24-09-2026
İsmet Berkan

Melih Gökçek’i mi savundum?

Melih Gökçek’i mi savundum?

Bu köşede yayınlanan ‘Bir tuhaf Melih Gökçek soruşturması’ başlıklı yazım, küçük çaplı bir yanlış anlamanın kurbanı olmuş durumda.

Bazı okuyucular bu yazıyla Melih Gökçek’i savunduğumu düşünmüş. Neyse ki hepsi değil ama yine de oturup düşünme gereği duydum: Acaba neden böyle bir izlenime sebep oldum?

Baştan net biçimde söyleyeyim: Hayır, o yazı Melih Gökçek’i savunmak için yazılmadı; tam tersine iktidar cenahının Melih Gökçek’i bir kurban olarak seçtiği izlenimi verdiğini söylemek, yargının siyaset eliyle, siyasi mühendisliğin bir aracı olarak kullanıldığını bir kez daha ima etmek için yazıldı.

Köşe yazısının köşeli bir netlikte, keskin çizgiler içermesi gerektiğini bilecek kadar tecrübeli bir yazarım, epeydir köşe yazıyorum, yanlış anlaşılmak veya muradım olmayan şeyleri söylediğim izlenimi vermek ilk kez başıma gelmiyor.

Ama öte yandan bazı öyle konular var ki, bir yandan o konuda yazı yazmak mesleğinizin gereği ama bir yandan da eksik enformasyon ortamı yazı yazmayı zorlaştırıyor. İşte o zaman, kaçınılmaz olarak bazı şeyleri okuyucunun kendi anlayışına bırakıyorsunuz. Yazımın yanlış anlaşılmış olmasının müsebbibi benim, demek derdimi iyi anlatamamışım.

Bugün Melih Gökçek savcılığa gidecek ve ifadesini verecek. Ona soruların ne şekilde sorulacağını, nelerin sorulacağını ve Gökçek’in bu ifadeyi hangi sıfatla (şüpheli mi, tanık mı, bilgi veren mi) vereceğini sahiden merak ediyorum.

Bana öyle geliyor ki, Türkiye’nin zaten çoktan normalin dışına çıkmış siyasi yargılama tarihinde yeni bir kapı açılıyor. Ama tabii erken ve iddialı konuşmamak lazım.

Ucu belki de bir ceza yargılamasına varabilecek bir savcılık araştırmasından söz ediyoruz sonuç olarak, ama bu araştırma daha en başından itibaren ‘tuhaf’ onu da kayda geçirmek lazım.

Canınız sıkılmayacaksa bu konuda bildiklerimizle bilmediklerimizi madde madde sıralamaya çalışayım:

-Bildiğimiz kadarıyla ortada bir suç soruşturması yok. Savcılık, ‘maddi gerçeği ortaya çıkartmak’ gibi tuhaf, pek de alışıldık olmayan bir şey yapıyor Melih Gökçek hakkında.

-Başta linkini verdiğim o yazımda da söyledim; yurt dışına para göndermek de, yurt dışında şirket kurmak da, gayrimenkul almak da suç değil, her yıl binlerce vatandaşın yaptığı bir şey. Dolayısıyla burada ortaya çıkarılacak fazla bir ‘maddi gerçek’ de yok.

Bu iki maddeye dayanarak akıl yürütüyorum: Öyleyse bu ‘maddi gerçeği ortaya çıkarma’ arayışı aslında Melih Gökçek için suç soruşturması başlatma arayışına bulunan bir kılıf.

Melih Gökçek hakkında pek çoğumuzun (ben dahil) kuvvetli kanaatleri var. Örneğin ben kendisinden hiç hazzetmem, belediye başkanlığı döneminde suç işlediğini de düşünüyorum.

Bir basit örnek vereyim: Onun başkanlığı döneminde belediyenin doğal gaz şirketi doğal gazı Ankara halkına sattı ama sattığı bu gazın parasını BOTAŞ’a yıllarca ödemedi, bu yolla belediyeye ucuz finansman sağladı. Türk milletinin tamamı Ankaralıların ücretini de ödeyerek kullandığı bu gazın parasını ödedi sonuç olarak.

Bir örnek daha vereyim: Gökçek meşhur Ankara TemaParkı için inanılmaz paralar harcadı, bu park sonuçta açılmadı ve o paraları da sadece Ankara Belediyesi değil hepimiz ödedik.

Bakın bu iki basit örnekte şahsi yolsuzluktan söz etmiyorum, çünkü onlarla ilgili özel bir bilgiye sahip değilim. Bu saydıklarım (ve saymadığım başka onlarcası) açıkça kamuyu zarara uğratma suçu içeren olaylar. Ama savcılık, elinde Mansur Yavaş belediyesinin gönderdiği hepsi de belgeli onlarca suç duyurusundan tekini bile işleme almadı.

Melih Gökçek 9 yıldır siyasi sıfatı olmayan bir isim. Hakkındaki onca ithama rağmen 9 yıldır çok güçlü bir koruma kalkanı altında yaşamaya devam ediyor. Adeta dokunulmazlık sahibi.

Peki şimdi ne değişti de kendisine dokunulma ihtimali belirdi? Bunu bilmiyoruz.

Bilmediğimiz bir başka şey, Melih Gökçek’in günlerdir siyasi iktidarla ve Ankara Savcılığı ile el altından konuşup konuşmadığı…

Bütün bu gürültünün sonunda Melih Gökçek mal varlığı biraz eksilmiş ama hakkında hiçbir suçlama yöneltilmemiş bir insan olarak karşımıza çıkar, Tayyip Erdoğan’ın liderliğine övgüler düzerse hiç şaşırmayacağım.

Türkiye’nin tuhaflıkları saymakla bitmez çünkü…

Türkiye, artık siyasetin böyle yapıldığı bir ülke mi?

Türkiye, artık siyasetin böyle yapıldığı bir ülke mi?

İstanbul’un Üsküdar ilçesi, öyle özellikle muhafazakar bir ilçe değil aslında. Ama yine de, bu ilçenin bazı bölümleri uzun zamandan beri İstanbul’un dindar muhafazakarlarının gözde mahalleleri. Tayyip Erdoğan’ın evi de bu ilçede.

2019’daki yerel seçimde Ak Parti bu ilçede seçimi aslında ucu ucuna, epey de zorlanarak kazanmıştı. CHP bu seçimde imam hatip mezunu muhafazakar bir aday bulmuş, onunla yarışa girmişti.

2024’te ise tersi oldu. CHP muhafazakar bir adayla değil tam tersine üstelik kadın bir adayla, Sinem Dedetaş’la seçime girdi ve seçimi açık farkla kazandı.

2019’da Ak Parti adayı Hilmi Türkmen CHP adayını 6 bin oyla geçmişti, 2024’te Sinem Dedetaş aynı Hilmi Türkmen’e 24 bin oy fark attı.

İstanbul’un ve Türkiye’nin başka pek çok yerinde olduğu gibi bu işe yargı el attı, Ağustos ayı başında Sinem Dedetaş da tutuklandı, İçişleri Bakanlığı da onu hemen belediye başkanlığından aldı, yerine belediye meclisinde vekil başkan seçilmesi gerekti.

Meclis’te yapılan seçimi CHP’nin gösterdiği aday kazandı ama Ak Parti allem etti kallem etti bu seçimin sonucuna itiraz etti. Seçim sürecinde CHP’li dört üye oylarını değiştirip Ak Parti adayı lehine oy kullanmıştı ama o seçimi yine de 21-19 kaybetmişti.

Derken yargı bir daha devreye girdi ve bu seçimi iptal etti. Şimdi cumartesi sabahı Üsküdar Belediye Meclisi bir kez daha seçim yapacak.

Bu seçim öncesinde Özgür Özel’in isimlendirmesiyle ‘Ak Parti yargı kolları’ yeniden yardıma koştu; seçimde oy kullanacak 3 CHP’li Meclis üyesi gözaltına alındı. Bu yetmedi, bir önceki seçimde zaten son anda Ak Parti safında oy kullanmış olan 4 CHP’liyi de transfer ettiler.

Cumartesi yapılacak seçimde şimdiden çoğunluk sağladı Ak Parti. Yani Üsküdar’ı ‘geri alacak’lar.

Bütün bunları sanki sıradan ve gayet olağan şeyler gibi yazıyorum; hayır hiçbiri sıradan da değil, olağan da.

Sadece Tayyip Erdoğan değil bütün Ak Parti artık siyaset sanki böyle yapılan bir şeymiş gibi, olan bitenler de normalmiş gibi hareket ediyor.

Mertlik, dürüstlük, oyunu ‘fair play’ kurallarına uygun oynamak, halkın verdiği oylara saygı duymak falan hepsi modası geçmiş, Türk milletinin de artık umursamadığı şeyler olabilir mi?

Hepimizin birden mi ahlakı bu seviyeye düştü?