26-08-2026
İsmet Berkan

Anayasa’nın 90. maddesi hala yürürlükte mi?

Anayasa’nın 90. maddesi hala yürürlükte mi?

Başlıktaki soru çok saçma. Elbette Anayasanın geri kalanıyla birlikte 90. maddesi de yürürlükte.

Bu maddenin son cümlesi bu yazı için önemli, onu aynen aktarıyorum:

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

Bu madde, izaha gerek yok, çok açık zaten: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi dahil olmak üzere temel hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası anlaşmaların bizim iç hukukumuzdan önde geldiği söyleniyor.

Bu hatırlatmayı yaptım, sebebi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Salı günü açıkladığı son Osman Kavala kararı.

Bu kararın iki temel önemi var: 

1. Karar, AİHM’nin temyiz ve içtihat organı niteliğindeki Büyük Dairesi tarafından alındı. Yani ilk daire kararına Türkiye itiraz edince karar Büyük Daire’ye taşındı, burada yeniden inceleme yapıldı ve neticede 15’e 2 oyla bu son karar kabul edildi. Karar bu haliyle nihai, itiraz hakkı artık yok.

2. Karar, Osman Kavala ve diğer Gezi Hükümlüler ile ilgili Türkiye’de Yargıtay’ın aldığı ve cezaları kesinleştirdiği kararı sonrası alındı, yani bir tutukluluk incelemesi veya başka bir şey değil, Kavala ile Gezi kararının son durumuna ilişkin nihai bir karar.

Baktığınızda karar, Türkiye’nin bu yargılama sırasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 ve 11. maddelerini; sözleşmenin 6 maddesinin birinci paragrafını, 5. maddesinin birinci paragrafını, 18. maddesini ve 3. maddesini ihlal ettiğini söylüyor.

Hatırlatayım, sözleşmenin 10. maddesi ifade özgürlüğü, 11. maddesi ise toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğüyle ilgili. 6. maddenin birinci paragrafı adil yargılanma hakkıyla, 5. maddenin birinci paragrafı ise özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili. 18. madde ise yasaların sözleşme hükümlerinde sıralanan özgürlükleri kısıtlayamayacağı hakkında.

Karar, Osman Kavala’nın (Ve aslında onunla birlikte yargılanan bütün Gezi hükümlülerinin) bir bütün olarak suçlanması, yargılanması ve mahkum edilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu, dolayısıyla haklarında verilen hükümlerin geçersiz olduğunu söylüyor, Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını emrediyor.

AİHM’nin bu kararında şaşıracak hiçbir şey yok. Mahkeme, daha önce benzer konularda defalarca aynı kararı aldı. Bu kararların pek çoğu zaten Türkiye ile ilgiliydi. Dolayısıyla, AİHM Büyük Dairesi önünde savunma yapan devlet avukatları, Adalet Bakanlığı’nın ve Dışişleri Bakanlığı’nın uzman personeli açısından son derece tanıdık bir durumla karşı karşıyayız.

Ve eğer Anayasamızın 90. maddesi yürürlükteyse, bu maddenin başta aktardığım o son cümlesi gereği olarak Osman Kavala’nın hemen serbest bırakılması gerekiyor. Bunun mantıki doğal uzantısı, somut kararda isimleri doğrudan geçmese de bütün Gezi Hükümlülerinin serbest bırakılması elbette.

Bu son kararı özel ve önemli yapan şey, Türkiye’nin kararın etrafından dolaşacak bir alanının kalmamış olması aslında.

Kavala hakkındaki bir önceki AİHM kararı onun tutukluluğuyla ilgiliydi. Bu kararı alan mahkeme, birden gaza bastı ve Kavala’nın statüsünü “tutuklu”dan “hükümlü”ye değiştirdi, yani Kavala ve Gezi davasında yargılananların cezalarını Yargıtay onadı.

Bu onama kararı Türkiye’ye AİHM kararını uygulamama imkanı yarattı. Gerçi AİHM buna kızdı, durum Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine gitti, Türkiye Avrupa Konseyi’nden dışlanma tehlikesiyle karşılaştı ama bu uzun süreçte bir şey olmadı.

Bu kez ise Türkiye’nin saklanacağı yer, kararı uygulamamak için bulacağı yeni bir yöntem kalmadığı için artık bir karar aşamasına geliniyor ister istemez.

Ya Yargıtay’ın ilgili dairesi, geçmişte Leyla Zana başta olmak üzere bazı örneklerde olduğu gibi kararı uygulayacak, Osman Kavala’yı serbest bırakıp yeniden yargılama kararı alacak ya da bu kararı görmezden gelip konuyu Dışişleri Bakanlığı’nın sahasında bırakacak, yani Avrupa Konseyi ile itişmeli bir pazarlık başlayacak.

Kişisel dileğim, Adalet Bakanlığı’nın (tam metnini burada bulabilirsiniz) Kavala kararını bir an önce Türkçe’ye tercüme etmesi ve sonra da Yargıtay’ın ilgili dairesine göndermesi, dairenin de Anayasanın 90. maddesinin gereği olarak Osman Kavala ile ayrıca başvuru yapmak gerekmeden bütün Gezi hükümlülerini salıvermesi.

Ama burası Türkiye. Böylesi temel hak ve özgürlük konularında kötümser olmak için hepimizin çok sayıda sebebi var.

Zaten o yüzden yazının başlığı “Anayasa’nın 90. maddesi hala yürürlükte mi?” sorusu.

Dolly Parton’un bıraktığı iz

Dolly Parton’un bıraktığı iz

Gençliğimde onu küçümserdim. Dolgun memelerini sergilemekten çekinmeyen, sarışın, hiç sevmediğim uzun tırnaklı hali şarkılarını duymama engeldi.

Sadece onu değil, Amerikalıların ‘country’ dediği, tam karşılığı ‘halk müziği’ olan müzik türünü küçümserdim.

Ama bir gün Johnny Cash’in Bob Dylan’la düet yaptığı bir şarkıyı (One Too Many Mornings) dinledikten sonra fikrim tamamen değişti. Şarkı Dylan’ındı, sözlerini 19 veya 20 yaşındayken yazmıştı ve bir aşkın bitişini inanılmaz güzellikle anlatıyordu ve bence Johnny Cash daha güzel söylüyordu.

Johnny Cash’ten Willie Nelson’a, derken Bob Dylan’ın Türkiye’de hiç bilinmeyen şarkılarına uzanan yolculuğun bir yerinde Dolly Parton’dan artık kaçamaz hale geldim.

Bu saydığım isimlerin (ve sayamadığım daha nicesinin) ortak özelliği, şarkılarıyla gerçek insanların gerçek öykülerini anlatmalarıydı.

Cowboy müziği ve halk müziği diye küçümsediğim şey inanılmaz derinlikte ve güzellikle öyküleri şiir şeklinde anlatan, son derece duygulu şarkılardı.

Ve Dolly Parton, bu çok zengin müziğin tartışmasız kraliçesiydi. Onun şarkılarının samimiyeti, onun duygularını ifade ediş biçimi, onun sahiciliği insanın içine işliyordu.

Dolly Parton kendi çocukluk ve gençliğindeki fakirliği anlatırken de, kocasını kıskanmasını anlatırken de, ona bu kariyerinde en büyük desteği vermiş bir dostuna veda ederken de mucizevi biçimde iyimser ve umut dağıtıcıydı.

Çocukken annesinin evdeki artık kumaş parçalarından kendisine diktiği paltosunu anlattığı şarkısı, unutulamaz güzellikte bir şarkı ve o bu fakirliğin, ümitsizliğin içinden neşe çıkaran, geleceğe dönük umut çıkaran bir mucizeydi.

Hepimiz yazılmış en güzel aşk şarkısı olduğunu düşünüyoruz ama onun meşhur I Will Allways Love You’su, aslında küçük bir kızken onu alıp koca Dolly Parton yapan dostundan artık ayrılıp bağımsız yürümeye başlarken yazdığı bir veda şarkısıydı. Ayrılıyordu ama onu hep çok sevecekti ve kim bilir, belki bir gün dönecekti.

Hayatta hep ümitli ve güleryüzlü olmak, kötümserlik ve öfke yerine hep sevgiyi ve iyimserliği seçmek…

Dolly Parton buydu işte.

“Bu memelerin altında bir kalp, bu sarı peruğun altında bir beyin var” demişti bir seferinde.

Kocaman kalbiyle hatırlanacak hep.