendisine tahsisli çakar lamba kullanan en az bir araç var.

Belki İdris Naim Şahin de benim gibi hakkındaki koruma kararından kurtulmaya çalışıyordur, bu koruma statüsünü bir ayrıcalık gibi kullanmak yerine.