
Melih Gökçek’le ilgili benim de bir komplo teorim var
Daha dört gün önce bu köşede Melih Gökçek’le ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı soruşturmayı ‘tuhaf’ bulduğumu yazdım.
Bu yazıda anlatmaya çalıştığım şüphelerimde haklı çıktım sanırım. Savcılığın suç bile olmayan bir konuyu araştırmasının bir siyasetçi olarak Melih Gökçek’i hedef almasının siyasi sebepleri olabileceğini ima etmeye çalışmıştım çünkü.
Şimdi, Fatih Altaylı’dan öğreniyoruz ki, Melih Gökçek’le ilgili son haberi patlatan gazeteci olan Murat Ağırel, Ankara’ya ifade vermeye gittiğinde onun ifadesini doğrudan Ankara Başsavcısı Aykut Çelik almıştı.
Aykut Çelik, herhangi biri değil. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Adalet Bakanlığına atanan Akın Gürlek’in eliyle seçip Ankara’ya getirdiği bir isim.
Ve Altaylı’nın aktardığına göre Murat Ağırel’e sorgu sırasında Melih Gökçek’in ve ailesinin mal varlığına dair geçmişe dayalı çok kapsamlı sorular sorulmuş, ondan bilgi istenmişti. (Ağırel, Melih Gökçek’le ilgili bilgi istemek için doğru isim, bu konuda bir kitabı var çünkü.)
Ben dört gün önceki yazımda savcılığın ‘maddi gerçeğin ortaya çıkarılması’ amacıyla soruşturma açmasını ‘anlamlı’ bulmuştum; çünkü bana göre maddi gerçek zaten tabak gibi ortadaydı.
Murat Ağırel’e savcının sorduğu sorular, aslında savcının da maddi gerçeği bildiğini, maksadın başka olduğunu bana anlatıyor.
10Haber’de benim yazımın ertesi günü Fatih Altaylı’nın bir başka yazısı yayımlandı. Altaylı o yazıda Ankara’da dolaşan ama kendisinin ‘deli saçması’ dediği bir komplo teorisinden söz ediyordu; Gökçek soruşturması aslında Mansur Yavaş aleyhine başlatılacak soruşturmanın bir bahanesiydi bu teoriye göre.
Bu çerçevede, yani her şart altında bu Melih Gökçek soruşturmasının da şimdilik belirsiz bir amaç için bile olsa siyasi saiklerle yapıldığını düşününce, benim aklıma da bir komplo teorisi geldi, bilmiyorum inananı, makul bulanı çıkar mı?
Benim teorime göre Akın Gürlek ta 19 Mart 2025 günü, yani Ekrem İmamoğlu’nun evini şafak vakti bastırıp onu gözaltına aldığı gün yapması gerekeni şimdi yapıyor.
Biliyorsunuz İmamoğlu’nun tutuklanıp hapse atılması ve yargılanması, Tayyip Erdoğan iktidarına çok pahalıya maloldu.
Birincisi, Tayyip Erdoğan 2023’te yeniden seçildiğinde amacını ve hedefini enflasyonu düşürüp vatandaşın hayat şartlarını yeniden düzeltmek olarak belirlemişti ama bu operasyon o programı öyle bir sarstı ki, Erdoğan’ın 2028’deki seçime dek enflasyonu düşürme, refahı yeniden arttırma olasılığı kalmadı.
İkincisi, bu operasyon hemen Tayyip Erdoğan’ın gelecekteki seçimde başlıca rakibini, hatta onu yenecek tek kişi olduğu söylenen rakibini siyasetten elimine etmek için düzenlenen siyasi bir operasyon olarak algılandı. Bu algı sadece Erdoğan’ı zayıf göstermekle kalmadı, aradan geçen bunca zamanda savcılığın yürüttüğü hepsi de CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar yüzünden daha da kuvvetlendi.
Oysa daha ilk gün iktidar aynı anda bazı Ak Partili belediyeler aleyhinde de yolsuzluk soruşturmalarına başlayarak bu operasyonların sadece muhalif belediyelere değil Ak Partili belediyelere de hesap sorduğunu anlatan bir halkla ilişkiler kampanyasına girişebilirdi.
İşte şimdi Melih Gökçek’e yapılma hazırlıklarına başlanan operasyon sanki böyle bir denge arayışı gibi geliyor. Hele Mansur Yavaş’ın 2019’dan beri yaptığı suç duyuruları da gündeme alınmaya başlanır ve Gökçek dönemi belediyesi masaya yatırılırsa tam olarak göreceğiz: Bu sahiden yolsuzluk konusunda siyasi denge oluşturma operasyonu.
Yolsuzlukla suçlamak ve soruşturmak için Ak Parti içinde çok isim var ama Melih Gökçek’in bu konuda en elverişli isimlerden biri olduğunu kabul etmek gerek.
Tabii Gökçek’le aynı günlerde eski başbakan Binali Yıldırım ve ailesinin servetinin gündeme gelmesi, o ailenin ise 2022’den itibaren şirketlerinin içini boşalttığının ortaya çıkması, benim komplo teorimi bir ölçüde destekliyor.
Kim bilir, belki de bu operasyonlar sadece siyasi denge için değil bir çeşit ‘el yıkama’ amacına da hizmet etmek üzere tasarlanıyor ve bunu erken fark edenlerden biri olarak Binali Yıldırım kendi izlerini silmeye bundan dört yıl önceden itibaren başlamış olabilir.
Unutmayın, bu yazdıklarım tümüyle spekülasyon, herhangi bir bilgim olmadan, komplo teorisyeni bakış açısıyla aklıma gelen şeyler.
Türkiye’de neredeyse yaşadığımız hiçbir şey tek bir anlama gelmiyor; her şeyin arkasında ikinci, üçüncü anlamlar ve amaçlar yatıyor.
Böyle olduğu için de insan ister istemez komplolarla düşünmeye başlıyor, bizi yönetenlerin kafasının içini önceden okumak için bu tuhaf spekülasyonlara başvuruyor.

